18.10.2026 00:25 / Güncelleme: 15:31

Gece Mesaisi’ filminin yönetmeni Salih Ortaçay ile konuştuk: 'Otoritenin açmazlarından kurtulmanın tek yolu dayanışma’

Otel resepsiyonisti Emrah’ın patronu tarafından sürekli gözetlenmesini konu alan Gece Mesaisi, iş hayatındaki tahakkümü mizah üzerinden sorguluyor. Filmin yazarı ve yönetmeni Salih Ortaçay, otoriteye karşı güven ve dayanışmanın önemini anlattı.

Gece Mesaisi’ filminin yönetmeni Salih Ortaçay ile konuştuk: 'Otoritenin açmazlarından kurtulmanın tek yolu dayanışma’

Ezgi Oğraş
[email protected]


Bir otelde resepsiyonist olarak çalışan Emrah isimli bir işçinin, otel patronu tarafından sürekli gözetlenmesini konu alan Gece Mesaisi, otoriteyi sorgularken mizahı da eksik etmiyor. Festival yolculuğunu sürdüren kısa filmin yazarı ve yönetmeni Salih Ortaçay ile filmin çıkış noktasını, otoriteyi ele alış biçimini ve mücadele yollarını konuştuk.

Çark adlı kısa filminiz, temizlik personeli için yapılan bir iş görüşmesini konu alıyordu. Ardından gelen Seni Seviyorum, bir enstrüman atölyesinde çalışan Oktay’ın, son olarak Gece Mesaisi ise bir otelde gece resepsiyonisti olarak çalışan Emrah’ın hikâyesine odaklanıyor. Farklı hikâyeler anlatsalar da bu filmlerin çalışma hayatı ve sınıfsal ilişkiler etrafında buluştuğunu görüyoruz. Sizi sinemada benzer temaların etrafında dolaşmaya ve buradan hikâyeler çıkarmaya iten şeyi nasıl anlatırsınız?

İnsan en iyi bildiği şeyi anlatırmış derler. Küçük yaşlarımdan beri iş hayatının içerisindeyim. Birçok farklı işte çalıştım. Köy hayatını da bilirim, sanayi sitelerini de. Lüks yerlerde de çalıştım, çok kötü yerlerde de. Kol gücü gerektiren işlerden bilgi gerektiren teknolojik işlere kadar farklı alanlarda çalıştım. Meslek lisesi mezunuyum, elektronik bölümünden. Tüm bu sektörlerde çalışmak, farklı insanlarla tanışmamı ve hikâyeler biriktirmemi sağladı. Her tür insanla karşılaştım. Çalışma hayatının içinde olmak beni ideolojik olarak da besledi. Kısacası bu dünyayı biliyorum ve anlatmak istiyorum. Buradaki çeşitlilik beni kendine çekiyor.

Turizm ve otelcilik mezunusunuz. Gece Mesaisi’nin hikâyesinin çıkışında bu geçmişin nasıl bir etkisi oldu? Emrah karakteriyle kendi deneyimleriniz ya da gözlemleriniz üzerinden kurduğunuz kişisel bir ilişki var mı?

Doğrudan bir alakası yok. Her şey bir tesadüfler silsilesi. Turizm ve otelcilik mezunuyum ama bu işi çok az yaptım; yalnızca paraya acil ihtiyaç duyduğum zamanlarda. Yaklaşık 12 yıl kurgu ve post prodüksiyon sorumluluğu gibi görevlerde çalıştım; bunun yanı sıra uzun süre reji asistanlığı yaptım.

Gece Mesaisi’ndeki Emrah karakteri aslında benim bir arkadaşım. Bakakai isminde bir sanat kolektifleri var. Tanışmamız, bu kolektifin birkaç videosunun kurgusu üzerine olmuştu. Emrah aynı zamanda bir otelde resepsiyonist olarak çalışıyor. Bir gün onu ziyarete gittiğimde sigara içmek için dışarı çıkmıştık. Bu sırada patronu aradı ve benim kim olduğum, orada ne aradığım gibi sorular sordu. Bu konuşmayı şaşkınlıkla izledim. Sonrasında Emrah, patronunun çalışanlarını güvenlik kamerasından izleyerek mobbing yaptığını anlattı. O an bunun iyi bir kısa film konusu olacağını anladım. Otelcilik sektöründe fazla bir geçmişim yok ama şu an bir hostelde çalışıyorum. Yani sorunuzun cevabı evet.

