Toplu iş sözleşmesinde işçinin sınavı: Hak arayışı mı koltuk savaşı mı?
DEÜ Hastanesi sağlık işçisi Mahmut Yiğit sendikal bürokrasiye karşı hakların kâğıt üstündeki zamlara kurban edilmediği, şeffaf, hesap verebilir ve demokratik bir sendikal mücadele için söz ve karar hakkına sahip çıkmaya çağırdı.
DEÜ Hastanesi
Mahmut Yiğit
DEÜ Hastanesinden sağlık işçisi
Herkes lafa geldi mi bunu söyler: Sendika, gücünü yöneticilerinden değil, üyelerinin ortak iradesinden ve dayanışmasından alır.
Bunu söyleyen gerçekten bunun mücadelesini verir mi, nasıl anlayacağız?
Bizim için çok basittir aslında: Sendikacılık haklarımızı korumak, haksızlıklara karşı birlikte mücadele etmek ve insanca çalışma koşullarını sağlamaktır. Bunun için sendikamızın demokratik, bağımsız, şeffaf ve hesap verebilir olması gerekir. İşçinin ortak çıkarlarının önüne koltuk hesapları geçtiğinde ise sorun kişisel rekabeti aşar ve sendikanın kimin çıkarları için yönetildiği sorusunu gündeme getirir.
Sendikal bürokrasi dediğimiz sorun da tam burada karşımıza çıkıyor. Yöneticilerin zamanla kendilerini seçen işçilerden uzaklaşması, kararları üyelerin iradesi yerine kendi çıkarlarına göre alması ve makamlarını korumayı mücadelenin önüne koyması, sendikayı asıl sahiplerinden uzaklaştırıyor. Sendikal bürokrasiyle mücadele etmek, yalnızca bir yöneticinin gitmesini, yerine başka birinin gelmesini istemek değildir. Yönetim değişse de anlayış değişmiyorsa sorun devam eder. Asıl ihtiyacımız, söz ve karar hakkımızı kullanabildiğimiz, yöneticilerimizi denetleyebildiğimiz demokratik bir sendikal yapıdır.
Sarı sendikacılık eleştirisini de bu açıdan ele almalıyız. İşveren karşısında etkili bir mücadele yürütmeyen, işçinin taleplerini geri plana iten ve üyelerin iradesi yerine yönetimsel çıkarları önceleyen bir anlayışı sorgulamalıyız. Bir sendikanın niteliğini yalnızca söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla değerlendirmeliyiz. Taleplerimiz nasıl savunuluyor, kararlar nasıl alınıyor, yöneticiler verdikleri sözlerin hesabını veriyor mu? Bunları sormak sendikamızı zayıflatmaz, tersine güçlendirir.
Elbette sendika içindeki görüş ayrılıkları ve seçim mücadeleleri demokratik yaşamın bir parçasıdır. Ancak yönetim yarışları işçinin hak mücadelesinin önüne geçiyorsa hepimizin sorgulaması gereken bir sorun var demektir. Bizim alın terimiz, hiçbir yöneticinin koltuğuna basamak yapılmamalı.
Bütün bunlar toplu iş sözleşmesi sürecinde daha da önem kazanıyor. Çünkü bu masa; ücretimizi, sosyal haklarımızı, ailemizin geçimini ve geleceğimizi doğrudan etkiliyor. Bir tarafta maliyetleri düşürmek isteyen işveren, diğer tarafta emeğinin karşılığını almaya çalışan biz işçiler varız.
Bizim için mesele yalnızca ne kadar zam alacağımız değil. Artan hayat pahalılığı karşısında alım gücümüzü korumak, kazanılmış haklarımızı kaybetmemek ve insanca yaşayabileceğimiz koşulları güvence altına almak istiyoruz. Kâğıt üzerinde yüksek görünen bir zam, kira, gıda, ulaşım ve enerji giderleri karşısında eriyip gidiyorsa gerçek bir kazanımdan söz edemeyiz. Ücret artışı uğruna sosyal haklarımızın geriletilmesine de göz yumamayız.
Toplu sözleşme sürecinde en büyük gücümüz örgütlü olmamız. Ancak sendikaya üye olmak tek başına yeterli değil. Görüşmeleri takip etmeli, taleplerimizi açıkça ortaya koymalı ve bizi temsil edenlerden hesap sormalıyız. İşverenin tekliflerini, sendikanın taleplerini, hangi konularda uzlaşma sağlandığını ve hangi taleplerimizin karşılanmadığını bilmek bizim hakkımız. Çünkü bizim adımıza yürütülen bir süreçte söz sahibi olmak istiyoruz.
Teklif geçim koşullarımızı karşılamaktan uzaksa, kazanılmış haklarımızda ciddi kayıplara yol açıyorsa ya da taleplerimiz dikkate alınmadan anlaşmaya varılmak isteniyorsa buna itiraz etmeli, gerektiğinde daha güçlü bir mücadele yürütülmesini talep etmeliyiz. Bunu yaparken hukuki haklarımızı gözetmeli, ortak kararlarla ve örgütlü biçimde hareket etmeliyiz.
Farklı vardiyalarda çalışmamız, farklı bölümlerde bulunmamız ya da farklı düşüncelere sahip olmamız ortak çıkarlarımızı değiştirmiyor. Kişisel yakınlıklarımızı, siyasi ayrılıklarımızı ve yönetim mücadelelerini haklarımızın önüne koyarsak işveren karşısındaki pazarlık gücümüzü de zayıflatırız. Birliğimizi korumak, mücadelemizin en önemli koşullarından biridir.
Bizi temsil eden yöneticilere güvenebiliriz ama bu güven, sorgulamaktan vazgeçmek anlamına gelmemeli. Hangi tavizlerin verildiğini ve bundan sonra nasıl bir mücadele yürütüleceğini bilmeliyiz. Sendikamızın karar süreçlerine katılabilmeli, görüşlerimizi özgürce ifade edebilmeli ve gerektiğinde eleştirilerimizi dile getirebilmeliyiz.
Toplu iş sözleşmesinde yalnızca ekonomik haklarımız için değil, kendi irademizin tanınması için de mücadele ediyoruz. Ücretimizi, sosyal haklarımızı ve çalışma koşullarımızı belirleyen süreçlerde söz sahibi olmak istiyoruz. Bunun yolu, hem işveren karşısında hem de sendikamızın içinde haklarımıza ve demokrasiye sahip çıkmaktan geçiyor.
Yöneticiler değişebilir, koltuklar el değiştirebilir, sözleşmeler yenilenebilir. Ama emeğimiz, haklarımız ve dayanışma ihtiyacımız devam eder. Bu nedenle toplu sözleşme sürecinde seyirci kalamayız. Hakkımızı takip etmeli, temsilcilerimizden hesap sormalı ve ortak mücadelemizi güçlendirmeliyiz. Sendikal bürokrasiye karşı mücadelemiz de ancak söz ve karar hakkımızı kullanabildiğimiz, sendikamızı birlikte yönetebildiğimiz bir anlayışla başarıya ulaşabilir.
Koltuklar için değil, işçinin hakkı için sendikacılık!
Yöneticilerin çıkarları için değil, üyelerin ortak iradesi için sendika!
Bizim sözümüz olmadan bizim adımıza karar olmaz!
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et