18.10.2026 00:09

Sokağa çıkma sırası kimde?

Avrupa Gündemi’nde bu hafta Fransa’da hükümetin emeklilerle sokağa çıkan liseli gençleri karşı karşıya getirme çabası, Almanya’da insan ticaretinin durumu ve İngiltere’de Yeşiller’in ara seçim yenilgisine dair tartışmalar var.

Sokağa çıkma sırası kimde?

Fransa'da liseli gençlerin eylemleri sürüyor (Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel)

Fransa’da emeklilerin aylıklarına göz diken, liselilerin geleceğini gasbeden iktidar, halkın cebinden çaldığı milyarlarla şirketleri ve zenginleri besliyor. Bir yanda hastaneleri boğmaya, okulları çökertmeye, emeklilik haklarını budamaya hazırlanan kemer sıkma politikaları; diğer yanda şirketlere akıtılan yüz milyarlarca avroluk kamu kaynağı, vergi ayrıcalıkları ve korunan servetler! Hükümet, emeklilerle gençleri karşı karşıya getirerek kendi yağma düzenini gizlemeye çalışıyor. Humanite gazetesinden seçtiğimiz makalede “Sokağa çıkma sırası emeklilerde” diyor ve ekliyor: “Sömürülüp posası çıkarılan emekli ile kurban edilen öğrenci arasındaki ortaklık apaçık ortada.” 

Bugün Avrupa İnsan Ticaretiyle Mücadele Günü. Alman İnsan Hakları Enstitüsü, Almanya’daki insan ticareti üzerine bir rapor sundu. Rapora göre her gün çok düşük ücretler ve çok kötü çalışma ve barınma koşullarıyla bakım, inşaat, temizlik, otel, restoran ve fuhuş alanında insanlar, ya zorla ya da başka imkanları olmadığından sözde gönüllü çalıştırılıyorlar.

İngiltere’de Eski Başbakan Keir Starmer’ın milletvekilliğinden istifasıyla boşalan meclis koltuğu için yapılan “Holborn ve St Pancras” bölgesi ara seçimi, 8 Ekim’de gerçekleştirildi. Seçim, İşçi Partisinin Yeni Lideri Andy Burnham için önemli bir sınav, Yeşiller Lideri Zack Polanski içinse partisinin yükselişini sandığa taşıyıp taşıyamayacağını gösterecek bir yarıştı. İşçi Partisi koltuğunu korudu. Partinin adayı Sagal Abdi-Wali seçimi kazanırken Polanski ikinci sırada kaldı. Guardian için kaleme aldığı yazısında Peter Walker, yenilginin Yeşiller açısından yarattığı hayal kırıklığını ve Polanski’ye sağlayabileceği olası rahatlamayı değerlendirdi.

Emekliler ve liseliler, toplumsal yıkım projeleri yarışına karşı çıkıyor

Stéphane Sahuc
Humanité/Fransa

Bugün sokağa çıkma sırası emeklilerde. Binlerce emekli sokakları dolduruyorsa, bunun nedeni emekli aylıklarının artırılmamasıyla ortaya çıkan düpedüz hırsızlığa karşı çıkmaları. Kuşkusuz, eylemleri sırasında, geleceği ellerinden alınan gençlerin eylem nedeniyle kapattığı liselerin önünde biriken çöp yığınlarını görecekler. Sömürülüp posası çıkarılan emekli ile kurban edilen öğrenci arasındaki ortaklık apaçık ortada. Her ikisi de tam olarak aynı politik tercihlerin sonuçlarına katlanıyor: Küçük bir azınlığın servetini dokunulmaz kılmak için toplumun ezici çoğunluğunun cebine el atan bir iktidar.

Ancak sinizmin doruk noktası şu ki hükümet, emeklilerin cebinden alınan paranın milli eğitim bütçesini finanse etmesi gerektiğini açıklayarak onları karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Kuşaklar arası dayanışma kavramını, mağdurları birbirine düşürmek için saptırmanın bir başka yolu.

