Mohr’un çocukları ve değişmeyen dünyanın hikayesi
İki yüzyıl önce Londra’nın karanlık işçi mahallelerinde başlayan çocuk emeği ve sömürü hikayesi, bugün başka biçimlerde devam ediyor. Vilmos ve Ilse Korn’un romanı, Marx’ın izinden çocukların dünyasına bakıyor.
Ali Reyhan
[email protected]
Her sabah karanlık, soğuk, dağınık işçi mahallelerinde erkenden uyanıp işe gitmek zorunda kalan çocuklar. Ya da gece uyku uyumayıp şafak vaktine kadar çalışanlar. Bu çocuklar tehlikeli, sağlıksız bir ortamda uzun saatler çalışmak zorunda kalıyorlar. Patronları tarafından iş güvencesi sağlanmayan, sıkışık, havasız, gürültülü depolarda mobbinge maruz kalıyorlar. Bugünün gerçekleriyle tamamen aynı, değil mi? Bu yaşam koşullarının ve birazdan anlatacağım hikayenin yaklaşık iki yüz yıl önce de aynı olduğunu söylesem şaşırır mıydınız? Ne yazık ki, iş fırsatları, iş modelleri, üretim araçları ve teknoloji değişip gelişmiş olsa da, iş ilişkilerindeki ve iş hayatındaki aynı sorunlar kalıyor. Çünkü sistem aynı. Çünkü patronların değer ve kâr hırsı değişmedi. Çünkü bunların hepsi kapitalizmin doğasında var.
“Mohr ve Londra’nın Kargaları” romanı, iki yüz yıl önce İngiltere’de Sanayi Devrimi’nden sonra ivme kazanan kapitalizmin ve sermayenin çarkları altında ezilen çocukların ve ailelerin gerçek yaşam öykülerine bizi götürüyor. İlginç bir şekilde, kitabı okurken durumun değişmediğini hatırlıyoruz. Her ay, her hafta, her gün iş cinayeti sonucu ölen işçiler arasında çocukların isimlerini okudukça, tablonun değişmediğini bir kez daha anlıyoruz.
Sanayi Devrimi’nin merkezlerinden Londra, 19. yüzyılın ikinci yarısında sermayenin büyüdüğü, üretimin hızlandığı ancak işçi sınıfının ağır çalışma koşulları, yoksulluk ve güvencesizlik altında yaşam mücadelesi verdiği bir kenttir. Vilmos Korn ve Ilse Korn’un Mohr ve Londra’nın Kargaları romanı, okuru bu tarihsel dönemin sokaklarına götürürken büyük toplumsal dönüşümlerin gölgesinde kalan çocukların yaşamlarına odaklanıyor.
Romanın merkezinde, bir iplik fabrikasında günde 12 saat çalışan 13 yaşındaki Joe Kling ve ailesi bulunuyor. Ailenin her bir ferdi, kapitalist üretim düzeninin farklı biçimlerde kuşattığı bir yaşamın içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Baba Edward Kling, geçmişteki Çartist mücadelenin yenilgisini yaşamış, ancak işçi sınıfının değerlerinden kopmamış bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Joe ve annesi fabrikada ağır koşullarda çalışırken küçük Becky ücretsiz emeğin sömürüsüne maruz kalıyor. Ağabey Billy ise kurduğu Kargalar Çetesi’yle yoksulluğun ve dışlanmışlığın çocukların dünyasında yarattığı sonuçları temsil ediyor.
Çocukluğun çalındığı bir düzen
Romanın en önemli yönlerinden biri, çocuk işçiliğini yalnızca çalışma koşulları üzerinden değil, çocukların yaşamlarından çalınan zaman, oyun ve gelecek üzerinden de ele alması. Fabrikada uzun saatler çalışan, yoksulluk nedeniyle eğitim ve güvenli bir yaşam olanaklarından mahrum kalan çocuklar, yetişkinlerin dünyasının sömürü ilişkileriyle erken yaşta tanışıyor.
Joe’nun fabrikadaki yaşamı, emeğin nasıl ucuzlatıldığını ve çocukların da üretim sürecinin bir parçası haline getirildiğini gösterirken Becky’nin yaşadıkları, çocuk emeğinin yalnızca fabrikalarla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Billy’nin Kargalar Çetesi ise toplumun dışına itilen çocukların kendi dayanışma biçimlerini ve adalet arayışlarını geliştirmelerine odaklanıyor.
Korn çifti, çocukları yalnızca yoksulluğun mağdurları olarak resmetmiyor. Onları çevrelerindeki toplumsal ilişkileri sorgulayan, haksızlıklara tepki gösteren ve kendi deneyimleri üzerinden bir dünya görüşü geliştiren özneler olarak ele alıyor. Bu yönüyle roman, çocukluğu yetişkinlerin dünyasından ayrı, korunmuş bir alan olarak değil, sınıfsal eşitsizliklerin doğrudan belirlediği bir yaşam evresi olarak işliyor.
