Yeni OVP’nin esneklik kapanı
Parçaları yan yana koyunca OVP’nin hedefi netleşiyor: Emeğin satın alınma biçimini değiştirmek. Ücret sınırlanırken emeğin kullanımı serbestleştiriliyor.
Emirhan Durmaz
Resmi Gazete’de yayımlanan 2027-2029 orta vadeli programın en çarpıcı başlığı esneklik oldu. Programa göre çalışma günleri yeniden düzenlenecek, “esnek süreli istihdam modelleri” geliştirilecek; uzaktan, hibrit, kısmi süreli ve proje bazlı çalışma ile platform ekonomisi için mevzuat hazırlanacak.
Gerekçeler ise tanıdık: “iş ve yaşam dengesi”, “çalışan verimliliği”, “kadınların ve gençlerin iş gücüne katılımı”. Gelişecek itirazların önünü kesmek için de birbirini dışlayan iki kelime yan yana getiriliyor: “Güvenceli esneklik”. Güvenceyle esnekliği aynı terazide dengeleyebileceği masalını anlatan bu formül, aslında hangisinin feda edileceğini ise baştan beyan ediyor.
OVP’deki planı anlamak için sorulması gereken soru da buradan çıkıyor: Esnek çalışmayı yaygınlaştırarak ne yapılmak isteniyor; kimin zamanı, kimin riski, kimin maliyeti kimin sırtına yükleniyor?
İstihdam hedefini tutturmanın hileli yolu
Programın en iddialı rakamları, dönem sonuna kadar yaklaşık 2.1 milyon ilave istihdam ve yüzde 7.6’lık işsizlik hedefi. Bu rakamlarla esneklik planı arasındaki bağı görmek için istihdamın nasıl ölçüldüğünü hatırlamak yetiyor. TÜİK’in uyguladığı tanıma göre, bir saat dahi ücret karşılığı çalışan kişi istihdamda sayılır. İşsiz sayılmak için ise hiç işi olmamak ve iş arıyor olmak gerekir.
Sekiz saatlik bir iş, dört saatlik iki işe bölündüğünde toplam çalışma süresi değişmez, ödenen toplam ücret artmaz, hatta belki azalır. Ama istatistiğe iki istihdam yazılır. Dolayısıyla kısmi süreli, proje bazlı, çağrıldıkça yapılan işlerin çoğalması, yeni iş yaratmadan var olan işi parçalayarak istihdam hedefini tutturmanın en ucuz ve hileli yolu.
Bilindiği üzere, TÜİK iş gücünün ne kadarının boşta kaldığını yayımlamak için iki ayrı ölçü kullanıyor. “Manşet işsizlik oranı” yalnızca hiç işi olmayan ve iş arayanları sayarken, “atıl iş gücü” oranı ise buna, istediğinden daha az saat çalışanları ve çalışmak istediği halde iş aramaktan ümit kesenleri de ekliyor. Bu oran ise manşet işsizliğin kat kat üzerinde seyrediyor. Esneklik ise bu kesimi bir kategoriden ötekine taşıyor. Dün işsiz sayılan biri, bugün haftada 15 saat çalıştığı için istihdamda görünüyor; haftanın geri kalanında fiilen işsiz olduğu gerçeği ise istatistikte “eksik istihdam” satırına iniyor ya da hiç görünmüyor. Manşet işsizlik düşerken, çalıştığı halde geçinemeyen işçilerin sayısı büyüyor. Programın 2.1 milyonluk istihdam ve yüzde 7.6’lık işsizlik hedeflerine giden yol da tam olarak bu rakam cambazlığından geçiyor.
Sekiz saatin sınırı gevşerken
OVP’nin “Çalışma günlerinin yeniden düzenlenmesi” derken neyi kastettiği henüz mevzuata dökülmedi, ama adımın hangi zemine basacağı belli. 4857 sayılı İş Kanunu, “denkleştirme” adıyla haftalık 45 saatin günlere farklı dağıtılmasına 2003’ten beri izin veriyor. Patron işçiyi bir hafta 55, ertesi hafta 35 saat çalıştırabiliyor. İki ayın ortalaması 45 saati geçmedikçe fazladan çalışılan saatler fazla mesai sayılmıyor.
Yani üretimin yoğun olduğu dönemde gün boyu çalışan işçi bu saatlerin karşılığını zamlı ücret olarak almıyor, işin durgun olduğu dönemde evde oturarak “geri ödüyor.” Mesai, sermayenin talep dalgalanmasına göre işleyen bir zaman hesabına dönüşüyor.