Toplumsal ve vergisel adaletten söz etmek ise söz konusu bile değil. Aksine, hükümetin bütçe tasarısında dayattığı yaklaşık 60 milyar avroluk kesintiler bile kemer sıkma ve tasarruf politikalarının bağnaz savunucularına yetmiyor. Cumhurbaşkanı Adayı Édouard Philippe’in ekibi, toplumsal yıkıma yönelik kendi manifestosunu kamuoyuna açıkladı: “Devlet ödeneklerinin yüzde 2.5 azaltılması, kamu sektöründe hastalık izinleri için bekleme süresinin iki güne çıkarılması, sosyal yardım harcamalarının dondurulması, sosyal güvenlik kasalarının harcamalarının yılda yüzde 3 azaltılması… Bütçe açığı, gelirleri artırarak değil, harcamaları azaltarak düşürülmelidir.” Açıkça söylemek gerekirse istedikleri şey şu: Hastanenin fişini çekmek, okulu boğmak, dayanışmayı silip atmak.

Bir başka Cumhurbaşkanı Adayı Bruno Retailleau, 2032’ye kadar 197 milyar avroluk kesinti öngören çılgın bir tasfiye planıyla aynı yarışa katılıyor. Saplantısı, emekliliğe ayrılan 400 bin kamu görevlisinin kadrolarını ortadan kaldırmak. Bu arada özel sektördeki çalışanlar, tamamlayıcı sağlık sigortalarının geri ödemesini yapmasının yasaklanacağı, “kamu düzenine ilişkin” zorunlu bekleme günleri uygulamasına katlanmak zorunda kalacak. Dağıtım esaslı emeklilik sisteminin kaldırılarak fonlamaya dayalı emeklilik sistemine geçilmesini ve emeklilik yaşının birkaç yıl ertelenmesini de unutmamak gerekir.

Özel sigorta şirketleri ve diğer kapitalist emeklilik fonları için bu hem kaymağı yemek hem de kaymağın parasını almak demek. Hastalanmak ya da yaşlanmak, mali bir suç haline gelecek. Oysa para oluk oluk akıyor. 1228 milyar avro: Bu yıl ülkedeki en zengin 500 kişinin toplam serveti bu. Devlet, bu aşırı beslenmeyi bizzat örgütlüyor. Raportör Fabien Gay’in hazırladığı Senato Soruşturma Komisyonu, yalnızca 2023 yılında şirketlere 211 milyar avro kamu yardımı aktarılmasını belgeledi. Baskıların sonucunda Ekonomi ve Maliye Bakanlığı (Bercy), 2024 yılı için 166 milyar avroluk yardım verildiğini kabul etmek zorunda kaldı. Bunlar, ödediğimiz vergilerden karşılanan, hiçbir toplumsal yükümlülük ya da ekolojik koşul içermeyen açık çekler.

Sanayi imparatorluklarının vergi ödemekten kaçınarak kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan, kişiye özel bir vergi avantajı olan Dutreil Anlaşması, Sayıştaya göre yılda 5.5 milyar avroya mal oluyor. Sağ siyaset, bu düzenlemenin sorgulanmaksızın korunmasını talep ediyor. Bütün bu rakamlara, yıllık 80 ila 100 milyar avro arasında olduğu tahmin edilen vergi kaçakçılığını da ekleyebiliriz. Sonuçta borç, gösterildiği kadar içinden çıkılmaz değil.

Ülkedeki yabancıların “maliyeti” hakkında gürültülü biçimde saçmalamaya her zaman hazır olan (ırkçı parti) Ulusal Birlik (RN), sistemin iyi bir uşağı olarak bu yağma karşısında suskun kalıyor. Ancak eylemleri kendileri adına konuşuyor. Marine Le Pen ve yardımcıları, kasanın kilidini sağlamlaştırmak için Macron yanlıları ve Cumhuriyetçilerle aynı yönde oy kullandılar: Servet vergisinin (ISF) yeniden yürürlüğe konulmasının reddedilmesi, aşırı kârların vergilendirilmesinin reddedilmesi, asgari ücretin (SMIC) işverenlerin kâr marjları üzerinden artırılması girişiminin baltalanması.

