Yağış neden afete dönüştü?
İstanbul'daki sel felaketini değerlendiren Şehir Plancıları Odasından Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, rant odaklı projelerin ve dere yataklarındaki yapılaşmanın kenti afete mahkum ettiğini belirtti.
Fotoğraf: DHA
Ramis Sağlam
[email protected]
İstanbul - İstanbul’da son günlerde yaşanan kuvvetli yağışların su baskınlarına, ulaşımın aksamasına ve günlük yaşamın felç olmasına yol açması, kentin afetlere karşı ne kadar kırılgan olduğunu yeniden gösterdi. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, yağışın yol açtığı selin arka planını anlattı.
Yasa dışı yapılaşmanın maliyeti
Rantı önceleyen planlama ve yapılaşma kararlarının belirleyici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, yağışı afete dönüştüren koşulları şöyle ifade etti: “Yıllardır deprem bahanesiyle İstanbul’un plan eşiklerini aşacak şekilde yoğun ve vahşi dönüşüm projelerine teslim edilmesi, doğal eşikleri hiçe sayan, nüfusu ve altyapının taşıma kapasitesini kontrolsüz artıran Kanal İstanbul, İstanbul Hava Limanı, 3. Boğaz Geçişi, Kuzey Marmara Otoyolu gibi mega projeler, dere yataklarında hâlâ süregelen ve göz yumulan yasa dışı yapılaşma, bugün İstanbul halkının üzerine bu büyük maliyeti yüklemiştir.”
Su havzaları üzerindeki baskı arttı
Doğal su akış yollarının yoğun yapılaşmayla, AVM’ler ve benzeri büyük projelerle kesintiye uğratıldığının altını çizen Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, dere yataklarının yapılaşma baskısı altında kaldığını ve yağmur suyunun doğal yollarla toprağa sızmasının giderek zorlaştığını ifade etti: “Kentin ekolojik alanları ve su havzaları üzerindeki yük artıyor. Üstelik her yeni yapılaşma kararı, her yoğunluk artışı ve her yeni ulaşım yatırımı, yalnızca kendi bulunduğu alanı değil, çevresindeki altyapı sistemlerini ve yerleşimleri de etkiliyor. Bu nedenle bir bölgede verilen plan kararını yalnızca o bölgenin sınırları içinde değerlendirmek mümkün değildir. Yapılaşmanın su yönetimi, kanalizasyon, ulaşım ve doğal drenaj sistemleri üzerindeki toplam etkisinin birlikte ele alınması gerekir.”
Kamusal hizmetler de aksıyor
Giritlioğlu’na göre bu durum altyapı kapasitesini de doğrudan etkiliyor: “Bir bölgenin taşıyabileceğinden daha fazla yapılaşmaya açılması, yağmur suyu sistemlerinin ve diğer kentsel altyapıların üzerindeki baskıyı artırır. Bu baskının sonuçları ise yalnızca yapıların ya da yolların zarar görmesiyle sınırlı kalmaz; hastanelerin, ulaşım sistemlerinin, konutların ve kamusal hizmetlerin etkilenmesiyle doğrudan kentlilerin yaşam hakkını ve güvenliğini ilgilendiren bir soruna dönüşür.”
Yağmur suları kaynağında tutulamıyor
Ancak yapılaşma bu denli yoğunken yağmur suyu kanallarını genişletmek ve taşkın sonrasında müdahale kapasitesini artırmak da yeterli değil. Giritlioğlu, afet riskini kalıcı olarak azaltmanın zorunluluğuna dikkat çekiyor: “Dere yataklarının, taşkın alanlarının, tarım ve mera alanlarının, ormanların ve su havzalarının korunması; geçirgen yüzeylerin artırılması; yağmur suyunun kaynağında tutulmasını sağlayan uygulamaların yaygınlaştırılması ve plan değişikliklerinin kümülatif etkilerinin değerlendirilmesi gerekiyor.”
‘Afetten ders alınmıyor’
Giritlioğlu, tümüyle bir anlayış değişikliğine ihtiyaç duyulduğunun altını çiziyor: “Afetlere dirençli bir kent yaratmak, yalnızca mühendislik önlemleriyle değil, doğal eşikleri koruyan, altyapı kapasitesini gözeten ve bilimi ve kamu yararını esas alan kentleşme ve planlama politikalarıyla mümkündür. İstanbul’da asıl sorulması gereken, yağmurun neden yağdığı değil; bu yağışın neden tekrar tekrar kent yaşamını felç eden bir afete dönüştüğüdür. Bu soruya verilecek ‘Ders almıyoruz’ yanıtı, kentin geleceğine ilişkin planlama tercihlerimizi de yeniden değerlendirmemizi gerektiriyor.”
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et