Fransa'nın isyan günü
Belki de 17 Ekim’in en büyük başarısı buydu: Kitlelerin ve gençlerin arasında, “Sokaklara inip kitlesel olarak meydanları, fakülteleri ve liseleri işgal ve boykot etmeyi başarıyoruz, peki arkasını nasıl getireceğiz” tartışması başladı.
Fotoğraf: Eren Araman/Paris
Yıldız Eren
Paris — Tarihin sayfalarına 17 Ekim, Fransa’da isyanın günü olarak geçecek. Bu tarihi seçmek tesadüf değildi… 2017’de başlayan Macron dönemi, 10 yıl sonra, 2026’da başladığı gibi bitecek: İsyan ve mücadele ile.
2017’de sokaklara inen işçiler, emekçiler ve gençler “çalışma hakkına yönelik” saldırılara karşı alanları doldurmuş ve “Mücadele ile kazanılmış haklarımızın elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz” demişlerdi. 10 yıl sonra aynı senaryo yaşanıyor; ancak bu sefer gençliğin dinamiği, isyanı ve öfkesiyle daha da büyümüş olarak sokaklar, meydanlar ve otobanlar doldu taştı.
10 yılın öfke birikimi; hayat pahalılığına, benzin fiyatlarının sürekli artmasına ve gençlerin eğitim koşullarının giderek kötüleşmesine karşı patladı. Fransa’yı bir dönem aylarca ayağa kaldıran Sarı Yelekliler’in yeniden sokağa çağrısı karşılık buldu.
Fotoğraf: Eren Araman/Paris
Artık mücadele ve eylem biçimi de değişti. Sadece tek bir alanda toplanmak ve protesto etmek değil; her sokakta, caddede ve kavşakta birikip eyleme geçmek dünün yeni eylem biçimi. İktidar da bundan korktuğu için bir gün öncesinden Paris’in hassas ve iktidarın kalbi olan mahallelerine polis ve güvenlik güçlerini yığdı. Başkentin dışından özel güvenlik timleri çağrıldı. Bütün gün güvenlik güçlerinin konvoyları bu bölgelerde yığınak yaptı.
17 Ekim’de ülkenin her kentinde kitleler sokakları ve meydanları işgal etti. Tabii ki karşılarında, sermayeyi korumak için tepeden tırnağa silahlanmış bir saldırı ordusu buldular. Haftalardır eğitim olanaklarının düzeltilmesini, askeri harcamalara değil eğitime bütçe ayrılmasını talep eden liseli ve üniversiteli gençliği her imkanı kullanarak susturmaya çalışan saldırı timleri vardı.
Ancak bütün bunlar fayda etmedi. Paris’te République Meydanı’nda “izinli yürüyüş” için biriken toplulukların daha bir araya gelmelerine fırsat vermeden gaz bombası atmaya başlandı. Ara sokaklara püskürterek gözdağı vermeye çalıştılar. Ancak gençlerin öfkesi ve isyanı onları geri çekilmeye zorladı. Başkentin bütün caddeleri eyleme kapalı olmasına rağmen insan seliyle doldu.
17 Ekim yoksulların öfkesinin ve isyanının Champs-Élysées’ye ve Matignon Sarayı’na doğru akışının günü olarak tarihe geçecek. Sarı Yelekliler 2018’de başkentin bu alanlarını işgal ettiğinde iktidar geri adım atmak zorunda kalmış, akaryakıta yapmak istediği zamları geri çekmişti.
Cumartesi ülke çapında ayağa kalkan 800 bin işçi, emekçi ve genç “Yeni Komünleri yaratmak için buradayız” sloganlarıyla yürüdü. Polise ve ağır teçhizatlı saldırı timlerine karşı barikatlar kurarak eylemlerini gerçekleştirdiler.
Bir gıda mağazasının yağmalanması sırasında içeriden sadece bir paket et alan yaşlı bir kişinin, “Bir insanın et çalacak duruma gelmesinden daha şiddetli bir şey olabilir mi?” demesi bile yoksulluğun hangi boyuta geldiğinin küçük bir göstergesiydi. Gençler oradan aldıkları yiyecekleri duvar diplerinde dilenen yoksullara dağıtıyorlardı.
Son 10 yıldır emekli maaşları giderek kırpılan emekliler, gençlerin isyanında ve öfkesinde kendilerini buluyorlardı.
800 bin kişinin öfke seli karşısında durmak imkansızdı. Başkentte ve diğer tüm şehirlerde yüz binler, Macron iktidarının bütün yasaklamalarına karşı son derece dirençli ve kararlı bir şekilde eylem gününü tamamladı. Bunun ardından, “Artık güçlü bir genel grev bu hareketi daha ileri götürür” fikirleri filizlenmeye başladı. Sendikaların kendilerini de aşan bu hareket, onları da daha tutarlı bir tutum almaya yönlendirecektir.
Belki de 17 Ekim’in en büyük başarısı buydu: Kitlelerin ve gençlerin arasında, “Sokaklara inip kitlesel olarak meydanları, fakülteleri ve liseleri işgal ve boykot etmeyi başarıyoruz, peki arkasını nasıl getireceğiz” tartışması başladı.
17 Ekim genel eylem ve sokağa inme gününün çağrısını yapan eski Sarı Yelekliler hareketinin liderleri, gün bitiminde yaptıkları değerlendirmede kitle hareketinin kendilerini bile aştığını açıkladılar. Genel eylem ve sokağa inme çağrısı yapan işçi, öğrenci, memur ve eğitim çalışanları sendikaları için de yüz binlerin böylesine kitlesel katılımı Macron iktidarına yönelik başarılı bir uyarı oldu.
Kapitalist sistemi korkutan da buydu. Bu yüzden şimdiye kadar hiç devreye sokmadıkları saldırı ve özel jandarma birliklerini yoksulların ve gençlerin üzerine sürdüler.
Fotoğraf: Eren Araman/Paris
Marsilya’da ve diğer birçok şehirde belediye ile iktidarı temsil eden binaların ateşe verilmesi bu kitlesel eylem gününe gölge düşürmedi. “Rüzgar eken fırtına biçer” sözü tam da bunu özetliyordu.
Haftalardır 8 bine yakın gencin gözaltına alınması, polisin ve güvenlik güçlerinin eylemlere saldırıda kullandığı gaz ve sağır edici bombalarla çocukların ellerini koparması, gözlerini kör etmesi, yerlerde sürüklemesi sözüm ona “hukuk devleti”nin saldırganlığının ne kadar ileri gidebileceğini gösterdi.
Bunun ardından nasıl bir hareket doğar ve nereye kadar gider, bunu izleyip göreceğiz.
Diğer eylem günlerinden farklı olan sadece sendikaların, siyasi partilerin ve öğrenci örgütlerinin katılımı değildi. 15 ile 19 yaşları arasında bir gençlik kuşağı vardı ve bunlar genellikle kitlesel, kendiliğinden sokağa inen, biraz da dışlanmışlığın yarattığı öfke ve isyanla alanları dolduran bir kitleydi.
17 Ekim akşamı yüz binler, “Sokaklar ve meydanlar artık bizim isyanımızla dalgalandı” diyerek evlerine döndü. İsyanın arkasında sonbaharın hüznü değil; sokakları ısıtan gençliğin öfkesi ve birbirine kenetlenen sımsıcak güneşi vardı Paris’te, Komünarların kentinde…
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et