Diyarbakır sokağında ‘süreç’ çıkmazı
Bölgede silahların susmasıyla beliren sükunet, yerini kalıcı bir barış umuduna değil, derin bir güvensizlik ve kaygıya bırakmış durumda. Diyarbakırlılar, tek taraflı ilerleyen bu yeni dönemi, çözüme giden bir yoldan ziyade bir oyalama olarak okuyor.
Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/Evrensel
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Çerçeve yasanın kabul edilmesinin ardından kurulan komisyonların çalışmalarına ne zaman başlayacağı yönündeki tartışmalar sürerken, ikinci yılını geride bırakan sürece dair nasıl bir ilerleme kaydedileceği belirsizliğini koruyor. Halkta güvensizlik ve beklentisizlik hali ise giderek derinleşiyor. Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere siyasi tutukluların serbest bırakılmasını ve Avrupa’daki isimlerin dönüşünü beklerken, muhalefet belediyelerine, medya organlarına ve gazetecilere yönelik peş peşe gelen operasyonlar ciddi bir kırılma yaratıyor. Öte yandan DEM Parti kulislerinde, Avrupa’dan dönenlerin ve cezaevinden çıkanların katılımıyla 2027 Newroz’unun kutlanacağına dair söylentiler ve beklentiler konuşulmaya devam ediyor.
Diyarbakır sokaklarında bir araya geldiğimiz pek çok yurttaş, sürecin hâlâ tek taraflı ve oldukça ağır ilerlediği yönünde eleştiriler getiriyor. Kürt illerini doğrudan etkileyen yeni bir operasyon furyası olmasa da ülke genelinde yaşanan gelişmeler yakından ve kaygıyla izleniyor. Zeynep isimli genç bir kadın, bu endişeyi şu sözlerle dile getiriyor: “Geçmişte buralarda yaşananlar, buradaki siyasetçilerin başına gelenler şimdi batıda oluyor. Buraları ilgilendirmiyor diye düşünülebilir ama ben öyle olmadığını düşünüyorum. Bu durum insanlarda moral bozukluğuna, güvensizliğe ve kaygıya yol açıyor.” Zeynep, iktidarın süreci çok ağır işlettiğini ve yalnızca kendi istediği çerçevede yürütmek niyetinde olduğunu belirterek, “Süreç bozulursa bu operasyonlar tekrar buralarda da yaşanacaktır. Bu durum da haliyle toplumda ‘Süreçten bir şey çıkmaz’ duygusunu yaratıyor” diyerek bölgedeki tedirginliği özetliyor.
Oyalama eleştirisi
Uzun zamandır Diyarbakır sokaklarında yaptığımız sohbetler, ufak tefek gelişmelerin halkı zaman zaman bir nebze umutlandırarak beklentiye soktuğunu gösterse de iktidara, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyulan güvensizliğin temelden hiç değişmediğini ortaya koyuyor. Çözümün aslında istenmediğini ve sürecin seçime kadar sürüncemede bırakılacağını savunan bir erkek yurttaşın değerlendirmeleri bu ortak fikrin güçlü bir yansıması. Yurttaş, Suriye ve Irak’taki gelişmelere bağlı olarak belki küçük adımlar atılabileceğini ancak sürecin hiçbir zaman nihayete ermeyeceğini düşünüyor. Selahattin Demirtaş’ın yakın zamanda serbest kalacağına inanmadığını da vurgulayarak sürece dair tepkisini şu sözlerle dile getiriyor: “Kürt halkının özellikle 2016’dan sonra yaşamadığı kalmadı. İnsanlar öldü, cezaevlerine girdi, sürgün yaşamak zorunda bırakıldı. 10 yıl sonra bir ‘süreç’ dediler çünkü Kürtlere ihtiyaçları vardı, Ortadoğu’da ayaklarına dolanmamaları gerekiyordu. Bu süreç tamamen bir oyalama. Evet silahlar bırakıldı, kimse ölmüyor, bir çatışmasızlık hali var. Bizler yıllardır barış diyorduk, bugün bu aşamada olmak kötü değil ama ya haklarımız? Kürt halkının dili, kültürü, statüsü, varlığı ne olacak, bunlara dair bir adım atılacak mı?” İktidarın muhalif olan herkesi susturmaya çalıştığı bir ortamda Kürtlere de herhangi bir hak verilmeyeceğini savunan yurttaş, “Mücadele etmeden hiçbir şey olmayacağını da biliyor, görüyoruz ama mücadele edecek hal bıraktılar mı, onu da sor! Bu durum bir oyalama olarak sürüp gidecek” sözleriyle sokaktaki tükenmişliği ifade ediyor.
“Hiçbirimizin yarın cezaevine girmeyeceğinin garantisi yok”
Sadece sokaktaki yurttaşlar değil, kurumlarda çalışan insanlar açısından da tablo oldukça karamsar. Kayıpları için taziye kuranlar, bugün yakınlarının cezaevinden çıkmasını ya da yurt dışından dönmesini bekliyor, ancak bu bekleyişin sonrası dahi derin bir güvensizlik barındırıyor. Bir kurum çalışanı kadının sözleri, bu endişeleri açıkça ortaya döküyor: “Bu insanlar döndüğünde veya cezaevinden çıktığında tekrar hapsedilmeyeceklerinin garantisi yok. Hiçbirimizin yok aslında. Barış için bu adımları atmak zorundayız evet, ama hep biz mi atacağız?” Aynı kişi, Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkin söylemlerdeki gerilemeye de dikkat çekerek şunları ekliyor: “‘Gelsin Meclis’te konuşsun, Umut Hakkı’ndan yararlansın’ noktasından, komisyon koordinatörlüğüne kadar gerilediler. Birkaç gün evvel de hükümlü statüsünün değişmeyeceğine dair açıklamalar yaptılar. Süreci nereye götürmek istemedikleri ya da nereye götürmek istedikleri çok belli.” Belediyelere yönelik müdahaleler ve yargı süreçlerindeki duruma da değinen kadın yurttaş, “Bir yandan bir sürü belediye gidiyor, isimler AKP’ye geçiyor, insanlar uyduruk sebeplerle cezaevine gönderiliyor. Biz bu sürecin neyine inanalım, kime inanıp güvenelim?” sorusuyla siyasi alana duyulan inançsızlığı özetliyor.
Çatışmasızlığın gölgesinde çözümsüzlük
İki yılı geride bırakan süreç, bölgede silahların susması ve çatışmasızlık haliyle toplumun nefes almasını sağlayan olumlu bir zemin yaratmış gibi görünse de hukuki, siyasi ve toplumsal güvencelerden yoksun oluşuyla kendi içinde büyük bir çıkmaz barındırıyor. Diyarbakır sokağından yükselen ortak ses atılan adımların kalıcı, eşitlikçi ve hak temelli bir barıştan ziyade bir siyasi oyalama olarak algılandığını gösteriyor. Toplum, bir yandan barışa olan ihtiyacı vurgularken, diğer yandan temel haklar güvence altına alınmadan bu sürecin nihayete eremeyeceği gerçeğinin altını çiziyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et