'İşi Olmayan Giremez' sergisi emek ve işçi mücadelelerine odaklanıyor
Salt Galata’da 17 Ekim’de açılacak “İşi Olmayan Giremez” sergisi, emek-sermaye ilişkisini, işçi mücadelelerini ve fabrika hafızasını farklı sanatçıların çalışmaları üzerinden ele alıyor. Sergi, 14 Şubat 2027’ye kadar ziyaret edilebilecek.
Dilşad Aladağ’ın Nostaljinin Rayından Çıkmak (2026) filminden kare
Merve Tur
[email protected]
Salt Galata’da 17 Ekim 2026 – 14 Şubat 2027 tarihleri arasında görülebilecek “İşi Olmayan Giremez” sergisi, emek ve sermaye arasındaki ilişkiyi işçi bedeni, fabrika mekânları, kent ve küresel üretim ağları üzerinden ele alıyor. Farklı sanatçıların çalışmalarını bir araya getiren sergi, çalışma koşullarını, işçi mücadelelerini ve fabrika hafızasını odağına alıyor.
İş yerlerini gündelik yaşamın hem merkezî hem de çoğu zaman görünmez mekânları olarak ele alan “İşi Olmayan Giremez”, üretimin değişen biçimlerini ve emek-sermaye ilişkisini farklı ölçeklerde inceliyor. Salt Galata’da 17 Ekim’de açılacak sergi, 14 Şubat 2027’ye kadar ziyaret edilebilecek.
Serginin çıkış noktalarından biri, 1980 sonrasında üretimin küresel ölçekte dönüşmesiyle fabrikaların kent merkezlerindeki görünürlüğünü yitirmesi. Üretim tesislerinin yerini konut projeleri, alışveriş merkezleri ve kültürel yapıların almasıyla üretimin kent çeperlerine, Organize Sanayi Bölgeleri’ne ve lojistik ağlara taşınmasına dikkat çeken sergi, çalışma mekânlarının fabrika sınırlarını aşarak gündelik hayatın ve dijital alanların parçası hâline gelişini de tartışmaya açıyor.
İşçi bedeni ve küresel üretim ağları
Merve Bedir’in çalışması, insan, makine ve mekân arasındaki ilişkiyi; bedenin ve emeğin optimizasyon ile otomasyona tabi tutulmasını odağına alıyor. Kamil Dalkır ve Sibel Karadağ ise İstanbul’daki geri dönüşüm sahalarını küresel atık ekonomisi bağlamında ele alıyor. Avrupa’dan ithal edilen atıkları işleyen işçilerin maruz kaldığı bedensel tahribatı inceleyen çalışma, atık ticareti ile emek koşulları arasındaki ilişkiye odaklanıyor.
belit sağ’ın çalışması, Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın özelleştirme ve tasfiye sürecini ele alıyor. Kamu fabrikalarını devletin sırtındaki “kambur” olarak tanımlayan neoliberal söylem ile ağır çalışma koşullarının işçi bedeninde bıraktığı hasar arasındaki ilişkiyi araştıran çalışma, fabrikaların kapanma süreçlerine ve emek tarihine bakıyor.
Dilşad Aladağ, Simyonoğlu Fabrikası’nın önce Millî Fabrika’ya, ardından müzeye dönüşümünü resmî arşivler, toplumsal anlatılar ve kişisel hafıza arasındaki gerilimler üzerinden inceliyor. Metehan Özcan’ın iş ilanları ve fabrika yıllıklarını da içeren buluntu malzemelerle oluşturduğu arşiv ise modernist çalışma ve barınma mekânlarındaki özel-kamusal alan ayrımını ve endüstriyel üretim ile toplumsal yeniden üretim arasındaki ilişkiyi tartışmaya açıyor.
İşçi mücadeleleri ve kolektif direniş
Sergi, fabrikayı yalnızca disiplin ve tahakkümün uygulandığı bir alan olarak değil, yaratıcı direnişin de mümkün olduğu bir mekân olarak ele alıyor. Sultan Gökdemir’in çalışması, 1989’da Türkiye genelinde gerçekleşen işçi eylemlerinin kenti nasıl kolektif bir itiraz alanına dönüştürdüğünü belgeliyor.
Tamar Levit ve Yaën S. Levi ise Neval Tarım ve Çalışan Eller korosuyla birlikte, küresel tedarik zincirleri için üretim yapan tekstil işçilerinin hak mücadelesini merkeze alıyor.
Salt Galata’nın farklı katlarına yayılan sergi; çalışma mekânlarından gündelik pratiklere, dayanışma ve direniş biçimlerinden fabrika hikâyelerine ve toplumsal hafızadaki kırılmalara uzanan bir anlatı sunuyor.
Sergide belit sağ, Dilşad Aladağ, Kamil Dalkır ve Sibel Karadağ, Merve Bedir, Metehan Özcan, Sultan Gökdemir, Tamar Levit ve Yaën S. Levi’nin çalışmaları yer alıyor. Programını Eylül Şenses’in üstlendiği serginin danışmanlığını Aslı Odman ve Görkem Akgöz yapıyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et