Popülist cilaları çatlıyor ve altlarından, rant gelirleriyle yaşayanları rahatlatmak için can atan sıradan vekilharçlar ortaya çıkıyor. Üstelik bu para dağına dokunmak isteyenler “sorumsuzlukla” suçlanıyor. Bize muhasebe hesaplarının dayattığı bir kaçınılmazlık masalı satılıyor. Oysa bu, devasa bir siyasi aldatmacadan başka bir şey değil.

Çeviren: Eren Can

 

Bugün Avrupa İnsan Ticaretiyle Mücadele Günü: Mağdurlar gizli kalıyor

Kristian Stemmler
Junge Welt/Almanya

Almanya’da insan ticareti gözler önünde gerçekleşmesine rağmen çoğu zaman fark edilmiyor ve bu nedenle cezasız kalıyor. Berlin’deki Alman İnsan Hakları Enstitüsü (DIMR) Direktörü Beate Rudolf, perşembe günü yaptığı açıklamada, “Almanya’da her gün insan ticareti yaşanıyor; hasta bakımında, şantiyelerde, ev işlerinde, otellerde, restoranlarda ve fuhuş sektöründe” ifadelerini kullandı. Rudolf, mağdurların zorla sömürüldüğünü ve kendi kaderlerini tayin etme haklarının hiçe sayıldığını belirtti. 18 Ekim Pazar günü kutlanacak olan “Avrupa İnsan Ticaretiyle Mücadele Günü” öncesinde Rudolf, enstitüsü tarafından hazırlanan “Almanya’da insan ticareti izleme raporu 2026”yı çevrim içi bir basın toplantısıyla kamuoyuna sundu.

2024’ten bu yana yayımlanan ikinci rapor olma özelliğini taşıyan 229 sayfalık çalışma, insan ticaretinin boyutlarını, biçimlerini ve buna karşı yürütülen mücadeleyi analiz ederek mevcut verileri bir araya getiriyor. Enstitü Direktörü, 2024 yılından bu yana insan ticaretiyle mücadelede önemli ilerlemeler kaydedildiğini, ancak hâlâ “ülke geneline yayılmış kapsamlı destek mekanizmalarının” eksik olduğunu vurguladı.

Bilindiği gibi sendikalar Alman inşaat, otel-restoran, et işleme (mezbaha) firmalarının suçu taşeron firmalara atarak düşük ücretli, kölelik koşullarında işçi çalıştırdığını defalarca ortaya koymuştu. Fuhuş konusunda ise durum içler acısı.

Hem emek sömürüsü hem de fuhuşta “karanlıkta kalan” (tespit edilemeyen) vaka sayısı oldukça yüksek. Rudolf, mağdurların birçoğunun utanç duydukları ya da tehdit edildikleri için “Gizli kaldıklarını” ifade etti. Mağdurların bir kısmı, suç örgütlerine bağlı aracılar tarafından Almanya’ya getiriliyor ve kendilerine yüklenen borçları ödemek için çalışmaya zorlanıyor. Birçoğu ise güvencesiz oturum statüleri ve Almanca bilmemeleri nedeniyle “tamamen izole” bir yaşam sürüyor. Enstitünün İnsan Ticareti Raporlama Birimi Başkanı Naile Tanış ise mağdurların polise veya danışma merkezlerine başvurmadıklarını; bunun nedeninin “Faillerden duyulan korku ya da kendilerinin de suç işlemiş olabileceği endişesi” olduğunu ekledi. Kayıt dışı kalan vakalar (karanlık alan) göz önüne alındığında, yeni izleme raporunun 2024 yılına ilişkin verileri “ürkütücü derecede yüksek” olarak nitelendiriliyor. Buna göre, günde ortalama üçten fazla kişi -toplamda 1120 mağdur- uzmanlaşmış danışma merkezlerine başvuruda bulundu. Kolluk kuvvetleri ise 2024 yılında günde ortalama ikiden fazla olmak üzere toplam 839 mağduru kayıt altına aldı. Hem danışma merkezine hem de polise başvuran kişilerin oluşturduğu örtüşmeler ise istisnai bir durum teşkil ediyor.

