Diyarbakır’da ekmek davası: Seyyar satıcılara ne olacak?
Sur’da turizm ve kaldırım işgali gerekçesiyle yerlerinden edilmek istenen seyyar satıcılar, zabıta baskısı altında geçim mücadelesi veriyor. Satıcılar, Sur’un tarihi dokusunu ve renkliliğini koruyan, yoksulları gözeten adil bir kent düzeni istiyor.
Fotoğraf: Evrensel
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Diyarbakır — Diyarbakır’da Dağkapı Meydanı’ndan Suriçi’ne, Gazi Caddesi’ne doğru ilerlerken karşıdan karşıya geçtiğinizde sizi ilk karşılayanlar seyyar tezgahlarda meyve ve sebze satanlar olur. Onların tezgahlarında özellikle bölgede yetişen ışkın (halk arasında “Kürt muzu” da deniyor), acur, alıç ve mevsimine göre değişen ürünler satılır. Sokakta biraz ilerledikçe şerbetçileri, Hevsel’den toplanan yeşillikleri, bazen fıstık ve ceviz satıcılarını görürsünüz. Son yıllarda bütün bu seyyar tezgahlara akşamları açılan ciğerciler ve son bir yılda ortaya çıkan şırdancılar da eklendi. Halkın geneli ciğercilerin dumanından, kokusundan ve büyük tezgahlarıyla kaldırımı kapatan şırdancılardan pek memnun olmasa da buradaki seyyar satıcılar Sur’un renkliliği olarak kabul ediliyor. Şehrin tarihi bölgelerini gezen turistler önce o tezgahlarda satılan meyvelerden alıp sonra dolaşmaya başlıyor.
Ancak son bir yıldır Sur’un “turistik bölge olması” ve bazı tezgahların yürüme yollarına kurulması gerekçesiyle seyyar satıcılar başka bir yere taşınmak isteniyor. Seyyar satıcılar ile Sur ve Büyükşehir Belediyeleri arasında devam eden görüşmelerde belediye tarafı tezgahlar için yeni yer gösterildiğini ancak geçmediklerini ifade ederken, geçen hafta zabıtaların bir anda tezgahları kaldırmak istemesiyle ortaya çıkan gerilim sosyal medyaya yansıdı.
Çok konuşulan o görüntüler sonrasındaysa açıklamalar peş peşe geldi. Kent bileşenlerinden oluşan “Sur’da İşgali Önleme Komisyonu”, ilçedeki kaldırım işgalleri ve seyyar satıcıların yaya ulaşımına etkisine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Emin Ay, ilçe belediye eş başkanları ve komisyon temsilcilerinin katıldığı toplantıda yürütülen ortak çalışmalar kamuoyuyla paylaşıldı. Sur Belediyesi Eş Başkanı Gulan Önkol, halktan, kadınlardan ve engelli bireylerden gelen şikayetler doğrultusunda hareket ettiklerini, amaçlarının asla yurttaşı ekmeğinden etmek, tezgahını kaldırmak ve alternatif bir çözüm sunmadan onları ortada bırakmak olmadığını söyledi. Yeni bir turistik semt pazarı projesi tasarladıklarını da duyuran Önkol, müzakere kanallarını açık tuttuklarını ve toplumsal barışı gözettiklerini ifade etti. Bu açıklamayı gerektiren durumlardan biri de sosyal medyada paylaşılan görüntüler sonrası ekmek kavgasındaki seyyar satıcıların yaşadığı ekonomik kayıp nedeniyle halkın gösterdiği tepki oldu.
Fotoğraf: Evrensel
Tartışmalar günlerce devam etti, halen de ediyor. Kimileri Sur’un turistik bölge olması nedeniyle seyyar satıcıların turistleri de halkı da rahatsız ettiğini ve görüntü kirliliği oluşturduğunu söylerken; kimileri de Sur’un dezavantajlı, yoksul halkının 40 yılı aşkındır burada bu işi yaptığını, yaşamını başka türlü sürdüremeyeceğini ve tezgahların Sur’la özdeşleştiğini savunuyor. Bu tartışmada “yoksulların yanında” dururken, yayaların geçiş ve oturma güzergahındaki ciğerci dumanı ve kokusu yüzünden kafası karışık olanlar da var tabii.
“Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yere gitmemizi istiyorlar”
Ailesiyle birlikte 40 yıldır Sur’un sokaklarında ekmeğini kovalayan seyyar satıcı Abdullah Cinaklı, eliyle kentin öte yakasını işaret ederek anlatıyor çaresizliğini. Belediye birtakım alternatifler sunulmuş onlara, “75 yoluna ya da Kervansaray’ın oraya gidin” denilmiş. Ancak Cinaklı’ya göre o bölgeler ellerindeki üç beş kilo meyveyi satabilecekleri yerler değil. “İmkanımız olsa zaten durmayız burada” diyor ve ekliyor: “Ama gösterdikleri yerlerde kuş uçmuyor, kervan geçmiyor. Oraya gitsek akşam eve elimiz boş döneriz. Üstelik buradan iki saatlik yol; arabamız yok, aracımız yok. Nasıl gidip gelelim?”