“Siz otoriteyi otorite olarak kabul ederseniz, o da hükmeder. Mizah burada bir sorgulama aracı.”

Gece Mesaisi, sürekli gözetlenmenin ve bunun yarattığı baskının kısıtlayıcı etkisini görünür kılıyor. Buna rağmen film seyircide yalnızca boğucu bir his bırakmıyor; mizah bu baskının içinde ferahlatıcı bir alan açıyor. Politik meseleleri ele alırken mizahın nasıl bir imkân sunduğunu düşünüyorsunuz? Filmde mizahı kullanırken özellikle gözettiğiniz bir şey var mıydı?

En başından beri otoritenin çok ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu biraz karşılıklı rızayla ilgili. Otoriteyi otorite olarak kabul ederseniz, o da hükmeder. Mizah burada bir sorgulama aracı. Otoriteyi ciddiye almayarak bir nevi onu sorguluyoruz.

Anadolu’da insanların otoriteye yaklaşımı hep bu şekilde olmuş. Nasreddin Hoca fıkralarında, Keloğlan hikâyelerinde bunları görebiliyoruz. Bir Kastamonu türküsü var: “Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü?” Bu türkü, kendilerine eleştiriyi yasaklayan beye karşı halk ozanlarının tepkisi üzerine çıkmış. Son olarak komedyen Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisi de bunun bir göstergesi. Yoksa otoriteyi yüceltmiş, normalleştirmiş oluyoruz. Bence bu çok gereksiz.

Otel patronu Adem’i filmin bir bölümünde görmüyoruz, yalnızca sesiyle varlığını hissediyoruz. Görünür olduğu kısımda sürekli ekran başında duran, tek başına tavla oynayan ve telefonun başında bekleyen bir patron var. Diğer yanda ise otelde arkadaşlıkların kurulduğu, gündelik işlerin sürdürüldüğü ve dış dünyayla ilişkinin devam ettiği bir hayat var. Bu iki taraf arasındaki karşıtlığı kurmak bilinçli bir tercih miydi?

Evet, bu karşıtlık bilinçliydi. İlk yazdığım senaryoda Adem Bey’i hiç görmüyorduk, yalnızca bir ses olarak kalıyordu. Daha sonra bu gizemin gerekli olmadığına karar verdim. Adem Bey’i gereğinden fazla yüceltmiş oluyordum. Onun da bir insan olduğunu; elinde telefonu ve kumandası, ekran başında insanları gözetleyen biri olduğunu vurgulamak istedim.

Adem Bey, yatırımını korumaya çalışırken büyük bir yalnızlığın içerisinde yaşıyor. Nedense otoriter insanların hep yalnız olduğunu düşünmüşümdür. Diğer tarafta ise etkileşim hâlindeki insanlar var; işleri sürdürüyorlar, yardımlaşıyorlar, âşık oluyorlar. Bu çatışma filmin dinamosuydu. Adem Bey’in kendine ait bir hayatı olsa neden sabahlara kadar insanları gözetlesin ki? Onun yalnızlığı ve işini koruma çabası, otel çalışanları üzerinde baskı oluşturuyor. Bir tarafta hayat, diğer tarafta hayattan korkan ve kaçan bir insan var.

Patronun tahakküm kurmaya çalışan tarafının yanında bir kayıp yaşamış ve kendi hayallerini sürdürmeye çalışan, bu nedenle daha insani bir yönü de olan bir karakter olduğunu görüyoruz. Onu yalnızca otoriter bir güç olarak kurmak yerine bu tarafını da gösterme tercihiniz hakkında ne söylersiniz?

