İHD'den Varto'daki JES projesine ilişkin açıklama: Toprağımız, suyumuz ve yaşam hakkımız pazarlık konusu değildir!
İHD Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu Varto’nun Çalıdere ve Karlıova’nın Ilıpınar köylerindeki JES projeleriyle ilgili açıklamada, 2 Kasım’da gerçekleştirilecek keşiflere dikkat çekerek yaşam hakkını esas alan bir yaklaşım benimsenmesini talep etti.
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere (Xwarik) köyü ile Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kantarkaya(Şorka jerın ) ve Ilıpınar köylerinde planlanan jeotermal kaynak arama projelerine ilişkin Bingöl İdare Mahkemesinde görülen ve ÇED Olumlu kararlarının iptali istemiyle açılan davalarda 2 Kasım 2026 tarihinde mahkemelerce bilirkişi eşliğinde keşif yapılacak.
“Proje yaşam hakkı bakımından ele alınmalıdır”
İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu konuyla ilgili yaptığı açıklamada; enerji üretim projelerininin yalnızca üretim kapasitesi ve ekonomik getirileri üzerinden değerlendirilmesinin doğru bulunmadığı belirtilerek; “Her proje; insan hakları, ekolojik denge, demokrasi, halk sağlığı, ihtiyaç ve gelecek kuşakların yaşam hakkı bakımından ele alınmalıdır. Yaşam hakkı, sağlıklı çevrede yaşama hakkı ve suya erişim hakkı birbirinden ayrı düşünülemez. Anayasa’nın 17. maddesi yaşam hakkını, 56. maddesi ise herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına almaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 76/300 sayılı kararıyla temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkını evrensel bir insan hakkı olarak tanımıştır” denildi.
“JES’lerin depremi tetikleme etkisi olur”
İncelemenin, bölgenin jeolojik gerçekliği göz ardı edilerek yapılamayacağının altı çizilen açıklamada; “Karlıova, Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fay zonlarının birleştiği üçlü eklem noktasında yer almaktadır; Varto ise 1966 depreminde ağır kayıplar yaşamıştır. Jeotermal Enerji Santrallerinin enerji üretiminde kullanılan akışkanın yeniden yer altına basılması (reenjeksiyon) ve çıkartılması depremselliği tetikleyebilmekte; atık akışkanlarda bulunan arsenik ve bor gibi elementler ile hidrojen sülfür (H₂S) salımı su kaynakları, tarım ve ekosistem sağlığı bakımından ciddi riskler ve zararlar doğurmaktadır.
Varto ve Karlıova’da yaşayan insanların geçim kaynakları, kültürel bağları ve doğayla kurdukları ilişki, herhangi bir yatırımın önünde aşılması gereken bir engel olarak nitelendirilemez. Toprak, su ve mera alanları yalnızca ekonomik kaynaklar değil; insanların yaşamlarını sürdürmelerinin, toplumsal varlıklarını devam ettirmelerinin temel koşullarıdır” ifadelerine yer verildi
“Bölge halkı yaşam alanlarını koruma iradesini ortaya koymuştur”
Çalıdere’de 27 Ocak 2026’da başlayan direnişin, yaşam alanlarını koruma iradesinin somut bir ifadesi olduğu ifade edilen açıklamada şunlar söylendi; “Direniş çadırı, köylülerin topraklara, su varlıklarına ve geleceklerine sahip çıkma kararlılığını ortaya koymaktadır. 2 Kasım 2026 itibarıyla bu direnişin üzerinden yaklaşık 180 gün geçmiş olacaktır. Aylar boyunca sürdürülen bu mücadele, yöre halkının yaşam alanlarıyla ilgili kararların dışında bırakılmayı kabul etmediğini ve doğanın korunması konusundaki ısrarını göstermektedir. Çalıdere’deki direniş, yalnızca bir köyün değil, doğal varlıkların korunmasını ve yaşam hakkına saygı gösterilmesini isteyen herkesin meselesidir.
Bir çevresel zararın ortaya çıkmasını beklemek yerine, zarar ihtimalini önceden belirlemek ve önleyici tedbirleri almak, kamu kurumlarının ve proje sahiplerinin sorumluluğudur. Çevresel etkiler konusunda ciddi belirsizlikler bulunması hâlinde, bu belirsizlikler görmezden gelinmemeli; bilimsel incelemeler ve ihtiyat ilkesi doğrultusunda hareket edilmelidir. Bilirkişi incelemesi bağımsız, bilimsel ve kapsamlı olmalıdır.2 Kasım’da gerçekleştirilecek keşiflerin, adil yargılanma hakkına uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.”
“Halkın katılımı ve bilgi edinme hakkı güvence altına alınmalıdır”
Çevreyi ve yaşam alanlarını doğrudan etkileyen projelerde yöre halkının zamanında, doğru ve etkin bilgilendirilmesi, görüşlerini özgürce ifade edebilmesi ve hukuki süreçlere etkili biçimde katılabilmesinin çevre hakkının temel gereği olduğunun altı çizilen açıklamada şu talepler sıralandı;
- “Tüm ÇED süreçlerinde katılım ilkesi dikkate alınmalı ve mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır.
- Bölge halkının kaygıları yalnızca dinlenmiş olmak için dinlenmemeli; karar alma süreçlerinde gerçekten dikkate alınmalıdır. Ekonomik çıkarlar, insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ve doğal varlıkların korunmasının önüne geçirilmemelidir.
- Enerjiye duyulan ihtiyaç, her yatırımın her yerde ve her koşulda kabul edilmesini zorunlu kılmaz. Enerji politikaları, enerji demokrasisi, ekolojik sınırlar ve insan hakları gözetilerek planlanmalıdır.”
“Yaşam hakkı her türlü ekonomik çıkarın üstündedir”
Varto ve Karlıova’da yaşanan sürecin, yalnızca iki yerleşim yerini ilgilendiren bir mesele olmadığı vurgulanan açıklamada şunlar söylendi; “Bölgenin talana edilmesi ve yok edilmesi amaçlanmaktadır. daha geniş bir sorumluluğu ortaya koymaktadır. Doğayı korumak, insan haklarını korumaktır. Suyu, toprağı ve yaşam alanlarını korumak; bugün yaşayan insanların yanı sıra gelecek kuşakların da haklarını savunmaktır. İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu olarak, Varto ve Karlıova halkının kaygılarının dikkate alınmasını, sürecin şeffaf yürütülmesini ve yaşam hakkını esas alan bir yaklaşım benimsenmesini ve ekokırıma sebebiyet verecek olan bu projelerden vazgeçilmesini istiyoruz. Toprak yalnızca üzerinde yaşadığımız yer değil, yaşamımızın temelidir. Su yalnızca bir kaynak değil, yaşam hakkının koşuludur. Doğa yalnızca ekonomik değerlerden ibaret değildir. İnsan hakları, ekolojik denge ve yaşam hakkı birlikte korunmalıdır. Yaşamı savunmak, insan haklarını savunmaktır.”
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et