Rapora göre, cinsel sömürü (zorla fuhuş) vakalarında mağdurların yüzde 90’ından fazlası kadınlardan oluşuyor ve bunların büyük çoğunluğu Alman vatandaşı. Emek sömürüsünde ise mağdurların yaklaşık üçte ikisi erkek; Alman vatandaşı olmayanlar arasında ise Güneydoğu ve Doğu Avrupa ile Güneydoğu ve Doğu Asya’dan gelenlerin sayısı oldukça fazla. Danışma merkezlerine başvuran kişiler ise ağırlıklı olarak Batı Afrika’dan, özellikle de Nijerya’dan geliyor.

Tanış, Almanya’nın “İnsan ticaretiyle mücadelede, özellikle yasal ve yapısal düzeylerde önemli ilerlemeler kaydettiğini” vurguladı. Uzmana göre, federal hükümetin insan ticareti, emek sömürüsü ve zorla çalıştırmaya karşı iki ulusal eylem planı kabul etmiş olması, hükümetin “İnsan ticaretiyle mücadele konusunda ciddi olduğunu” açıkça ortaya koyuyor. AB’nin insan ticaretine karşı yönergesinin Alman hukukuna dahil edilmesi de bir diğer önemli ilerleme olarak öne çıkıyor.

Ancak tüm bunlar yeterli değil. İnsan ticareti mağdurlarının tespit edilmesi ve ardından danışma merkezlerine yönlendirilmesi konusunda, ülke genelinde geçerli olacak ortak kurallara ve asgari standartlara ihtiyaç duyuluyor. Mağdurların her yerde tanınmaları ve buna bağlı olarak sağlık hizmetlerine hızla erişim sağlayabilmeleri büyük önem taşıyor. Şu ana dek, ikamet veya çalışma yerine bağlı olarak farklı makamlar ve yardım kuruluşları yetkili kılınıyor. Tanış, “Bir kişinin koruma, destek ve sağlık hizmeti alıp alamayacağı, yaşadığı yere bağlı olmamalıdır” dedi.

Tanış ayrıca, mağdurlar için “çok yetersiz sayıda” sığınmaevi bulunduğunu eleştirdi. 2025 yılı itibarıyla yalnızca yedi eyaletin bu tür sığınma konutlarını finanse ettiği belirtiliyor. Uzmanlaşmış sığınmaevlerinin bulunmadığı yerlerde ise mağdurlar -çocuklar ve gençler de dahil olmak üzere- hostel gibi geçici konaklama yerlerine ya da sığınmacılar veya evsizler için ayrılmış barınaklara yönlendiriliyor; oysa buralar kişilere özel bir alan sunmadığı gibi, onları faillerden koruyacak bir güvence de sağlamıyor. DIMR (Alman İnsan Hakları Enstitüsü) ayrıca, federal hükümetin ve eyaletlerin, danışma merkezleri için geçici proje fonlarına bel bağlamak yerine kalıcı bir finansman modeli oluşturmaları gerektiğini savunuyor.

Çeviren: Semra Çelik

 

Holborn ve St Pancras ara seçimindeki yenilgi Yeşilleri hayal kırıklığına uğratacak, ama belki rahatlatacak da

Peter Walker
The Guardian/İngiltere

Parlamento ara seçimleri çok farklı, kimi zaman da yoğun duygular uyandırabilir. Ancak Holborn ve St Pancras’taki başlıca adayların hissettiği şey daha sıradan olabilir: Rahatlama.

