Cengiz’den Kalyon’a; Sabancı’dan Koç’a… Türkiye’yi yağmalayanlara COP31’de ortaklık
Antalya'da COP31 iklim zirvesinin "iklim destekçisi" sponsorları açıklandı. Ormanları kesen, siyanürlü madenler açan ve doğayı talan eden sermayedarlar, bu zirveyi tam bir aklanma sahnesine çeviriyor.
Kolaj: Evrensel
Özlem Songül Abayoğlu
[email protected]
Bu yıl Antalya’da 9-20 Kasım tarihlerinde COP31 zirvesi gerçekleştirilecek. Zirve tarihi yaklaşırken reklamları da yoğunluk kazandı. Fosil yakıt, maden, enerji sermayedarları ve onların temsilcileri iktidarlar tarafından “aklama ve pazarlık” sahnesi olan bu zirve, onlar tarafından desteklenirken yine onların reklamını yapmakla da yükümlü.
COP31’in resmi sitesinde zirvenin “iklim destekçileri” açıklandı. Örneğin Cengiz Holding “sürdürülebilir dönüşüm ortağı”, Kalyon Holding “karbon dengeleme ortağı”, Sabancı Holding “elektrifikasyon partneri”, Koç Holding “küresel iş ortağı” olarak ilan edildi. Limak, IC Holding, Rönesans Holding, Nurol Holding gibi pek çok şirket daha var.
Cengiz Holdingin derdi ‘sürdürmek’ istediği serveti
Şimdi ‘sürdürülebilir dönüşüm’, sözlük anlamı olarak, “Kurumların, sanayinin, şehirlerin ve toplumların kaynaklarını ‘Çevreye zarar vermeden’, ‘Sosyal adalet ilkelerine uygun’ ve ekonomik olarak uzun ömürlü bir yapıda yeniden organize etmesi süreci” olarak tanımlanıyor. Peki Cengiz bu ortaklığı ‘hak edecek’ neler yaptı?
Cengiz Holdinge bağlı ETİ Bakır AŞ, Eskişehir’in Tepebaşı ilçesine kurmak istediği siyanürlü altın ve gümüş madeni projesi için 57 bin ağaç kesmeye karar verdi. Maden nedeniyle bölgede tarım olumsuz etkilenecek, Sakarya Nehri zehirlenecek ve belki de nehir kuruyacak.
Topraklarının yüzde 71’i maden ruhsat alanı olan Artvin’de, 1951 yılında açılan ilk bakır madeni tesisini yıllardır Cengiz Holding işletiyor. 2014 yılında Artvin’e siyanür havuzu kurmak isteyen Cengiz Holdingin karşısına halk dikilince, projeden vazgeçiliyor, halka yazılı söz veriliyor. Ancak Cengiz Holding projesini unutmuyor. Şirket, bugün Artvin’e siyanür havuzu kurmak için çalışmalarına başladı. Üstelik “sızdırmama garantisi” yok.
2021 yılında Kaz Dağı’nda işletmek istediği altın-bakır madenine tarlalarını satmaları için köylüleri tehdit etti. Cengiz Holding Halilağa bölgesinde işletmek için çalışmalarını sürdürdüğü altın-bakır madeni ile ilgili yöre köylülerine “Gelin topraklarınızı satın yoksa Maden Kanunu uyarınca bakanlığa başvurup kamulaştırma isteyeceğiz” yazan tehdit gibi mektuplar gönderdi. 2025 yılına gelindiğinde Kaz Dağlarında tam 500 bin ağaç kesti.
Bu madenlerde yaşanan iş cinayetleri ise gırla. En son Truva Bakır Madeninde 56 yaşındaki İşçi Yaşar İlter, kamyon altında kalarak yaşamını yitirdi. 9 işçinin siyanürlü toprak altında kalarak can verdiği İliç Maden Katliamı’nın yaşandığı Anagold altın madenini, daha katliamın davası bitmeden piyasa değerinin yarı fiyatına satın aldı. Yani Cengiz Holding için -bedeli işçi canı ya da çevre olması fark etmez- “sürdürülmesi” gereken tek kârı.
Ormanı kes, zeytini sök, kömür madeni kur
Limak Holding ve IC Holding denince ortak işletmeleri olan YK Enerji akıllara geliyor. Nereden mi? YK Enerji Muğla’daki Akbelen Ormanlarını talan eden, İkizköylülerin karşısına jandarma diken, yaşam alanları ve geçim kaynakları için mücadele eden üretici köylüleri sürükleyerek gözaltına aldıran ve santraline kömür sağlamak için Akbelen Ormanı’na kömür madeni açan o şirket. Üstelik Akbelen’de köylülerin geçim kaynağı olan zeytinleri de söken, tapulu zeytin tarlalarını devlet eliyle acele kamulaştıran şirket.
