Eskişehir’de göçmen ve mülteci işçiler güvencesizliğe mahkûm ediliyor
Eşkişehir'de göçmen ve mülteci işçilerin koşulları ağır: Çok düşük ücretlere çalışmış olmalarına rağmen maaşlarını zamanında alamıyorlar. Sigorta girişleri yok, çalışma izinleri yok. Tanık olmak isteyen işçi ise deportla tehdit ediliyor.
Fotoğraf: DHA
Berivan Özkara
[email protected]
Eskişehir’de tarımdan hayvancılığa, sanayiden otomotiv atölyelerine, ev içi bakım işlerinden farklı hizmet alanlarına kadar pek çok sektörde göçmen ve mülteci işçiler çalışıyor. Düşük ücret, sigortasız çalışma, ödenmeyen alacaklar, işten çıkarılma ya da sınır dışı edilme korkusu, göçmen ve mülteci işçilerin karşı karşıya kaldığı başlıca sorunlar arasında. Patronlar, göçmenlerin güvencesiz koşullarını emek maliyetini azaltmanın bir aracı olarak kullanıyor. Avukat Şahap Arpacı ile Eskişehir’deki örnekler üzerinden göçmen ve mülteci işçilerin çalışma koşullarını, yaşadıkları hak ihlallerini ve bu tablonun işçi sınıfının bütünü açısından ne anlama geldiğini konuştuk.
Tarımdan sanayiye ucuz ve güvencesiz emek
Eskişehir’de mülteci işçilerin yoğun olarak çalıştığı alanların başında tarım ve hayvancılık geliyor. Özellikle kırsal bölgelerde mevsimlik işlerde çalışan Afgan ve Suriyeli işçiler, ağır çalışma koşullarına ve düşük ücretlere rağmen geçimlerini sağlamaya çalışıyor. Alpu, Beylikova, İnönü, Mihalıççık ve Seyitgazi çevresindeki tarımsal üretimde mülteci emeğinin yaygın biçimde kullanıldığını belirten Şahap Arpacı, “Eskişehir’in köylerinde tarımla uğraşacak bir genç nüfus kalmadığı için bu bölümü Afganlar ve Suriyeliler doldurdu. Şu anda patates sökeceksek, domates toplayacaksak, pancar sökeceksek Eskişehir köylerinde bu işi büyük oranda Afganlar ve Suriyeliler yapıyor” diyor.
Bu işlerde çalışan mülteci işçiler, yerli işçilere kıyasla çok daha düşük ücretlerle çalıştırılabiliyor. Arpacı, kayıt dışılığın iş kazası ve hastalık durumlarında da işçileri savunmasız bıraktığını vurguluyor: “Herhangi bir iş kazası geçirmeleri halinde, bu tarlada da olabilir fabrikada da olabilir, hastaneye, adliyeye gidip hukuki anlamda başvurabilecek bir mekanizmadan da yoksunlar.”
Şahap Arpacı
Sanayide ağır koşullar, hukuki yollara erişimde engeller
Eskişehir’de mülteci işçilerin çalıştığı bir diğer alan sanayi. Avukat Şahap Arpacı, Teksan ve Baksan Sanayi Sitelerinde, otomotiv tamirhanelerinde, boya ve mobilya sektöründe çalışan Iraklı ve Suriyeli işçiler bulunduğunu; organize sanayi bölgesinde ana fabrikalara üretim yapan yan sanayi işletmelerinde de mülteci emeğinin kullanıldığını anlattı.