Mesele yalnızca sürenin uzaması da değil. Esnek rejim iş gününün “ölü anlarını” da ayıklıyor; işçi yalnızca işin yoğun olduğu saatlerde, nefes alacak boşluk bırakılmadan çalıştırılıyor. Uzayan iş günüyle sıklaşan temponun bedeli işçinin bedeninde birikiyor; bunalım ve yorgunluk, iş cinayetlerinin ve meslek hastalıklarının sessiz ortağı oluyor.
Satın alınan zaman, ödenen zaman
Esnekliğin ücrete etkisi ise bordrodaki rakamda değil, ücretin hangi zamana karşılık ödendiği hesabında görülür. Güvenceli bir iş ilişkisinde patron işçinin iş gününü satın alır ve o gün içinde iş olup olmaması patronun sorunudur. Kısmi süreli, çağrı üzerine, proje bazlı ya da platform üzerinden çalışmada ise ödenen şey kullanılan saat ya da teslim edilen iştir. Arada kalan zaman ise ücretsizdir. İşçinin çağrılmayı beklediği saatler kimsenin hesabına yazılmaz. Saat ücreti aynı kalsa bile ödenen saat azaldıkça ve aralar uzadıkça, eldeki gelir bir hanenin geçimi için gerekenin altına iner. Açık ise ikinci, üçüncü bir ek işle, olmadı kredi kartı veya ihtiyaç kredisiyle kapatılır. Böylece işçi, ücretinin bir parçasını bu kez faiz olarak bankaya devreder.
“Neden şimdi” sorusunun cevabı da burada yatıyor. Enflasyonla mücadele programı yıllardır ücretleri baskılamaya dayanıyor. Ücret artışları gerçekleşen enflasyona göre değil, hedeflenen enflasyona göre belirleniyor. Ücreti frenlemek, kâr oranlarını korumanın yollarından yalnızca biri. Öteki ise ödenen zamanın her dakikasını işe çevirmek: Patron, işin yoğun olmadığı saatin ücretini ödemek istemiyor, ücretini ödediği her saate de daha fazla iş sığdırmak istiyor. Ücret sınırlanırken emeğin kullanımı serbestleştiriliyor; esneklik planı ise dezenflasyon programını iş yerinde tamamlamanın aracı kılınıyor.
Güvence kimin için?
Programın altını çizdiği “güvenceli esneklik” kavramı yeni değil; 2014 ulusal istihdam stratejisinin ana eksenlerinden biriydi ve o günden beri her kıdem tazminatı tartışmasında yeniden dolaşıma girdi. OVP bu kez güvenceyi; çalışma süresi, fazla çalışma, dinlenme hakkı, iş sağlığı ve güvenliği ile sosyal sigorta yükümlülüklerinin “Açık kurallara bağlanması” olarak tarif ediyor.
Programın güvence ayağında şöyle bir adım da var: “İşsizlik Sigortası Fonundan finanse edilen işsizlik ödeneği, kısa çalışma ödeneği gibi pasif iş gücü programlarından yararlanma koşullarının kolaylaştırılması”. Bugün işsizlik ödeneği alabilmek için işten çıkmadan önceki 120 gün boyunca kesintisiz prim ödenmiş olması gerekiyor. Çağrıldıkça çalışan bir işçi bu şartı karşılayamaz. Şartları gevşetme vaadi ise aslında bir itiraf: Yeni düzende işçinin periyodik aralıklarla işsiz kalacağı baştan kabul ediliyor.
Bu aralıkların bedelini ise işçinin ücreti üzerinden toplanan primlerle büyüyen fon ödeyecek. Yıllardır patronlara prim teşviki olarak aktarılan, pandemide şirketlerin ücret faturasının bir kısmını üstlenen fon, şimdi de esnekliğin yarattığı gelir kesintilerini karşılamakla görevlendiriliyor. Yani patron işçiyi istediği an çalıştırıp bırakma serbestliğini alırken kâr onun hanesine, güvencesizlik işçinin hanesine yazılacak.
Kapsayıcılık maskesinin ardında: Kadınlar, gençler ve emekliler
OVP esnek çalışmanın kimlere yöneldiğini de açıkça sayıyor: “Kadınlar, gençler, öğrenciler, bakım sorumluluğu olanlar ve emeklilik sonrası çalışmak isteyenler.” Grubun ortak noktası ise, tam zamanlı ve güvenceli işe en zor erişen, patron karşısında pazarlık gücü en zayıflatılmış kesimler olmaları.
Kadınlar için önerilen formül özellikle çarpıcı. Nitekim OVP’deki esneklik hedefleri iktidarın aile yılından ayrı okunamaz. Çokça tartışıldığı üzere çalışma hayatına dair “müjdeler” de hep aynı çerçeveden geldi: Memur ebeveynlere çocuk ilkokula başlayana kadar yarım maaşla yarı zamanlı çalışma, “aile dostu” diye sunulan esnek ve uzaktan çalışma modelleri... Güncel OVP ise bağı açıkça kuruyor: Yeni nesil çalışma modellerine ilişkin mevzuat, “Kadın istihdamının yanı sıra dinamik nüfus yapısının korunması” için hazırlanacak.