İşçi Partisinin Adayı Sagal Abdi-Wali’nin (Camden Belediyesi Lideri) toplam oyların yüzde 45’inden biraz fazlasını alarak kazanması büyük ölçüde bekleniyordu. Ancak bu sonuç, İşçi Partisinin Andy Burnham’ın hem Makerfield gibi (ırkçı parti) Reform’un güçlü olduğu bölgelerde hem de Yeşillere yakın şehir merkezlerinde seçmene ulaşabilen bir siyasetçi olduğunu öne sürmesini sağlıyor.

(Eski Başbakan) Keir Starmer’ın daha önce temsil ettiği ve 1983’te kurulduğundan beri ezici çoğunlukla İşçi Partisine oy veren bir seçim bölgesini korumak, siyasetin olağan seyrettiği zamanlarda çok dikkat çekici bir başarı sayılmazdı. Ancak bugünler olağan zamanlar değil.

Katılımın yüzde 38.7’de kalması ve Abdi-Wali’nin yalnızca 3 bin 364 oy farkla kazanması, hükümete yönelik güçlü bir desteğe işaret etmiyor olabilir. Seçimin İşçi Partisi tarafından kazanılacağının yaygın biçimde düşünülmesi de katılımı düşürmüş olabilir.

Peki ya Yeşiller; özellikle de İngiltere ve Galler’deki Partinin Lideri Zack Polanski?

Polanski, yüksek profilli bu seçim bölgesinde aday olmaya karar vermişti. Onun ikinci sıradan memnun kalacağını düşünmek yine tuhaf gelebilir. Fakat siyasi hayatının en zorlu haftasının ardından sonuç daha kötü de olabilirdi.

İngiltere Yeşiller Partisi Lideri Zack Polanski

İngiltere Yeşiller Partisi Lideri Zack Polanski

Polanski oyların yüzde 33’ünden biraz azını aldı ve Abdi-Wali dışındaki tüm adayların açık ara önünde yer aldı. Bu oran, Burnham’ın yükseliş rüzgarını arkasına almamış bir İşçi Partisine karşı, başka bir seçimde Yeşillerin benzer seçim bölgelerinde hâlâ güçlü bir rakip olabileceğini gösteriyor.

Polanski aday olacağını açıkladığında amaç, şubatta Gorton ve Denton’da sözde güvenli bir İşçi Partisi seçim bölgesinde zafere ulaşarak büyük bir heyecan ve görünürlük yaratan Hannah Spencer’ın başarısını tekrarlamaktı.

Bununla birlikte Polanski, partinin geçen hafta sonu siyonizm ve İsrail hakkındaki tartışmalı politikayı kabul etmesinin ardından gelen eleştirilere ve yaşanan derin bölünmelere rağmen Yeşil seçmen desteğinde belirgin bir düşüş görülmemesinden içten içe memnun olabilir.

Yeşillerin yıllık konferansında üyelerin oylarıyla kabul edilen yeni politika, bir Yahudi devleti için siyasi hareket olan siyonizmi ırkçılıkla eş tutuyor ve İsrail’in yerine tek bir Filistin devleti kurulmasını savunuyor. Partinin beş milletvekilinden dördü bu politikaya açıkça karşı çıkıyor. Çok sayıda belediye meclisi üyesi de politikaya mesafe koyarken birkaç meclis üyesi partiden istifa etti.

Polanski’nin konuyla ilgili açık bir tavır almaması ve ara seçim kampanyası için pazar günkü tartışmaya katılmaması (4 Ekim’de Brighton’da düzenlenen Yeşiller Partisi yıllık konferansında, siyonizm hakkındaki önergenin ele alındığı oturum), bazı Yeşiller arasında ciddi rahatsızlık yarattı. Bazıları bunu liderlik eksikliği olarak nitelendirdi. Seçim sonucunun ardından Polanski’nin Yeşiller lideri olarak kalacağını açıklamak zorunda kalması da dikkat çekiciydi. “Evet, kesinlikle. Liderler böyle yapar” dedi.

