Bekçi Faik Şentürk okul şantiyesinde nasıl öldü?
Beykoz’da Değirmendere köyünde yapımı süren okul şantiyesinde, sel suyunu boşaltmak için bodruma gönderilen Gündüz Bekçisi Faik Şentürk yaşamını yitirdi. Ailesi şantiyenin aylardır her yağmurda su aldığını, hiçbir önlem alınmadığını anlattı.
Fotoğraf: Murat Uysal/Evrensel
Murat Uysal
[email protected]
İstanbul - Kavacık’tan kalkan 136 numaralı otobüsün son durağı Değirmendere. Yol ormanın içinden kıvrıla kıvrıla ilerliyor, tabelalarda Kuzudere, Ayvalıdere, Yeşildere, Muratdere okunuyor. Bu küçük bölgede adında “dere” geçen yetmişten fazla yer, yol ve su yolu var. Yağmur suyunun nereye toplanacağını buradaki yer adları dahi söylüyor.
Değirmendere, Beykoz’un Paşamandıra Mahallesi’ne bağlı bir köy. Kağıt üzerinde İstanbul ama Boğaz’dan da Beykoz merkezinden de uzak; şehrin unuttuğu bir uç.
Bu köyde 15 Ekim’de, İstanbul Valiliği yurttaşlara “Evinizden çıkmayın” derken, 52 yaşındaki Bekçi Faik Şentürk yapımı süren Firuzbey İlkokulu şantiyesinde sel suyunu boşaltmaya gönderildi ve suyla dolu bodruma düşerek yaşamını yitirdi. Ölümü, kamuoyuna açıklanan resmi sel bilançosuna dahil edilmedi.
Emekliydi, aylığı yetse çalışmazdı
Değirmendere Camisi’nin önünde Faik Şentürk’ü sorduğumuz ilk kişi, onun çocukluk arkadaşı çıkıyor. Fazla konuşamıyor; yanındaki üç gence bize yol göstermelerini rica ediyor.
Gençlerin üçü de Kastamonulu ailelerden, aralarında akrabalık var. İkisi MESEM mezunu ama işsiz. Üçüncüsü, Faik Şentürk’ün yeğeni, çevredeki villaların olduğu sitelerde bahçıvanlık yapıyormuş; bir aydır o da işsiz. Köyde iş yok denecek kadar az. Çalışanların çoğu hizmet sektöründe, bahçelerde, şehirde gündelik işlerde.
Faik Şentürk doğduğundan beri Değirmendere’de yaşıyordu. Emekliydi; üç çocuk babasıydı. Kardeşi Şahin Şentürk, ağabeyinin neden çalıştığını tek cümleyle anlatıyor: “Aldığı para yetmiyor. Mecbur çalışıyor.”
Şantiyede gündüz bekçisi olarak işe girmiş, inşaat başladığından beri oradaymış. Ama işi bekçilikle sınırlı değildi. “Normalde bekçi olarak girdi ama sigortası düz işçi olarak yatırılıyordu” diyor Şahin Şentürk. Ailenin verdiği bir fotoğraf da bunu gösteriyor: Ölümünden beş gün önce, 10 Ekim’de, Faik Şentürk reflektörlü yeleğiyle okulun çatısında.
Fotoğraf: Aile arşivi
Aynı yeri daha önce de birkaç kez su bastı
Çıkan haberlerdeki fotoğraflarda küçük bir inşaat gibi görünen şantiye, yakından üç ayrı binadan oluşan bir okul. İskeleler duruyor, cephe yalıtımı yarım, yol çamur içinde. Kimse çalışmıyor. Arkada işçilerin kaldığı konteynerler, içlerinde ranzalar var. Köylülere göre şantiyede çalışanların çoğu dışarıdan geliyor; aralarında mülteci işçiler de var.
Bizi gece bekçisi karşılıyor. Geceleri o, gündüzleri Faik Şentürk nöbet tutuyormuş, o günden beri şantiyeyi gece gündüz tek başına bekliyor. Olayın öğleden sonra saat 14.00 ile 15.00 arasında yaşandığını, aynı yeri, daha önce de birkaç kez su bastığını anlatıyor. İş, şefler ve şirket yetkilileri gözaltına alınınca durmuş. Işığı bir noktaya tutuyor bekçi, orası Faik Şentürk’ün düştüğü yer.
Taziyede bir kuş hikayesi
Şantiyeden taziye evine geçiyoruz. Faik Şentürk’ün oğlu Eren, askerden yeni dönmüş; kardeşi Şahin de orada. Herkese “Evden çıkmayın” denen bir günde, aslında işi olmayan bir işe gönderilen bir adamın taziyesindeyiz.