Seyyar satıcıların akşamları çocuklarına bir dilim ekmek götürmek için verdikleri bu kavga yeni de değil. Geçen yıl zabıtaların eşyalarını dağıttığını, 400-500 bin liralık zarara uğramalarına rağmen seslerini çıkaramadıklarını anlatıyor Abdullah Cinaklı. Belediyeye gidip dert anlatsalar da zararlarını karşılayan olmamış. Günde en fazla bin-2 bin lira kazanarak çocuklarına bakmaya çalıştığını ve yapıcı bir çözüm yerine baskıyla karşılaştığını anlatıyor: “Başka iş olsa yaparız ama kimse iş imkanı sağlamıyor. Baba mesleğimiz bu bizim, yıllardır bu kaldırımlardayız.”
“Amacımız sadece evimize ekmek götürmek”
Tam o sırada yan tezgahtan genç bir seyyar satıcı giriyor söze. Kentteki işsizlik cenderesinin orta yerinde, gençliğini bu kaldırımlarda harcadığını söylerken sesi buruk. Niyetlerinin yolu işgal etmek ya da insanları rahatsız etmek olmadığını bastıra bastıra vurguluyor: “Eğer yaya yolunu kapatıyorsak, bize yine semtimiz içinde, Dağkapı’da ya da sur kenarlarında uygun bir yer göstersinler. Semtimizden kopmak istemiyoruz. Bize uygun bir yer yapılsaydı zaten dururduk. Akşam eve iki kuruş ekmek parası götürmekten başka bir derdimiz yok ama zorbalık yapılıyor. Bu saatten sonra ne iş yapacağız, hırsızlık mı yapalım?”
Fotoğraf: Evrensel
“Çocuğun boğazından geçen lokmaya göz dikiyorlar”
Tezgahın öteki ucunda ise babasıyla birlikte çalışan Berat karşılıyor bizi. Babası 40 yıldır bu işte, Berat da henüz beş yaşındayken girmiş bu hayat kavgasına, şimdi 12-13 yaşlarında. Aylardır tutulmayan sözlerden, kaldırımlara dökülen meyvelerden bahsediyor gözleri dolarak. “Yedi ay önce ‘Size yer vereceğiz’ dediler ama gösterdikleri yerden hiç memnun değiliz. Bizi kentin dışına sürüklemek istiyorlar. O kadar yolu tepip oraya varsak, kim gelip bizden alışveriş yapacak?” diye soruyor. Birkaç gün önce yine gelip meyvelerini dökmüşler yere. Arkadaşlarının yüzlerce bin liralık zararı var. Çalışma saatlerini kısıtladıklarında bile ses çıkarmadıklarını hatırlatan Berat’ın dudaklarından şu sitem dökülüyor: “Şimdi de ‘Burası turistik bölge, kalkacaksınız’ diyorlar. Tek geçim kaynağımız bu tezgahlar. Bu yapılan, yoksul bir çocuğun boğazından geçen lokmaya göz dikmektir.”
“Ekmek aslanın midesinde, biz oradan çekip almaya çalışıyoruz”
Kimi seyyar satıcılar belediyeyle karşı karşıya gelmemek için “Belediye bizim belediyemizdir, düzelir” diyerek sessiz kalsa da çaresizlik hissi hepsinin yüzünden okunuyor. Yıllarca Sur’da esnaflık yapmış, çatışmalı dönemde dükkanını kaybedip seyyar satıcılığa başlamış 60 yaşlarındaki bir diğeri ise yaşananların özetini tek cümlede veriyor: “Ekmek artık aslanın ağzında değil, midesinde, biz oradan çekip almaya çalışıyoruz.”
Seçim döneminde gece gündüz çalıştığını söyleyen emektar satıcı, “varlıktan yokluğa düşmesine rağmen çalışmaktan hiç gocunmadığını ama bu muameleyi de hak etmediklerini” belirtiyor. Sabahın yedisinden akşamın yedisine kadar yollarda ve hâlâ koca bir ailenin yükünü omuzluyor: “Oğlum evlendi, çocuğu oldu. Asgari ücretle çalışıyor ama zaten ev kirası 12 bin lira. Bir asgari ücret neye yetsin? Mecburum ben de bu yaşta çalışmaya...”
Seyyar satıcılık, Sur’da babadan oğula devredilen bir yaşam mücadelesine dönüşmüş durumda. Sur’un yoksul ve emekçi halkı gözetilerek, tarihin yerelin renkliliğiyle buluştuğu adil bir kent düzeninin inşa edilebilmesi ise gerçek çözüm yolu…
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et