Yeşillerden bazıları Polanski’nin yaşadığı Doğu Londra yerine Kuzey Londra’daki bu seçim bölgesinde aday olmasını sorgulamıştı. Polanski’nin destekçileri ise (ırkçı Reform Partisi Lideri) Nigel Farage’ın milletvekili seçilebilmek için sekiz kez yarıştığını hatırlatıyor.

Her durumda, sonuç Polanski’nin konumunu daha da kötüleştirmedi. Yeşillerin oyları çökmüş olsaydı, çok ağır bir baskı altında kalacaktı. Şimdi ise parti içindeki şüphecileri yatıştırması gerekiyor. Liderler iki yıllık dönemler için seçildiğinden, bir yıl sonra yeniden seçilmek için yarışacak.

Peki diğer partiler? Muhafazakarlar, Reform UK’yi geçerek üçüncü sırada yer almaktan sessizce memnun olabilir. Oyların yüzde 7.1’ini aldılar; bu oran 2024’te aldıkları oy oranıyla neredeyse aynı. Bu büyük bir başarı gibi görünmeyebilir. Ancak partinin ülke genelindeki anketlerdeki desteği 2024 seviyelerinin hayli altında kalmaya devam ediyor. Bu nedenle oy oranının değişmemesi, büyük olasılıkla Kemi Badenoch’un yeniden yükselişe geçtiğinin kanıtı olarak sunulacak.

Çeviren: Dış Haberler Servisi

(Dış Haberler)

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
16.10.2026 19:53 / Güncelleme: 20:00

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, CHP'den istifa etti

Bir süredir hakkında AKP'ye geçeceğine dair iddialar dolaşan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, CHP'den istifa etti ve görevine bağımsız devam edeceğini açıkladı.

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, CHP'den istifa etti

Fotoğraf: Muğla Büyükşehir Belediyesi

16.10.2026 13:08 / Güncelleme: 13:56

Ülke genelinde 250 ayrı eylem bekleniyor: Fransa'da Sarı Yelekliler’in eylemleri öncesi ‘şok bombası’ yasağı kaldırıldı

Fransa'da Sarı Yelekliler’in kitlesel protestoları öncesinde güvenlik önlemleri artırıldı. İçişleri Bakanı Laurent Nunez, daha önce yasaklanan şok bombalarının gösterilerde yeniden kullanılabileceğini açıkladı.

Ülke genelinde 250 ayrı eylem bekleniyor: Fransa'da Sarı Yelekliler’in eylemleri öncesi ‘şok bombası’ yasağı kaldırıldı

Fransa’da yükselen akaryakıt fiyatları, yüksek yaşam maliyetleriyle birlikte Fransa’da
Sarı Yelekliler hareketi 17 Kasım 2018’de başladı | Fotoğraflar: Eren Araman

16.10.2026 20:14

TTB'den, HIV alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin yaşadığı sorunlar için üç kuruma çağrı

TTB, HIV alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin karşı karşıya kaldığı zorlukların sağlık hakkı ve iyi yönetim açısından değerlendirilmesi amacıyla 3 kuruma yazılı başvuruda bulundu.

TTB'den, HIV alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin yaşadığı sorunlar için üç kuruma çağrı

Fotoğraf: MA

16.10.2026 22:58 / Güncelleme: 23:14

2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu

2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu. Bütçe görüşmelerine 21 Ekim'de başlanacak.

2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu

Fotoğraf: DHA

16.10.2026 11:54

Özgür Özel’den AKP’ye transfer olan belediye başkanlarına: 'Bu yapılan siyasi yankesiciliktir'

Gündemi değerlendiren Özgür Özel, AKP’ye geçen Cemil Tugay’a “İzmirlileri sattı” diyerek tepki gösterdi. Fon vurgunu üzerinden Erdoğan’ı sandığa çağıran Özel, Halk TV’ye kayyım atanmasını ise “organize kötülük” olarak değerlendirdi.

Özgür Özel’den AKP’ye transfer olan belediye başkanlarına: 'Bu yapılan siyasi yankesiciliktir'

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!