Tülay Hatimoğulları: Türkiye bölgeye asker değil, diplomasi ve müzakere ihraç etmeli
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, Meclis'e gelmesi beklenen Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşmasına, 450 bini aşkın yurttaşı etkileyen fon vurgunu ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
'Türkiye'nin üstlenmesi gereken rol asker taşımak değil, müzakere ve diyologta aracı olmak'
Konuşmasında Türkiye'nin Mekke ittifakı kapsamında müttefiki olduğu Suudi Arabistan'ın Yemen'in büyük çoğunluğunu kontrol eden Ensarullah hareketine (Husiler) yönelik saldırılara değinerek başlayan Hatimoğulları “Türkiye kendi içinde bir barış süreci yürütüyor, ama başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderme tartışmaları sürüp gidiyor” dedi. Hatimoğulları “Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol oraya asker taşımak değil, tam tersine müzakere ve diyalog süreci için aracı olmalı” diye konuştu.
Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı:
“Bölgedeki çatışmalarda asker gönderme çalışmaları tartışmaları almış başını gidiyor. Çatışma, yeni çatışmaları doğurur. Müzakere ise barışı inşa eder. Öte yandan Mekke Anlaşması’yla ilgili Meclis’te henüz bir tartışma olmamış, henüz Meclis komisyonuna gelmemiş, henüz genel kuruldan bunun kararı çıkmamış. Yani bunun hukuki zemini henüz oluşmamış. Ve bu anlaşma gerekçe gösterilerek, birçok kesimden şimdi Suudi Arabistan’a Türkiye’den asker gönderme konuşuluyor. Türkiye bölgeye asker ve çatışma değil, diplomasi ve müzakere ihraç etmeli. İnsanlığı kurtaracak şey daha fazla çatışma değil, daha çok müzakere, daha çok taraflarla görüşmedir."
'Bu vurgunun içeriden bilgi alınmadan gerçekleşmesi mümkün değil'
Hatimoğulları, 450 bini aşkın yurttaşı etkileyen fon vurguna ilişkin iktidara seslendi. Risklerin önceden bilinmesine rağmen önlem alınmadığını belirten Hatimoğulları, “Bu büyüklükte bir vurgunun içeriden bilgi alınmadan ve bazı faaliyetlere göz yumulmadan gerçekleşmesi mümkün değil” dedi. Krizin siyasi sorumluluğunun iktidara ait olduğunu söyleyen Hatimoğulları, fon şirketlerinin sahipleri ile iktidar yetkilileri arasındaki olası ilişkilerin araştırılmasını istedi.
Türkiye'nin haftalardır fon vurgununu konuştuğunu belirten Hatimoğulları, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 2025'in son çeyreğinde riskleri tespit ettiğini, konunun 2 Aralık'ta Finansal İstikrar Komitesinin gündemine taşındığını hatırlattı. Uluslararası endeks sağlayıcısı MSCI'ın da uyarıda bulunduğuna dikkat çeken Hatimoğulları, buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını söyledi.
450 bini aşkın yatırımcının doğrudan, milyonlarca yurttaşın ise dolaylı olarak mağdur edildiğini ifade eden Hatimoğulları, “Bir emekliye kredi verirken kredi notunu inceleyen, borç yükü altında ezilen esnafın yaşadığı sıkıntılara kayıtsız kalan finans sistemi, 20 milyar dolarlık vurgunu adeta seyretmekle yetiniyor” dedi.
'Risk biliniyordu, neden engellenmedi?'
İktidara, “Risk önceden bilinmesine ve ekonomi yönetiminin gündemine kadar gelmesine rağmen bu vurgun neden zamanında engellenmedi?” sorusunu yönelten Hatimoğulları, şöyle devam etti:
“Bu büyüklükte bir vurgunun içeriden bilgi alınmadan ve bazı faaliyetlere göz yumulmadan gerçekleşmesi mümkün değil. Kimin kiminle görüştüğü, hangi bilgilerin kimlere önceden ulaştırıldığı, kimlerin kazanç sağlarken kimlerin zarara uğradığı ortaya çıkarılmalı. Kamu otoritesinin ne bildiği ve iktidar yetkilileriyle fon şirketlerinin sahipleri arasında nasıl ilişkiler bulunduğu açıklığa kavuşturulmalı.”
