İzmir’de Komünist Manifesto söyleşisi: İşçi sınıfının hayaleti hâlâ dolaşıyor
İzmir’de düzenlenen “Komünist Parti Manifestosu: İşçi sınıfının hayaleti hâlâ dolaşıyor mu?” başlıklı söyleşide sınıf mücadelesinin dünü, sendikal bürokrasi ve Manifesto’nun güncelliği tartışıldı.
Fotoğraf: Evrensel
İzmir - Art Venue İzmir’de düzenlenen “Komünist Parti Manifestosu: İşçi sınıfının hayaleti hâlâ dolaşıyor mu?” başlıklı söyleşide sosyolog Ferhat Kentel, yazar ve çevirmen Barış Yıldırım, gazeteci Bilge Can Ünbal ve BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen konuştu. Söyleşide sınıf mücadelesi, işçi sınıfının güncel durumu, sendikal bürokrasi ve Manifesto’nun güncelliği tartışıldı.
Kentel: Sınıf ve kültür ayrı düşünülemez
İlk sözü alan Ferhat Kentel, 1968’i işçi sınıfı hareketi açısından sembolik bir kırılma olarak değerlendirdi. O tarihe kadar toplumun merkezinde duran işçi sınıfının bu konumunu yitirdiğini söyleyen Kentel, Thatcher ve Reagan politikalarıyla, Türkiye’de Özal uygulamalarıyla ve Şili’de Pinochet darbesiyle ilerleyen özelleştirmeler sürecinde sendikaların zayıflatıldığını anlattı. Kentel, bu süreçte kimlik çatışmalarının öne çıktığını, bütün insanları birleştirebilecek en temel mesele olan sınıf meselesinin ise arka plana itildiğini söyledi.
Sınıfın yalnızca fabrikadaki üretim ilişkilerinden ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel bir birlik olduğunu vurgulayan Kentel, gençliğinde Haliç’teki grevlerde tanık olduklarını aktardı: “Kavel, Demir Döküm ve Arçelik gibi fabrikalarda çalışan insanlar, aynı zamanda o bölgelerde yaşayan insanlardı. Grev olduğunda bütün mahalle grev alanlarında dayanışma içindeydi.”
Bugün dünyada mafya ve gangster yöntemleriyle işleyen, ganimete dayalı bir rant kapitalizmiyle karşı karşıya olunduğunu belirten Kentel, yüzde 1’in yönettiği bu düzene yoksulların popülist ideolojiler aracılığıyla destek verdiğini söyledi. Manifesto’nun yaygınlığını dönemin işçileriyle doğrudan konuşan diline bağlayan Kentel, “Bugün de bu dönemin işçilerine ve toplumuna hitap edecek yeni diller icat etmek gibi bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum” dedi.
Fotoğraf: Evrensel
Yıldırım: Dünya değişti ama temel ilişkiler aynı
Barış Yıldırım, yaklaşık 28 yıl önce Manifesto üzerine kaleme aldığı yazıdaki tespitini hatırlattı: “Manifesto, liberalizmin belleklerden silmek, faşizmin ise yok etmek istediği bir metindir”. Metnin bütün bu çabalara rağmen silinemediğini söyleyen Yıldırım, yenilgilere takılmamak gerektiğini de vurguladı: “Çoğu zaman yenileceğiz, nadiren kazanacağız. Kazanana kadar yenileceğiz”.
Burjuvazinin üretim araçlarında sürekli devrim yapmak zorunda olduğu tespitini hatırlatan Yıldırım, yapay zekânın da özünde aynı çerçeveyle açıklanabilecek bir üretim aracı olduğunu söyledi. Yıldırım, “Bugün yapay zekâ, bilgisayarlar ve robotlar sayesinde çok daha kısa süre çalışarak dünyanın kaynaklarını hepimize yetecek biçimde kullanmak mümkün olmasına rağmen çok daha büyük bir sefaletle karşı karşıyayız” dedi.
“Proletaryanın zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur” cümlesine ek yapan Yıldırım, “zincirlerin işçilerin kişisel eşyaları değil, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan toplumsal ilişkiler içindeki konumları” olduğunu kaydetti. “Evet, dünya çok değişti. Ancak kapitalist toplumun temel ilişkileri değişmediği sürece dünya aynı yerde duruyor” diyen Yıldırım, üretim araçlarının özel mülkiyeti sürdükçe Manifesto’nun ortaya koyduğu temel ilkelerin de geçerliliğini koruyacağını ifade etti.
