Ayazağa’da yurttaşlar anlattı: 'İçme suyu bile getirmediler'
Günler öncesinden yapılan uyarılara rağmen önlem alınmayan Ayazağa'da yurttaşlar, günlerdir yardım alamadıklarını ve kendi imkanlarıyla hayatta kalmaya çalıştıklarını anlattı.
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
Ahmed Ziya Aydın
İstanbul’da 14 Ekim tarihinde etkili olan sağanak için birkaç gün önceden uyarı verilmesine rağmen alınmayan önlemler kentin birçok yerinde yağmurun sele dönüşmesine ve can kaybına sebep oldu. Sel felaketinin bilançosunun en ağır olduğu semtlerden birisi de Ayazağa Deresi’nin taştığı Sarıyer’e bağlı Ayazağa semti.
16 Ekim’de gittiğimiz semtte durum halen oldukça vahim. Ayazağa meydana giden yolun kapatılması sebebiyle meydanın gerisinde inip 15 dakikaya yakın bir süre yürüyerek erişilmesi gerekiyor. Meydana giden yol üzerindeki Ayazağa İlkokulu, stat ve mezarlığın son durumu felaketin semtteki izlerinden.
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
"Dere ve çevresi rant uğruna imara açıldı"
Meydanda İstanbul valisi ve bakanların semti ziyaret etmesi sebebiyle bir yoğunluk yaşanıyor. Meydan görece toparlanmış olsa da hemen paralelindeki arka sokağa geçtiğimizde ise ‘temizliğin’ arka planı görünüyor. Afetzedelerden, 60 yaşlarındaki mahalleli Sabri’yle konuşuyoruz: “Eskiden büyük yağmurlarda bile bugünkü gibi felaketler yaşanmıyordu. Şehirleşmeyle birlikte evler dere kenarlarına yayıldı; ardından derenin yarısını küçük bir büzün içine sıkıştırdılar. Akış alanı daralan sular yağmurlarda bu yükü kaldıramadı ve her yer su altında kalarak esnafı ve halkı perişan etti.”
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
Sabri’ye göre selin en büyük sebebi rant uğruna yapılaşma: “İnşaat malzemelerinin ve Ağaoğlu 1453 projesinin kerestelerinin köprünün altını tıkaması, denizden gelen kanalın da düzgün kapatılmamasıyla birleşince şehir tamamen felç oldu ve bu büyük afet yaşandı.”
"Dere yataklarına, ormanlara inşaatlar yapıldı"
Mahalle kahvesinde sohbet ettiğimiz, Hasan ve selden dükkanı etkilenen Ali ise bölgede önceden onaylanan ÇED raporlarını hatırlatarak, “Her taraf beton oldu. Dere yataklarına, ormanlara inşaatlar yapıldı, hastaneler, statlar dikildi. Vatandaş bahçesinde ufak bir şey yaptığında yıkmak için dikilen zabıta, dere yatağındaki dev hafriyatı, ormanda çalışan adamı görmüyor mu? Görüyor tabii ki! Sonra iş sel olup patlayınca, rantçılar korunurken olan yine halka oluyor” diyor.
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
"Görüntü için gelip gittiler"
Kahvehaneden çıkınca semti dolaşıyoruz. Çamurla dolmuş sokaklarda “kurtarılmış” eşyalar, evlerini veya dükkanlarını temizlemeye çalışan insanlar var.
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
Önünden geçtiğimiz Beykent Üniversitesi Konukevi’nde birkaç personelin kendi imkanlarıyla temizlik yaptığını görüyoruz. Bir karıştan fazla su ve balçığın içinde ellerinde küreklerle temizlik yapan işçiler yardıma kimsenin gelmediğini söylüyor: “Ayazağa’da 20 yıldır oturan bir yurttaş olarak, hayatımda ilk defa böyle bir felaket yaşadım. İnsanlar görüntü olsun diye gelip gittiler, biz burada halk olarak kendi başımıza uğraşıyoruz. Su o kadar hızlı ve güçlü geldi ki kaçıp üst katlara sığınmak zorunda kaldık. İçeride kalan öğrenciler vardı, elektrik ve su olmadığı için 100’den fazla öğrenciyi tahliye etmek zorunda kaldık. Belediyeden, AFAD’dan geldiler, söyledik, bahçeyi biraz toparlayıp gittiler ama balçık her yeri sarmış durumda, eşyaları oradan nasıl çıkaracağımızı bile bilmiyoruz.”
"Valinin peşinde kuyruk olanlar şimdi yok"
Biraz ilerleyince semtte üç gündür elektrik olmadığından jeneratörün etrafında telefonlarını şarj eden gençlerle karşılaşıyoruz. Elimizde kamerayı görünce fotoğraflarını çekmemiz için sesleniyorlar, elektriğin olmamasından yakınıyorlar. Ardından karşı sokaktaki kalabalığa giriyoruz. Bodrum kattaki, selden büyük zarar gören evlerini temizlemeye çalışan yurttaşları görüyoruz.
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
Sokakta konuştuğumuz afetzede Hafız, 201’inci sokaktaki en az 6-7 evde hasar olduğunu anlatıyor. Hafız, 3 gündür hiçbir destek göremediklerinden söz ediyor: “Sel ve su baskını felaketinden sonra kendi belediyemizin ne bir arabasını ne de yetkilisini gördük ne arayan var ne soran. Edirne, Tekirdağ ve İBB ekipleri gelip suları çekti, çalıştı. ‘Kollarım kırılsaydı da onlara oy vermeseydim’ diyorum. Evler, bahçeler su dolu, elektrik yok, çöpümüzü bile toplamıyorlar. Yukarıda cenazem var, sel yüzünden cenazeme bile gidemiyorum. Evleri su basan insanlar akrabalarında ya da sığınaklarda kalıyor, bina zaten çürük. Vali, bakan geldiğinde peşinde kuyruk olanlar şimdi ortalıkta yok. Dışarıdan gelen belediyeler olmasa halimiz duman.”
"Eşimi ve çocuğumu camdan kurtardım"
Ayazağa’da 201’inci sokakta evi selden büyük zarar görmüş bir diğer daire ise Osman ve Nevin çiftinin evi. Sel sırasında yaşadıklarını ve sonrasındaki çaresizliği anlatan Nevin, “Canımızı zor kurtardık, kaçtık. Çamur ve balçık içindeydi her yer. Çamaşır makinesinin içi çöp dolu, yarıya kadar. Yardım için de gelmiş, bakmışlar, yazmışlar, o kadar. Başka yardım falan yok” diyor. Selden bu yana su ve elektrik olmadığını belirten çift içme suyu yardımı yapılmadığını da belirtiyor.
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
"Tüm mobilyalarımız çöp oldu"
Evlerinin gördüğümüz halinin iki gündür temizlendiğini, su ve lağım suyuyla dolduğunu, eşyalarının kullanılamaz hale geldiğini vurgulayan Osman ise tabloyu “Bütün beyaz eşya, koltuklarımız, hepsi çöp oldu, atılacak. Şu anda evde yatma durumumuz, oturma durumumuz yok, lağım suyu dolu çünkü” diyerek özetliyor.
Fotoğraf: Ahmed Ziya Aydın/Evrensel
Osman, sel anını ise şöyle anlatıyor: “Eşimle çocuğumu camdan sırtıma alarak taşıdım. Üst katta akrabamıza gittik. Buralarda tanıdıkları olmayanlar çok zorlandılar.”
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et