Fotoğraf: Aile arşivi
Kur’an tilavetinin sonunda Paşamandıra imamı bir hikaye anlatıyor. Kafeste yaşayan bir tuti kuşu, sahibinden yolda kendi türünden bir kuşa rastlarsa tutsaklığını anlatmasını ister. Mesajı duyan kuş daldan düşüp ölür. Bunu duyan kafesteki kuş da taş kesilir; sahibi onu öldü sanıp kafesten çıkarınca canlanır ve uçup gider. “Özgür olmak için ölmeden önce ölmem gerekiyormuş” der.
Hikayedeki kuş kafesten kurtulmak için ölü taklidi yapıyordu. Faik Şentürk’ün öyle bir şansı olmadı.
‘Aylardır böyle, her yağmurda su basıyor’
Zaten Şahin Şentürk’e göre ağabeyini bir günlük sel öldürmedi. “Üç dört aydır burada bu şekilde devam ediyor. Her yağmurda su basıyor, dışarı çıkartıyorlar. Ve hiçbir güvenlik önlemi alınmıyor.” Köyde başka hiçbir yerin bu kadar su almadığını söylüyor.
Kendisi çelik yapılar üzerine çalışan bir demir doğramacı. Sorularını tek tek sıralıyor: “Bu kadar zamandır burayı su basıyorsa neden bir önlem alınmıyor? Neden bir drenaj sistemi yapılmıyor? Bu kadar zaman zarfında İşçi Sağlığı Güvenliği (İSG) ne iş yapıyor? Bu kadar mimarı, mühendisi var, neden kimse burada bir hata var demiyor?” Cevabını da kendisi veriyor: “Denetleme mekanizması sıfır. Onlar yapmıyorsa bile devletin yapması lazım.” Şahin Şentürk’ün sorularını firmaya da iletiyoruz. Ama yanıt gelmiyor.
Aile, aralarında şantiye şefleri ve şirket yetkililerinin de bulunduğu 9 kişinin gözaltına alındığını aktarıyor. Aileye göre firmanın Adana’daki bir şantiyesinde de yaklaşık iki ay önce iskeleden malzeme düşmesi sonucu bir iş cinayeti yaşanmış. Ancak bu iş cinayeti de ne medyaya yansıdı ne ceza alan oldu.
Ailenin en büyük korkusu, Faik Şentürk’ün ölümünün sessizce kapatılması, suçun ona ya da yanındaki işçilere yıkılması: “Kamuoyu tepkisi olmadığı müddetçe bunlar rahat hareket edecekler.”
O gün neler yaşandı?
Fotoğraf: DHA
Taziye evinde dualar bitiyor. Ardından konuştuğumuz kardeşi Şahin Şentürk o günü anlatmaya başlıyor.
15 Ekim sabahı 7.30’da şantiyeden Faik Şentürk’ü aramışlar, 7.45’te evden çıkmış. Bir gün önce İstanbul’a ‘son 84 yılın en şiddetli yağışı’ düşmüş, şantiyenin bodrumu suyla dolmuştu. Şahin Şentürk’ün duyduğuna göre kahvaltıda ağabeyi isyan etmiş: “Sürekli iş yapıyoruz, hep bana buyuruyorsunuz.” Ardından suyu boşaltmaya gitmişler.
Bodrumda, merdiven sahanlığının altında iki kat daha var ve hepsi suyla dolu. Durdukları yerde de 20-30 santim su olduğu için aşağıdaki boşluk görünmüyormuş. İşçiler bir şey almak için yukarı çıkmış, Faik Şentürk aşağıda tek başına kalmış.
Şahin Şentürk’ün atölyesi şantiyeye yakın bir yerde. Saat 14.30 sıralarında bir arkadaşı aramış: “Faik abi kaza geçirdi.”
“Koşarak gittim. Suyun içine girdim. Bir su pompasının başında iki üç kişi duruyor. Abim nerede diyorum, ‘buraya düştü’ diyorlar, merdivenin altını gösteriyorlar. Kaç dakika oldu diyorum, üç dakika diyorlar. Ama 15-20 dakika geçmiş.”
Elektrik sigortaları o ana kadar açıkmış, Faik Şentürk düştükten sonra kapatılmış. Akıma kapılıp kapılmadığı bilinmiyor. “Bir insan suyun içine taş gibi batmaz, çırpınır” diyor Şahin Şentürk.
Şantiyenin jeneratörü çalışmamış; Şahin Şentürk kendi atölyesinden getirtmiş. İtfaiye 20 dakika sonra gelmiş ama pompası yokmuş. Polisler, savcılar gelmiş. “Herkes bekliyor ama herkes birbirine bakıyor.” Sonunda ailenin tanıdığı dalgıçlar gelmiş; Faik Şentürk üçüncü dalışta sudan çıkarılmış. “Anladık öldüğünü ama umut işte. Bekledik.”