Bunun iki nedeni var. Birincisi, otorite dediğimiz şeyin arkasında insanların olduğunu göstermek istedim. Geçenlerde seyrettiğim bir dizide, bir silonun içerisinde yaşayan insanlar bir ses tarafından verilen komutlarla hayatlarına devam ediyorlardı. Bu ses bir bilgisayardan geliyor ve her şeyi görüp biliyor. Ancak daha sonra insanların özgürlüklerini ciddi şekilde kısıtlamaya başlıyor. Ardından isyan başlıyor. Çünkü insanlar sesin arkasında bir yapay zekâ değil, bir insan olduğunu anlıyorlar ve şu sonuca varıyorlar: İnsan yenilebilir.

Diğer neden ise saf iyiye ve kötüye inanmamam. Adem Bey bir patron ama aynı zamanda eşiyle birlikte kurduğu bir hayali sürdürmeye çalışan biri. Ancak korumacı tutumunun insanlara zarar verdiğinin farkında değil. Çünkü tek düşündüğü hayalini sürdürmek ve bu hayalde insanlar piyonlara, yani harcanabilir kişilere dönüşüyor. Adem Bey’in kök duygusu filmin çatışmasını oluşturuyor.

Emrah da göründüğü kadar iyi bir çalışan değil; uyuyor, kaytarıyor ve Adem Bey’in tabiriyle gereğinden fazla samimi oluyor. Bunlar onun kusurları. Ancak özgür bir ruha sahip olması, tahakküme karşı koyması, yardımlaşmayı ve güveni tercih etmesi, filmin sonunda ne olursa olsun işini terk etmemesi onu bizim gözümüzde iyi adam yapıyor.

“Otoritenin bizi sokmaya çalıştığı açmazlardan kurtulmanın tek yolu, birbirimize güvenmek ve tutunmaktır.”

Umut veren ve teslim olmayı reddeden bir anlatı sunuyor Gece Mesaisi. Filmde bunun nasıl olabileceğine dair bir örnek var. Sizin için otoritenin açmazlarından çıkış yolu ne oluyor, neye tutunmak iyi geliyor?

Sorunun cevabı çok basit aslında: Güven ve dayanışma. İşimizi yapmamız için bizi sürekli denetleyen mekanizmalara ihtiyacımız yok. Kendi kendimize de işleri sürdürebilir, hayatımıza devam edebiliriz. Tek yapmamız gereken birbirimize güvenmek ve yardımlaşmak.

Otoritenin yapmaya çalıştığı şey de tam olarak bu: Güvensizlik yaratmak ve dayanışmayı ortadan kaldırmak ki kendi varlığını sürdürebilsin. Birçok iş yerinde patronlar rekabeti teşvik eder. Bu da insanlarda güvensizlik duygusunu artırır. Güvensizlik arttıkça otoriteye bağlılık artar. Dayanışma için de aynı şey geçerlidir. Aslında istenilen şey itaattir.

Otorite özgür bireylerden hoşlanmaz. Kendi çıkarından başkasını umursamayan, birer makineye dönüşmüş itaatkâr insanlar ister. Çünkü böylesi onun için daha kârlıdır. Otoritenin bizi sokmaya çalıştığı açmazlardan kurtulmanın tek yolu birbirimize güvenmek ve tutunmaktır. Böylece insan olduğumuzu hatırlar ve birbirimize hatırlatırız.

Filmin festival yolculuğu nasıl geçti? Seyircilerden gelen yorumların filme bakışınız ve üretme motivasyonunuz üzerinde bir etkisi oldu mu?

Dünya prömiyerimizi Miami Short Film Festivali’nde yaptık. Ardından Uluslararası Bakü ve Kazan Film festivallerine katıldık. Ülkemizde İstanbul Film Festivali’yle başlayan yolculuğumuz Adana Altın Koza ile devam etti. Ayvalık Film Festivali ve İşçi Filmleri Festivali gibi festivallere de katıldık.