Petrol ve siyanürlü madenlere kılıf
Koç Holdingin de eksiği yok fazlası var. Dört petrol rafinerisi bulunan TÜPRAŞ’ın sahibi olan Koç, Opet’in de sahibi. Holdingin ülkenin dört bir yanında madenleri de var. Sivas’ta kurduğu Bakırtepe’de siyanürlü altın, Erzurum İspir’de bakır, Soma’da ise Eynez madeni…
Koya otel diken şirket de var, fosil yakıt yatırımı olan da
Sinpaş’a hem Muğla’nın Marmaris ilçesi İçmeler Mahallesi sınırları içindeki, “milli park” sayılan Kızılbük Koyu’nda devasa otel dikti. Şirketin inşaatı başladı, yükseldi. Yargı ancak 2025 yılında ruhsatı iptal etti. Hemen sonra şirket gözünü Manyas Kuş Cenneti’ne yalnızca 10 kilometre mesafede olan Susurluk’a dikti.
Rönesans Holding de en az diğerleri kadar adını çevre talanında ve işçi direnişlerinde duyduğumuz bir diğer sermayedarın. Adana’nın Ceyhan ilçesinde petrokimya tesisi kuran Rönesans, tesisin elektrik ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan karşılayacağını duyurdu.
Kalyon hem üretici köylüleri hem işçiyi hem de doğayı sömürdü
“Karbon dengeleme ortağı” ilan edilen Kalyon Holding ise işçi mücadeleleriyle ve enerji tesisleriyle anılıyor. Kalyon, ülkenin dört bir yanında “yeşil dönüşüm” kılıfı adı alında enerji santralleri kuruyor. Yöre halklarının itirazlarına, emeklerine, haklarına aldırmayan Kalyon; tarım alanı, mera alanı, ormanlık arazi dinlemeden santrallerini nereye kurmak isterse kurabiliyor.
Örneğin Ordu, Tokat ve Sivas sınırlarında planladığı 33 türbinlik rüzgar enerji santralı (RES) projesinin nihai ÇED raporu, projenin orman ve yaylak alanları ile bölgedeki kuş türleri üzerindeki etkilerini ortaya koydu. Proje kapsamında yaylaklarda 29.1 hektarlık alanda inşaat yapılması planlanırken, türbinlerin kurulacağı orman alanlarında ağaç kesilmesi planlandı. 33 türbinin büyük bölümünün tarım ve mera alanlarında bulunduğu, 7 türbinin ise orman alanları üzerinde yer aldığı ÇED raporunda belirtildi.
Ya da Urfa Viranşehir’de yurttaşların hayvancılık yaptığı mera alanına 160 bin panel yerleştirme kararını, bölge halkının tüm itirazlarına rağmen aldı. Bir diğer örnek de Eskişehir’de. Kalyon, Eskişehir’de halkın buğday ektiği arazilere, rüzgar enerji santrali kurmak istedi diye alan yenilenebilir enerji kaynak alanı ilan edildi.
Kalyon Holding, işçilerin hakkına gelince Ali Cengiz oyunlarına girişti. 2024 yılında, bir yıl içinde neredeyse 1000 işçiyi işten atan Kalyon, en son da işçilerin izin gününe göz dikti. 6 gün çalışma 2 gün izin düzeninde çalışan işçilere, ocak ayından itibaren 6 gün çalışma 1 gün izin düzenine geçileceği duyuruldu.
Hem çimento hem enerji santralleri
Enerjide özelleştirmelerle birlikte orman yangınlarının arttığı dönemde gündeme gelen bir diğer holding de Sabancı. Sabancı Holding, COP31’in, “elektrifikasyon partneri.” Elektrifikasyon bir nevi fosil yakıtlar veya mekanik güçle çalışan sistemlerin elektrik enerjisiyle çalışır hale dönüştürülmesi sürecine verilen isim. Ancak fosil yakıtlara alternatif gibi gösterilen ve enerji santralleri üzerinden dev servetler edinen EnerjiSa da temiz değil.
İzmir Çeşme’de GES kurmak isteyen Sabancı, halkın tarım alanlarına göz dikti. Üstelik alan “deniz manzaralı, doğal sit statüsündeki” tarım arazileriydi. Bunun yanı sıra çimento fabrikaları gibi pek çok sektörde bulunan Sabancı, devlet aracılığıyla bizim tarafımızdan da finansal olarak destekleniyor.
Sabancı’yla ilgili bir diğer tepki çeken olay ise İsrail-Filistin savaşı sonrası meydana geldi. Hatırlamakta fayda var: Sabancı Holdingin sahibi olduğu Akçansa’nın çok sayıda gemiyle İsrail’e çimento taşıdığı ortaya çıkmıştı.
Havzayı talan edene kürsü var, yönetene yok
Zirve daha pek çok sermaye grubunun ismiyle dolu. Örneğin İstanbul’un en önemli su havzalarından biri olan Ömerli Havzası’na bir sürü kimyasalı barındıran bir biyoteknoloji ihtisas organize sanayi bölgesi (OSB) kurmayı ve alanı yapılaşmaya açmayı hedefleyen BİYOSAD, COP31’de “İklim pozitif biyoteknoloji ihtisas organize sanayi bölgeleri: Türkiye’nin yeşil sanayileşme modeli” başlıklı bir sunum yapacak. Ancak Ömerli Havzası’nı korumak, İstanbul’un suyuna zehir karışmasını engellemek ve alanın betona boğulmasına mani olmak için dava açan İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) için bir kürsü verilmedi. Üstelik BİYOSAD planına karşı İSKİ, açtığı davaların tümünü kazanmışken.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et