Mohr: Çocukların dostu Marx

Romanın bir diğer önemli ekseni, Karl Marx’ın Londra’daki mültecilik yılları. Dostlarının kendisine seslendiği “Mohr” adıyla çocukların dünyasına giren Marx, burada yalnızca kapitalizmin işleyişini çözümleyen bir düşünür olarak değil, yoksullukla, borçlarla ve hastalıklarla mücadele eden bir baba ve dost olarak da anlatılıyor.
Marx ailesinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar, çocuklarının geleceğine ilişkin kaygıları ve gündelik hayatın getirdiği zorluklar, tarihsel kişiliklerin yaşamlarını sıradan insanların deneyimlerinden koparmayan bir anlatı kuruyor.
İşçi sınıfının kurtuluşuna ilişkin düşünceler, romanın içinde yalnızca teorik tartışmalarla değil, emekçilerin gündelik yaşamına gösterilen ilgiyle anlam kazanıyor. Mohr’un çocukları dinlemesi, onlarla oyun oynaması ve hikayeler paylaşması, toplumsal dönüşüm fikrinin insan ilişkilerinden bağımsız düşünülemeyeceğini hatırlatıyor.
Masallardan sınıfsız bir dünya düşüne
Romanın ikinci yarısında yer alan Hans Röckle Usta ve Bay Ateşbacak masalı, eserin anlatı dünyasında ayrı bir yere sahip. Marx’ın kendi çocuklarına da anlattığı bilinen bu masal, romanın gerçekçi toplumsal panoramasına alegorik bir katman ekliyor.
Masalda Hans Röckle Usta ile Bay Ateşbacak arasındaki ilişki, sömürü düzeninin ve ona karşı geliştirilen mücadelenin simgesel bir anlatımına dönüşüyor. Masalın çocukların dünyasıyla buluşması, karmaşık toplumsal ilişkilerin hayal gücü aracılığıyla anlaşılabilir hale gelmesini sağlıyor.
Tarihsel bir anlatıdan bugüne uzanan sorular
1962 yılında yayımlanan romanın bugün yeniden okurla buluşması, çocuk emeği ve sınıfsal eşitsizlik gibi meselelerin tarihsel bir döneme ait olmadığını da düşündürüyor. Elbette 19. yüzyıl Londra’sının üretim ilişkileriyle günümüzün çalışma koşulları aynı değil. Ancak çocukların yoksulluk nedeniyle eğitimden ve güvenli bir yaşamdan uzaklaşması, emeğin ucuzlatılması ve toplumsal eşitsizliklerin kuşaklar boyunca yeniden üretilmesi, romanın günümüzle kurduğu bağı güçlendiriyor.
Eserin gençlik romanı olarak tanımlanması, ele aldığı meselelerin kapsamını daraltmıyor. Aksine çocukların dünyasını merkeze alması, sınıf ilişkilerinin nasıl öğrenildiğini, eşitsizliklerin nasıl deneyimlendiğini ve dayanışma fikrinin nasıl gelişebildiğini tartışmaya açıyor.
Romanın tarihsel kişilikleri ve toplumsal ilişkileri genç okurlara anlaşılır bir anlatıyla sunma amacı, zaman zaman düşünsel mesajların anlatının önüne geçmesi riskini de taşıyor. Ancak Marx’ın gündelik yaşamıyla Kling ailesinin deneyimlerini bir araya getirmesi ve masalı anlatının içine yerleştirmesi, eserin yalnızca biyografik ya da öğretici bir metin olarak kalmasını önleyen unsurlar arasında.
Örgütlü mücadelenin kitabı
Theodor Fontane Ödülü’ne değer görülen eser, Doğu Almanya’da uzun süre okullarda okutuldu. Belarusça, Ukraynaca, Litvanca, Letonca, Estonca ve Romence baskıları da yayımlandı. 1969’da DEFA tarafından filmi yapıldı. Kor Kitap tarafından 2026’da Türkçe olarak yayımlandı.
Mohr ve Londra’nın Kargaları, yayımlanmasının üzerinden geçen 65 senede okurlarına hep bir şeyi öğretiyor: Karşımızdaki güç ne kadar güçlü olursa olsun, haksızlığa, sömürüye, adaletsizliğe, eşitsizliğe duyulan, sokak sokak, fabrika fabrika, okul okul, üniversiteden hayatın her alanına gittikçe büyüyen öfke de o kadar büyüyecek. İnsanca, eşit yaşamı inşa edecek sistem de bu öfke üzerine kurulacak örgütlü mücadele sayesinde var olacaktır.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et