Ünbal: İşçi sınıfı öncü partileri etrafında birleşmeli
Bilge Can Ünbal, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından karalama propagandasıyla Manifesto’nun romantik bir kitaba dönüştürüldüğünü, birçok kitaplıkta yıllar önce okunup bir daha açılmayan bir nesne olarak durduğunu söyledi.
Patronların işçilere yönelik her saldırısının sınıf mücadelesinin parçası olduğunu belirten Ünbal, Aliağa’daki Smart Solar direnişini örnek gösterdi. Gebze’deki fabrikada işgalle Birleşik Metal-İş’in örgütlendiğini, patronun aynı şeyin Aliağa’da yaşanmaması için fabrikanın iş kolunu enerjiye geçirdiğini anlatan Ünbal, işçilerin Enerji-Sen’e üye olmasının ardından işçilerin işten çıkarıldığını söyledi. Ünbal, direnişin ardından geri adım atan patronun verdiği sözleri tutmadığını, işçilerin yeniden mücadele etmek zorunda kaldığını belirtti.
Manifesto’nun bir program olduğunu söyleyen Ünbal, “Bu program bize ne der? Gün be gün mücadele edeceksiniz. Arada bir mücadele etmek olmaz. Tek başınıza değil, örgütlü mücadele edeceksiniz. Yalnızca kendi topraklarınızda değil, dünyanın tamamında mücadele edeceksiniz” dedi. Paris Komünü’nden Gezi’ye değin kazanılıyor gibi görünen anlarda öncülük eksikliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Ünbal, bugün dünya işçi sınıfının birleşmesi öncü partileri etrafında birleşmesi gerekiyor dedi.
Türkmen: Çıkış yolu sınıf sendikacılığı
Sendikaların vahşi kapitalist sömürünün en ağır yaşandığı dönemde işçilerin kendiliğinden mücadelesinin içinden doğduğunu hatırlatan Mehmet Türkmen, tek bir iş yerinde sıradan bir ekonomik talep için başlayan mücadelenin bile işçilere yalnızca bir patronla değil, onun temsil ettiği burjuva sınıfıyla ve onu koruyan devletle karşı karşıya olduklarını gösterdiğini söyledi. Türkmen, “Bugün bile pek çok grevde ve direnişte işçilerin bu çatışmayı yaşadığını, sorguladığını ve dönüştüğünü sıkça görüyoruz” dedi.
Sovyetler Birliği’nin varlığı ve Batı’daki güçlü işçi hareketleri karşısında sermayenin sendikal bürokrasiyle uzlaşarak tavizler verdiğini anlatan Türkmen, bugün bu zeminin ortadan kalktığını belirtti. Sendikal örgütlenme yürütenlerin sık kullandığı “En kötü sendika bile sendikasızlıktan iyidir” sözünün artık bir karşılığı kalmadığını söyleyen Türkmen, şöyle konuştu: “Bugün bizim çalışma yürüttüğümüz yerlerde, Başkent’te, Urfa’da, Antep’te sendikal bürokrasinin ihanetini en derinden yaşamış işçilere bunu sorarsanız, muhtemelen tepki ile karşılaşırsınız”. Türkmen, özel sektörde bürokrat sendikaların örgütlü olduğu iş yerleriyle sendikasız iş yerleri arasında neredeyse hiç fark kalmadığını, bazı yerlerde patronların sendikalar aracılığıyla işçi mücadelesini engellemeye çalıştığını ifade etti.
Kuryeler, gig ekonomisi ve parçalanan üretimle birlikte yeni örgütlenme biçimlerine ve araçlara ihtiyaç olduğunu belirten Türkmen, sınıf sendikacılığının temel ilkesinin ise değişmediğini vurguladı. “Bugün artık uzlaşabileceğimiz bir sistem, bir sermaye sınıfı yok” diyen Türkmen, “Biz sınıf sendikacılığının temel ilkesinin bugün de geçerli olduğunu düşünüyoruz. O da işçi sınıfının ekonomik ve demokratik talepleri için mücadele ederken her aşamada işçi sınıfının çoğunluğunun mücadelesini temsil etmektir. İşçi sınıfıyla kader birliği yapmadan bu düzenden kurtulmak mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
(Evrensel)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et