Barış çağrıcılarına 11 yıl sonra 42 yıl hapis
Barış çağrılarına aradan 11 yıl geçtikten sonra 42 yıl ceza verilmesinin hukuk çerçevesinde izahı yok. Barışçıl bir şekilde barış isteyenlerin hapse atıldığı bir ülkede, siyasi iktidarın barış ve çözüm sürecine toplumu inandırması mümkün değil.
Tugay Bek
Ne yazık ki Türkiye’nin en büyük katliamına dönüşen 10 Ekim mitingine Adana’dan katılım çağırısında bulunan sendika, siyasi parti ve dernek temsilcilerinden oluşan 11 kişiye yönelik verilen mahkumiyet kararını istinaf mahkemesi 14 gün gibi rekor bir sürede de onadı.
Bu ülkede barış istemek cezasız bırakılmıyor!
6 Ekim 2015 günü 10 Ekim mitingine çağrıda bulunmak için Adana İnönü Parkında toplanarak Emek, Demokrasi Platformunun basın açıklaması ve yürüyüş yapmasına polis izin vermemiş ve katılanlara sert müdahalede bulunmuştu. Bu basın açıklamasına katılanlardan 11’i hakkında 11 yıldır devam eden davada yerel mahkeme ‘Toplantı Gösteri Yürüyüş Kanunu’na muhalefet’ ve ‘Kamu görevlisine direnmek’ suçlarından mahkumiyet kararı vermişti. Sanıklar adına yapılan istinaf talebini değerlendiren Adana Bölge Adliye Mahkemesi, mahkumiyet kararlarını hukuka uygun buldu. Bölge Adliye Mahkemesi, kamu görevlisine mukavemet suçu yönünden verilen kararın kesin, Toplantı Gösteri Yürüyüş Kanunu’na muhalefet yönünden verilen mahkumiyet kararlarının ise temyize tabi olduğuna hükmetti.
Barış isteyene temyiz hakkı da yok
Bu mahkeme kararının hukuksuzluğu Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi (AYM) aşamalarında mutlaka dönecektir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi, “Kamu görevlisine mukavemet” suçu yönünden kesin olarak karar verdiği ve temyiz yolunu tıkadığı için barış çağrıcılarının sonradan telafisi güç mağduriyetlerine yol açılmaktadır. Oysa benzer bir davada Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 09.11.2023 tarihli, 2021/1982 E., 2023/8912 K. sayılı kararında da Toplantı Gösteri Yürüyüş Kanunu’na muhalefet suçu ile kamu görevlisine direnme suçunun birlikte işlendiği hallerde, TCK’nin 265. maddesi uyarınca verilen kamu görevlisine direnme hükümlerinin de temyize tabi olduğunu karar altına almıştır. Adana Bölge Adliye Mahkemesinin kanuna ve Yargıtay kararına aykırılık teşkil eden ve temyiz yolunu tıkayan kararından bir an önce dönülmesi gerekmektedir.
İktidarın, barışla 11 yıllık bir kan davası var
10 Ekim’de barış ve demokrasi isteyenleri katlederek insanlığa karşı suç işleyen IŞİD kendince şeriat hukukuna göre bir karar vermişti. 104 barış elçisinin yaşamına son veren canlı bombalar, inandıkları Allah’ın kendilerini cennetin en üst katında ağırlayacağına inanıyordu.
10 Ekim mitingine katılım çağrısına izin vermeyip çevik kuvvet eşliğinde sert müdahalede bulunma emrini verenler ve kolluk kuvvetleri hangi hukuku uyguluyor?
- Barış çağrısında bulunmak gibi ağır bir suçu işleyen sendikacılara 11 yıl sonra toplam 42 yıl hapis cezası veren hakimler hangi kitaba göre yargılama yapıyor?
- “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” diyen Anayasa’nın 34. maddesini tanımadıkları açık.
Silahsız ve saldırısız (barışçıl) bir şekilde gösteri ve basın açıklaması yapma hakkını güvence alan 2911 sayılı Toplantı Gösteri Yürüyüş Kanunu’nu ve mevzuatı dikkate almadıkları ortada.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin düşünce, ifade, örgütlenme ve eylemde bulunma hakkını koruyan sayısız örnek kararlarını görmezden geldiklerinden hiç kuşku yok.
Siyasi iktidarın talimatı, oluru, göz yumması, yol vermesi olmaksızın Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne canlı bomba saldırısı düzenlenmesi mümkün olmadığı gibi katliamdan dört gün önce 6 Ekim de Adana’da yapılan basın açılamasına yönelik kolluk müdahalesi bizzat iktidarın emri ile gerçekleşmişti.
Barış çağrısında bulunmayı üzerinden 11 yıl geçtikten sonra suç sayan bu kararı hukuk çerçevesinde kalarak izah etmek mümkün değildir. İçinden geçilen süreçte, sendikacılar ve kamu görevlileri yönünden son derece ağır sonuçları olan bu kararın siyasi iktidarın ve adalet bakanının bilgisi dışında verilme ihtimali söz konusu değildir.
Bu ne yaman çelişki?
“Birinci barış sürecinde” barış çağrısında bulunanlara açılan, dava “ikinci barış sürecinde” toplam 42 yıl hapis cezası ile sonuçlandı. Silahlı örgüt üyelerine yasal alanda siyaset yapma hakkı vadeden AKP iktidarının, tam da Anayasa’da tarif edildiği gibi “silahsız ve saldırısız” bir şekilde barış talep edenlere yönelik kini 11 yılda dinmedi.
Barış çağrıcılarına yönelik bu yargılama siyasi iktidarın barış konusundaki samimiyetinin bir nevi ‘turnusol kağıdı’ durumundadır.
Barışçıl bir şekilde barış isteyenlerin hapse atıldığı bir ülkede, siyasi iktidarın barış ve çözüm sürecine toplumu inandırması mümkün değildir.
O gün barış istemenin suç olmadığını aksine bir insanlık görevi olduğunu bilen hepimiz ordaydık tıpkı dört gün sonra Ankara Garı önünde toplandığımız gibi.
Siyasi iktidara, adalet bakanına, hakimlere soruyoruz;
Barıştan yana mısınız?
Barışı katledenler ve cezalandıranlardan yana mı?
*6 Ekim davası avukatlarından
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et