'İktidar temsilcileriyle fon sahipleri arasındaki bağlantılar araştırılsın'
Soruşturmalarda uygulanan yöntemlere de değinen Hatimoğulları, “Anadilde ve parasız eğitim talep eden ya da 1 Mayıs gösterilerine katılan gençleri gözaltına alıp baz istasyonu kayıtlarından kimlerle görüştüklerini araştıran savcılık, iktidar temsilcileri ile fon sahipleri arasındaki bağlantıları da ortaya çıkaramaz mı?” diye sordu.
Fon krizinin arkasında organize bir suç örgütü bulunduğunu savunan Hatimoğulları, bu yapının sermaye, siyaset ve bürokrasi içindeki bağlantılarının tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini vurguladı.
Yaşananları iktidarın ekonomi politikalarıyla ilişkilendiren Hatimoğulları, “Bir avuç insanın servetine servet kattığı, milyonlarca yurttaşın ise temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bir sistem giderek derinleştirilmiştir. Fon vurgunu da bu düzenin ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir” ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları, iktidar temsilcilerinin fon krizinde adı geçen kişiler için masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını hatırlatmasını da eleştirerek, “Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı yalnızca iktidara yakın isimler için değil, toplumun bütün kesimleri için geçerli olmalıdır” dedi.
DEM Parti'den 7 maddelik önerge
AKP'nin Meclis'e sunduğu 9 maddelik kanun teklifini "çözümsüzlük belgesi" olarak tanımlayan Hatimoğulları, buna karşı hazırladıkları 7 temel öneriyi de açıkladı.
Vurgunun maliyetinin halka yüklenmemesini isteyen Hatimoğulları, sorumluların yurt dışına çıkardığı paraların geri getirilmesini ve mal varlıklarının dondurulmasını talep etti. Mağdurların zararlarının eksiksiz karşılanması gerektiğini belirterek 1 milyon liralık tazminat sınırının kaldırılmasını ve ödeme takviminin kanunla belirlenmesini istedi. Meclis araştırma komisyonu kurularak sorumlu siyasetçi ve bürokratların açığa çıkarılmasını öneren Hatimoğulları, fonların portföy ve denetim bilgilerinin her ay kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyledi. Hatimoğulları, son olarak SPK'nin bağımsızlaştırılmasını, kurul üyelerinin Meclis'te nitelikli çoğunlukla seçilmesini ve denetim raporlarının doğrudan Meclis'e sunulmasını istedi.
Fon vurgununa ilişkin haber yapan gazetecilere dönük soruşturmalara da değinen Hatimoğulları, "Fon vurgunu yapmak serbest, ancak bunun haberini yapmak suç sayılıyor!" diyerek tepki gösterdi. Hatimoğulları, "Vurgunda adı geçen eski bakan adliyede kraliçeler gibi karşılanırken, vurguna karışıp yurt dışına kaçanlar krallar gibi yaşamlarını sürdürüyor. Buna karşılık, yaşananları kamuoyuna duyuran gazeteciler cezaevine gönderiliyor, ev hapsine mahkûm ediliyor. Haber sitelerine ve sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getiriliyor. Batsın böyle adalet! Basın özgürlüğüne yönelik bu uygulamalara son verilmeli, tutuklu bütün basın emekçileri derhal serbest bırakılmalıdır" şeklinde konuştu.
'Ankara 2.Baro'da yaşananlar yargıdaki kadrolaşmayı ortaya koyuyor'
Yalnızca halkın cebindeki paranın değil, halkın iradesinin de el değiştirdiğini belirten Hatimoğulları, "İktidar, her alanda bir transfer düzeni oluşturdu. Fonlarda paralar transfer ediliyor, ekonomik krizin bütün yükü yurttaşların sırtına aktarılıyor. Ankara 2. Baro Başkanı'nın açıklamalarından yargıdaki transfer düzenini de öğrendik. 'Sağ olsun Bakanlık bize ayrıcalık tanıyor. 70 üyemizi hâkim, savcı yaptık' sözleri, yargıda nasıl bir kadrolaşma yaşandığını ortaya koyuyor. Bu da ülkemiz adına ayrı bir utanç vesikasıdır" diye konuştu.