Bu alanlarda da kayıt dışılık, düşük ücret ve güvencesizlik öne çıkıyor. Göçmen ve mülteci işçilerin çalışma izinlerinin ya da sigorta kayıtlarının bulunmaması, ücret alacaklarını kanıtlamalarını da zorlaştırıyor. Arpacı, işçilerin aylarca ücret alamadığı durumlarla karşılaştıklarını belirterek, kayıt dışı çalışmanın hukuki süreçlerde yarattığı güçlüğü şöyle anlatıyor:
“En büyük sorunlardan bir tanesi, çok düşük ücretlere çalışmış olmalarına rağmen maaşlarını zamanında alamamaları. Sigorta girişleri yok, çalışma izinleri yok. Hangi hukuki yolla alamadığı üç aylık maaşı alacak? Avukat tutsa, iş mahkemesine, ara bulucuya başvuracak olsa bunu kanıtlayamayacağız. İş mahkemeleri SGK girişine ve çalışma izinlerine bakıyor.”
Hak aramanın önünde sınır dışı edilme tehdidi
Patron ücreti eksik ödendiğinde ya da ödemeyi geciktirdiğinde işçi işten çıkarılma tehdidiyle karşılaşabiliyor. Mülteci ve göçmen işçiler bakımından bu baskıya, sınır dışı edilme korkusu da ekleniyor. İşçilerin çalışma ve oturma durumlarına ilişkin belirsizlikler, patronların elini güçlendirirken işçinin emeğinin karşılığını istemesini dahi zorlaştırıyor. Böylece ücretin ödenmemesi yalnızca iş yeri içinde yaşanan bir sorun olarak kalmıyor; işçinin ülkede kalma ve yaşamını sürdürme kaygısıyla birleşerek daha ağır bir baskıya dönüşüyor.
Arpacı’nın aktardığı Filistinli bir işçinin yaşadıkları, bu baskının nasıl işlediğini gösteriyor. Boya ve kimyasallarla çalıştığı iş yerinde işçinin fazla mesai ve diğer ücret alacaklarıyla birlikte 200 bin liranın üzerinde alacağı olduğunu belirten Arpacı, bu alacağın tahsili için hukuki sürecin başlatılmak istendiğini ancak patronun diğer işçileri tehdit ederek tanıklığı engellediğini anlattı:
“Şahit var; kendisi gibi Iraklı, Filistinli birçok işçi var, aynı problemleri yaşıyorlar. Ama hepsi bırakın şahitlik yapmayı, korktukları için müvekkilimizin telefonlarına çıkmamaya başladı. İşveren, ‘Sizi deport ederim, sizi göç idaresine şikayet ederim’ diyerek işçileri korkutuyor. Göç idaresinde tanıdıkları olduğunu söylüyor. Böyle bir şey olmasa bile ‘Göç idaresi müdürü benim akrabam, orada çalışan memur benim amcamın oğlu’ diyerek işçi üzerinde idari, işveren kaynaklı ve sosyal bir baskı kuruyor.” Arpacı, işçinin alacağının sonunda çok daha düşük bir tutar üzerinden anlaşmaya bağlandığını dile getirdi: “Biz en son 200 küsur bin liralık alacaktan vazgeçtik. Ara bulucuda 80 bin liralık bir anlaşmanın altına imza atmak zorunda kaldık.” İşçinin yalnızca ücret alacağından vazgeçmek zorunda kalmadığını, sağlıksız çalışma koşullarının olası sonuçlarıyla da baş başa bırakıldığını belirtti: “Şu an acaba o kötü çalışma şartlarından ötürü nasıl hastalıkları var, onu da bilmiyoruz.”
Göçmen kadınlar bakım işlerinde güvencesiz
Göçmen kadınlar da özellikle çocuk, hasta ve yaşlı bakımında düşük ücret ve sigortasız çalışma sorunlarıyla karşı karşıya. Arpacı bu işçilerin sorunlarını şöyle aktarıyor: “Eskişehir’in ciddi bir kesiminde hasta bakımı, çocuk bakımı ve yaşlı bakımı konusunda Türkmenistan ve Özbekistan’dan gelen kadınlar var. Ya gelip kayıt dışı çalıştırılıyorlar ya da gerekli izinleri aldıktan sonra çalışıyorlar. Ücretler çok düşük. Sigortasının ödenip ödenmediği belli değil. Kimisi göstermelik olarak bir ay, iki ay sigorta ödüyor. Daha sonra üçüncü ayda göçmen kadınların sigortası da ödenmiyor.”