Olaydan sonra şirketin şefleri aileyi arayıp taziyeye yemek göndermek istemiş. Aile geri çevirmiş: “Bir şeyler yapıp vicdanınızı rahatlatmayın diyerek geri gönderdim.”
Okulu en ucuza yapacağını söyleyen kazandı
Okulun yapımını İstanbul Valiliğine bağlı İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) yürütüyor; deprem riskine karşı okulları yeniden yapan bu projenin parası, Asya Altyapı Yatırım Bankasından (AIIB) alınan krediyle karşılanıyor. Yani faiziyle birlikte halkın cebinden ödenecek bir borç. Yöntem basit, İPKB okulun projesini ortaya koyuyor, firmalar “Bu okulu şu paraya yaparım” diye kapalı zarfla teklif veriyor. Koşulları sağlayanlar arasında en düşük fiyatı veren işi alıyor. 8 Mayıs 2025’teki ihaleye 11 firma giriyor. İşi, KDV hariç 248 milyon 886 bin lira teklif eden Diyarbakır merkezli Beyoğlu Bilişim İnşaat aldı. Ondan sonraki en ucuz teklif 284 milyon lira, en pahalısı 390 milyon liraydı. 2 Temmuz 2025’te imzalanan projenin 480 gün sonra yani 25 Ekim 2026’da teslim edilmesi gerekiyor. Şahin Şentürk’e göre ise bu süre içinde “Kaba inşaatı bile bitmez.”
En ucuz teklifin kazandığı bir düzende ucuzluk bir yerden çıkıyor. Malzemeden, işçiden, alınmayan önlemden... Bekçinin çatıya çıkarılması, sel suyunu boşaltmaya gönderilmesi, aylardır su alan bodruma drenaj yapılmaması bu hesabın parçası olabilir mi? Bunu soruşturma ortaya koyacak.
Kamu ihalelerinde türlü düzenbazlıklar
Ancak firmanın geçmişi bu sorunun yersiz olmadığını gösteriyor: Aynı şirketin daha önce 2020’de Karayolları’nın Çermik-Ergani yol ihalesine aynı adresi ve telefonu paylaştığı diğer iki firma ile aynı adresten dakikalar arayla teklif verdiği tespit edilmiş, teklifler ihale dışı bırakılmıştı. Yine firma 2025’te Malatya’daki 136 deprem konutunun ihalesini almış ancak KİK, firmanın fiyatını nasıl bu kadar düşük tuttuğuna dair açıklamayı mevzuata aykırı bularak ret kararı vermişti. Çünkü firma kazı işinde mazotun kilogramını 2.98 lira yazmıştı, Bakanlığın kendi birim fiyatı 43.84 liraydı. Aynı firma mart 2026’da Beykoz’da ikinci bir okulu, Örnekköy Anaokulunu da yine en düşük teklifle, 108 milyon liraya aldı.
Daha kaç kere ölmek?
Bu toprağın su tuttuğu yeni bir bilgi değil. Tarihçi Ayşe Pul’un Osmanlı arşivine dayanan çalışmasına göre, 1895’te göçmenleri yerleştirmek için bölgeyi inceleyen heyet Paşa Mandırası’nı uygun bulmamıştı. Gerekçe “Tarlaların su altında kalması”ydı. 130 yıl sonra aynı topraklarda, aylardır su alan bir bodrumda bir bekçi öldü.
Taziye evinde anlatılan hikayede kuş, özgür kalmak için “Ölmeden önce ölmeyi” seçiyordu. Faik Şentürk’e kimse seçme hakkı tanımadı. Emekli oldu, aylığı üç çocuğun masrafını karşılamak bir yana karnını bile doyurmadı. Dinlenmesi gereken yaşta yeniden çalışmak zorunda kaldı. Bekçi diye işe alındı, düz işçi diye sigortalandı, çatıya çıkarıldı. Vali “evden çıkmayın” derken aylardır su alan bir bodruma tek başına gönderildi. Öldüğünde valiliğin resmi bilançosuna bile yazılmadı.
Faik Şentürk’ün ömrü, sermayenin kârı için lime lime edilen, milyonlarca işçinin ömrü gibi. En ucuz teklifle kapılan ihalelerde, yetiştirilmesi gereken teslim tarihlerinde, maliyet diye alınmayan her önlemde işçiler ‘Ölmeden önce ölmeyi’ zaten yaşıyor. Değirmendere’deki, bodrumda yaşanan ölmeden önce ölümü yaşayanların ne ilk ne de son hikayesi.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et