'Aradan geçen 2 yıla rağmen Rojin'e ne oldu sorusu yanıt bulmadı'
İki gün sonra Rojin Kabaiş'in ölümünün üzerinden 2 yıl geçmiş olacağını ifade eden Hatimoğulları, faillerin hala bulunmamasına tepki gösterdi. Hatimoğulları, "Rojin’in bedeninde iki farklı erkeğe ait DNA profili tespit edilmesine rağmen bunların kimlere ait olduğu hâlâ belirlenemedi. Telefonu binlerce kilometre dolaştı ancak aradan geçen iki yıla rağmen 'Rojin’e ne oldu?' sorusu yanıt bulmadı. Buradan Rojin’in ailesine bir kez daha sesleniyoruz: Yalnız değilsiniz. Rojin Kabaiş, Gülistan Doku ve ölümleri şüpheli olarak kayıtlara geçen, dosyaları kapatılmak istenen bütün kadınlar için mücadelemize devam edeceğiz. Gerçeklerin ortaya çıkarılması için hakikatin peşini bırakmayacağız" dedi.
İktidara somut adım çağrısı devam ediyor
Hatimoğulları, konuşmada sürece ilişkin 'çerçeve yasanın' ne zaman uygulanacağının ve sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceğinin belirsizliğini koruduğunu belirterek iktidara somut adım çağrısında bulundu. Hareket yönetiminin 8 Ekim'de Türkiye sınırları içinden ve sınıra yakın bölgelerden çekildiğini duyurmasını “tarihi öneme sahip bir adım” olarak nitelendiren Hatimoğulları, “Artık yeni bir dönemin kapısı aralanmıştır. İktidarın ve devletin yapması gerekenler, ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan vaatlere bırakılamaz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın, çerçeve yasanın uygulanması için olağan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının beklenmesine gerek olmadığı yönündeki açıklamasına katıldıklarını belirten Hatimoğulları, “Yalnızca Kürt halkı değil, Türkiye toplumunun tamamı artık somut gelişmeler görmek istiyor. Hayırlı işlerde zaman kaybedilmemelidir” ifadelerini kullandı. Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kuruluna bağlı oluşturulması öngörülen dört alt komisyonun bir an önce kurulmasını isteyen Hatimoğulları, Abdullah Öcalan'ın koordinatörlüğünü üstleneceği Barış ve Siyasallaşma Kurulunun da gecikmeden faaliyete geçmesi gerektiğini söyledi. Hatimoğulları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin “Siyasallaşma Koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır” sözlerini de bu açıdan önemli bulduklarını ifade etti.
Barış ve Siyasallaşma Kurulunun etkin çalışabilmesi için siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşturulması gerektiğini belirten Hatimoğulları, “Bunun için Sayın Öcalan'ın özgürce yaşayabileceği ve çalışmalarını özgürce yürütebileceği koşullar sağlanmalıdır” dedi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un girişimiyle kurulması planlanan Meclis İzleme Kuruluna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, kurulun oluşturulması için daha fazla zaman kaybedilmemesi gerektiğini söyledi. Kurtulmuş'un Meclis'te temsil edilen bütün siyasi partilerle görüşerek kurulun oluşum yöntemi, görevleri ve yetkileri konusunda görüş almasını isteyen Hatimoğulları, kurulun çoğulcu, kapsayıcı ve bağımsız bir yapıda olması gerektiğini vurguladı.
Kurulun sembolik bir yapıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Hatimoğulları, sahadaki gelişmeleri izlemesi, süreçteki gecikmeleri ve tıkanıklıkları tespit ederek raporlaması ve gerektiğinde taraflarla görüşebilmesi gerektiğini ifade etti. Kurulun, Cevdet Yılmaz başkanlığındaki Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kuruluyla düzenli bilgi alışverişinde bulunmasını da öneren Hatimoğulları, süreç kapsamında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 6. ve 7. maddeleri doğrultusunda demokratikleşme yasalarına ilişkin çalışmalar yürütülmesini istedi. Sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütlerinin de karar alma süreçlerine doğrudan katılması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının yalnızca izleyici değil, kararların alındığı masanın bir parçası olmak istediğini belirtti.
(Politika Servisi)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et