Bu çerçevede kadından beklenen belli: Daha çok çocuk doğurması, çocuğa, yaşlıya, hastaya evde kendisinin bakması ve bunlardan arta kalan saatlerde kısmi çalışarak “Hane gelirine katkı sunması”. OVP de buna uygun bir formül öneriyor. Çocuk bakımı yükümlülüğü olanlar için kısmi ya da uzaktan çalışma teşvik edilirken, kreşlerin yaygınlaştırılması ise yerel yönetimlerle ve özel sektörle iş birliğine bırakılıyor. Bakım yükü parasız kamusal hizmetle hafifletilmiyor; kadının ücretli işi, bakımın arta bıraktığı saatlere sığdırılıyor.
Gençler ve öğrenciler için esnek çalışmanın Türkiye’deki adı zaten belli: Motokurye, çağrı merkezi, perakende vardiyası, uygulama üzerinden alınan iş. Emekliler için kullanılan “çalışmak isteyen” ifadesi ise başlı başına bir örtü. Emekli aylıklarının geçinmeye yetmediği bir ülkede iş aramak bir tercihten öte zorunluluk. Esneklik planı bu zorunluluğu ucuz ve güvencesiz bir emek kaynağına çeviriyor. Ezcümle “Kapı açıyor” süsüyle pazarlanan esneklik, bahse konu kesimi çalışan sınıfın en güvencesiz katmanına yerleştiriyor.
Dağıtılan iş yeri, dağıtılan örgütlenme
Esnekliğin en çarpıcı hedeflerinden biri, işçilerin bir araya gelme imkanını daraltmak. Uzaktan, kısmi süreli, proje bazlı ya da platform üzerinden çalışan işçinin ortak bir iş yeri, ortak bir mesaisi yok; sözleşmesi bireysel, ücreti kişiye göre belirleniyor.
Sendika Yasası bu dağınıklığı doğrudan sendikasızlığa çeviriyor. 6356 sayılı Kanun’a göre toplu sözleşme yetkisi için iş yerinde çalışanların yarıdan fazlası, işletmede yüzde 40’ı sendikaya üye olmalı. Çalışanların sürekli girip çıktığı, bir kısmının kısmi süreli, bir kısmının taşeronda çalıştığı bir iş yerinde bu çoğunluğu kurmak neredeyse imkansız. Platform çalışanlarının ise hazırlanacak mevzuatta işçi mi, “bağımsız” yüklenici mi sayılacağı bile belli değil.
Esneklik böylece emeğin pazarlık gücünü iki kez kırıyor: İşçiyi patronun karşısına tek başına çıkararak ve toplu sözleşmenin yasal yolunu tıkayarak.
Zamanın hükmü mücadeleyle çizilir
Parçaları yan yana koyunca planın hedefi netleşiyor: Emeğin satın alınma biçimini değiştirmek. Sekiz saatlik iş günü, patronun işçiden sınırlı bir zaman satın aldığı, günün geri kalanının işçiye ait olduğu fikrine dayanıyordu. Esnek çalışma ise bu sınırı aşındırıyor. Ödenen zaman daralırken sermayenin elindeki zaman genişler; her an çağrılmaya amade bir emir erine dönüşen işçi, ne zaman uyuyacağını, çocuğunu kime bırakacağını, gelecek ay ne kazanacağını planlayamaz hale gelir.
Patronun ücretleri bastırmak için kullandığı yedek iş gücü de artık yalnızca kapının önünde beklemiyor ne tam istihdamda ne tam işsiz bir kitle olarak bordronun içinde duruyor. İşçi bugün çalışıyor, yarın çağrılmayı bekliyor; arada kalan sürenin, bakımın, hastalığın ve yaşlılığın yükü kendi cebine, hanesine ve borca kalıyor.
Asıl soru, işçinin zamanının sınırını kimin çizeceğidir. Belirli iş günü ve güvenceli iş bu soruya verilmiş bir cevaptı; esneklik planı o cevabı geri almayı hedefliyor.
Ne var ki o cevap hiçbir zaman sermayenin ya da yasa koyucunun lütfu olmadı. Grevlerle, direnişlerle kazanıldı ve ancak savunulduğu sürece ayakta kaldı. Bu yüzden güvenceli iş, insanca yaşanacak ücret ve örgütlenme özgürlüğü talepleri etrafında birleşik bir sınıf mücadelesi örmek, bugün de tarihsel bir zorunluluktur.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et