Ev içinde yürütülen bakım emeğinin denetlenmesinin güç olması, çalışma koşullarının işverenin isteğine göre belirlenmesine de yol açıyor.
Arpacı, bakım işi vaadiyle Türkiye’ye getirilen bazı göçmen kadınların büyük kentlerde organize suç örgütleri tarafından fuhşa zorlandığını da aktarıyor: “Bu kadınlar Türkiye’ye çocuk bakıcısı ya da hasta bakıcısı adı altında getiriliyorlar. Sanki çocuk bakacakmış gibi ülkelerinden kandırılarak Türkiye’ye getiriliyor, belirli evlerde tutuluyorlar. Kimseyle görüşmedikleri, dışarı çıkmadıkları bir kapatılma hali yaşıyorlar. Pasaportlarına el koyuyorlar, pasaportlarını bir daha göremiyorlar. Hiçbir özgürlükleri yok.”
Göçün de sömürünün de kaynağı emperyalist düzen
Göç meselesini yalnızca göçmenlerin varlığı üzerinden tartışmak, insanların ülkelerini terk etmek zorunda kaldığı koşulları gözden kaçırıyor. ABD’nin Irak’ı işgali, Suriye’deki savaş ve Filistin’de yaşananlar nedeniyle insanların ülkelerini terk etmek zorunda kaldığını hatırlatan Arpacı, insanların doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmasının ardındaki koşullara dikkat çekti: “Dünyanın her yerinde emperyalist saldırganlık, bölgedeki savaşlar, karışıklıklar, başka ülkenin sınırlarına müdahale etme, askeri darbeler gibi olgular, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde ciddi bir göç olgusu yaratıyor. Hiç kimse doğduğu topraklardan, doğduğu sokaktan ayrılıp başka bir ülkeye gitmek istemez. Yerinden edilmenin koşullarını ortadan kaldıracak olursak, ülkemizin de içinde bulunduğu geniş Ortadoğu coğrafyasının son derece barışçıl, demokratik ve sosyal hakların olduğu bir coğrafya olarak yaşayacağını düşünüyorum.”
Göçmen işçilerin Türkiye’deki çalışma koşulları sermayenin ucuz emeğe duyduğu ihtiyaçla şekilleniyor. Arpacı, patronların göçmen emeğini tercih etmesinde düşük ücretin, sigortasızlığın ve sendikasızlığın belirleyici olduğunu vurguladı. Arpacı, mülteci düşmanlığının bu sömürü düzenini beslediğini belirterek ve patronların, işçilerin birbirinden ayrıldığı ve birlikte hareket edemediği koşullarda daha rahat davranabildiğini söyledi: “Göçmen işçilerle yerli işçilerin karşı karşıya getirilmesi bu düzenin sürmesine hizmet ediyor”.
Çözüm ortak mücadelede
Göçmen ve mülteci işçilere yönelik düşmanlık ve ayrımcılık, işçi sınıfının ortak sorunlarının üzerini örterken sömürüden yararlananları görünmez kılıyor. Arpacı, göçmen işçilerin sendikalı olması ve diğer işçilerle birlikte mücadeleye katılmasının önemini vurgulayarak, “Bir Suriyeli, bir Afgan emekçi Türkiye işçi sınıfının yeni bir neferi, yeni bir bileşeni olduğunda, sendikalı olduğunda, diğer işçilerle beraber mücadeleye katıldığında hem Türkiye işçi sınıfı yeni bir mevzi kazanmış olacak hem de göçmen işçilerle beraber sınıf kardeşliği meselesi gerçeğe dönüşecek” diye vurguluyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et