Filmimizin teması seyircide olumlu bir karşılık buldu diyebilirim. Ben Adem Bey karakterini fazla mı abarttım acaba diye düşünürken seyircilerin aktardığı deneyimler, az bile anlattığımızı gösterdi. Adem Bey’den daha korkunç patronlar varmış etrafta. Hatta çok az da olsa Adem Bey’i haklı bulanlar da var. Genel olarak izleyenler komedi dozunun kıvamında olduğunu söylüyor. En çok gelen eleştirilerden biri, “Keşke biraz daha uzun olsaydı” yönünde. Filmin uzun metrajını ya da dizisini yapmam gerektiğini söyleyenler de var. Ama bence kısa film olarak kalmalı.

Bundan sonrası için ilk uzun metrajlı filmimi çekmek istiyorum. Yine bir otel hikâyesi olacak ama olayları daha geniş bir perspektiften anlatacağım. Bir otele sıkışıp kalmış insanların hikâyesi. Gece Mesaisi’nden edindiğim tecrübeler beni bu filmi yapabilmek için motive ediyor. Bu filmi çekemediğim takdirde aklımda başka projeler de var. Ancak bunlar da çoğunlukla işçi hikâyeleri. Bir de suç ve suça tanıklık, ilgilendiğim konular arasında. Bu minvalde hikâyeler anlatmaya devam edeceğim

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
18.10.2026 09:29 / Güncelleme: 09:51

İstanbul'da yeni haftada hava nasıl olacak: AKOM'dan sıcaklık açıklaması

İstanbul'da hafta boyunca etkili olan yağışlı hava yerini parçalı bulutlu günlere bırakıyor. AKOM'un tahminlerine göre yeni haftada yağış beklenmezken sıcaklıklar 22 dereceye kadar yükselecek.

İstanbul'da yeni haftada hava nasıl olacak: AKOM'dan sıcaklık açıklaması

Fotoğraf: Merve Erten/Pexels

18.10.2026 10:16 / Güncelleme: 10:20

Ticaret Bakanlığı'ndan sosyal medyada mevzuata aykırı ilanlara 7 milyon lira ceza

Ticaret Bakanlığı, EİDS kurallarına uymayan ve sosyal medyada mevzuata aykırı emlak ile oto ilanı yayan 70 işletmeye 7 milyon TL ceza kesti. Sisteme entegre olmayan Meta ve TikTok da ceza kesildi.

Ticaret Bakanlığı'ndan sosyal medyada mevzuata aykırı ilanlara 7 milyon lira ceza

Fotoğraf: Zulfugar Karimov/Pexels

18.10.2026 11:45

İMO Adana Şubesinden dere yatağı uyarısı: İstanbul’da yaşananlar Adana’da tekrarlanmasın

İMO Adana Şubesi, Çukurova'daki 35 dönümlük Veterinerlik arazisinin imara açılmasına yönelik itirazlarının kısmen kabul edilmesini yetersiz buldu. Oda, yapı yoğunluğunun korunduğunu belirterek taşkın riski ve doğal alanların korunmasına dikkat çekti.

İMO Adana Şubesinden dere yatağı uyarısı: İstanbul’da yaşananlar Adana’da tekrarlanmasın
18.10.2026 10:29

Okan Buruk: 'Saha yüzünden sakatlık verdik, TFF bu sahaları denetlemeli'

Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, Gençlerbirliği galibiyetinin ardından saha zeminine tepki gösterdi. Buruk, "Saha yüzünden sakatlık verdik. TFF'nin bu sahaları denetlemesi gerekiyor" dedi.

Okan Buruk: 'Saha yüzünden sakatlık verdik, TFF bu sahaları denetlemeli'

Fotoğraf: AA

18.10.2026 15:06

Yaşar Kemal’in köyünde kültür günleri: 'Her yıl geleneksel hale gelsin'

Osmaniye’nin Hemite köyünde düzenlenen Çukurova Uluslararası Yaşar Kemal Kültür ve Sanat Günleri, devam etti. Köylüler ve edebiyatçılar, Yaşar Kemal’in doğduğu topraklarda anılmasının önemine dikkat çekti.

Yaşar Kemal’in köyünde kültür günleri: “Her yıl geleneksel hale gelsin”

Fotoğraf: Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!