Yaşlı bir kiracının sokağa atılışı İspanya’yı nasıl erken seçime götürdü?
2008 krizinden bu yana kronikleşen konut sorunu ve kiraların ikiye katlanması İspanya sokaklarını patlatırken, sendikalar genel grev örgütlüyor; siyasetin çözemediği krize karşı halk meydanları doldurdu.
İspanya'da Mari Carmen Abascal'ın evinden tahliye edilmesiyle başlayan barınma hakkı eylemleri sürüyor (Fotoğraf: AA)
Kavel Alpaslan
İspanya’da 23 Eylül Çarşamba günü 87 yaşındaki Maricarmen Abascal, emekli maaşıyla zamlı kirayı ödeyemedi. Mal sahibi şirket onu kapı dışarı etti. Tarihi sadece manşetlerden ibaret sananlar için bu, ‘detay’ niteliğinde bir olay. Oysa büyük toplumsal hareketlerin fitili çoğu zaman uzaktan bakana ‘gündelik’ ya da ‘basit’ görünen olaylarla yanar. Öyle ki Abascal’ın başına gelenlerle başlayan süreç ülke çapında kitlesel gösterilere, meydanları işgal eden kitleler de Başbakan Pedro Sánchez’in parlamentoyu feshedip erken seçim ilan etmesiyle sonuçlandı. Ülke 29 Kasım’da sandığa gidiyor.
Peki işler nasıl buralara geldi? Seçimlerde olası senaryolar neler? Bu soruları toplumsal ve siyasal olmak üzere birbiriyle ilişkili iki alt başlığa ayırarak yanıtlamaya çalışalım.
Kronik konut krizi
Abascal, Madrid’in merkezindeki evinde 70 yıldır yaşıyordu. Kirası yaklaşık 500 avro civarındaydı. Yaklaşık 1300 avro emeklilik maaşı alan biri için yine oldukça yüksek bir meblağ olsa da Abascal bir şekilde hayatını sürdürebiliyordu.
Fakat 2018’de evin mülkiyeti Urbagestion isimli bir şirkete geçince işler değişti. Şirket 2 bin 650 avro gibi Abascal için ödemesi imkansız bir kira bedeli talep etti. Bir kiracı için gerçeküstü gelen rakam, serbest piyasa ekonomisi içerisinde gayet makul görülebilir: Ne de olsa şirketler değişen piyasaya göre kendi mülklerinden daha fazla kâr elde etmek haricinde bir şey düşünmüyor. Zira İspanya’da kira bedelleri son dönemde büyük bir hızla artıyor. Son on yılda kira oranları neredeyse ikiye katlandı. Ülkenin en popüler emlak platformu Idealista’nın verilerine göre kiralık dairelerde metrekare fiyatı 2016’da 8.20 avroyken bu rakam 15.10 avroya çıkmış durumda. Kiracıların yüzde 26’sı gelirinin ortalama yüzde 40’ını kira ve faturalara harcıyor. AB ortalamasında bu oran sadece yüzde 18.
Borçlanma sonucu bankalar ve diğer pek çok büyük şirketin sahip olduğu mülkler de buna oranla katlanarak artıyor. Kapitalizmin kaçınılmaz krizleri sonucunda İspanya uzun yıllardır konut satışlarında ciddi sorunlar yaşıyor.
Ülkenin yakın tarihindeki en kritik olaylardan biri doğrudan bu konuyla ilgili: 2008 krizinde binlerce hane ipotek borcunu ödeyemez hale geldi ve evlere el koyan bankalar her gün yüzlerce kişiyi evlerinden çıkarmaya başladı. İşsizlik oranı yüzde 25’in üzerine çıkarken ülkenin konut kredisi veren en büyük bankası battı.
Görüldüğü üzere her şey ‘bir anda’ başlamış sayılmaz. Kronikleşen konut sorunu 2008’den bu yana devam ederken halkın Abascal’ın yaşadığı trajik hikayeyi siyasi bir gözle değerlendirmesi pek de zor olmadı.
Tekerlekli sandalyesiyle evinden sedyeyle çıkarılan Abascal hastaneye kaldırıldı. Protestolar sürerken şirket sonunda evine dönmesine olanak verecek bir anlaşmaya vardı, ama bu çözüm kiracılar sendikasının deyişiyle “çok geç” geldi: Abascal, 7 Ekim Çarşamba günü, tahliyeden iki hafta sonra, hastanede hayatını kaybetti. Sendikanın Madrid Sözcüsü Alicia del Río, ‘rantçılığın yoldaşımız Maricarmen’i öldürmeyi başardığını’ söyledi. Bugün İspanya’da, İşçi Komisyonları (CCOO) ve Genel İşçi Sendikasının (UGT) da dahil olduğu sendikaların çağrı yaptığı bir genel grev örgütleniyor.
Seçim denklemi
İspanya özerk yerel yönetimleri oldukça güçlü bir ülke. Dolayısıyla ulusal hükümet kadar bölgesel hükümet politikaları da belirleyici oluyor. Bugün devlet ya da yerel yönetimlerce açılan kiralık konut stokları yüzde 2’nin altında son derece kısıtlı bir kullanım oranına sahip. Neoliberal politikalardan yana partilerin hükümetleri bu soruna çare bulamadığı gibi reformist politikaları öne çıkartan merkez-sol yönetimler de özellikle yoksul kesimleri etkileyen konut açığını gidermede kalıcı bir çözüm bulmuş değil.
İşte bu da bizi gündemin ikinci ayağı seçimlere götürüyor. İspanya, sosyal-demokrat İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ile onun koalisyon ortağı sol çatı ittifakı Sumar tarafından kurulan bir hükümetle yönetiliyor. İki seçimdir iktidarını koruyan hükümet, Başbakan Pedro Sánchez’in erken seçim kararıyla birlikte kritik bir eşikten geçecek.
Öte yandan solun Sumar gibi reform yanlısı partileri de hükümet içerisinde kalmanın ‘yorgunluğunu’ yaşıyor ve parti içerisinden de öz eleştiri sesleri yükseliyor: Sumar’ın içerisinde yer alan Izquierda Unida’nın (Birleşik Sol) önemli isimlerinden ve ilk koalisyonda bakan olarak görev alan Alberto Garzón, El Diario’daki yazısında Sumar’ın kapsamlı bir stratejiden yoksun kaldığını, ‘Kaptansız bir tekne gibi sürüklendiğini’ dile getirdi.
Reformlarla kat edilemeyen yolun yarattığı enkaz toplanmayınca, sağ kanattaki aktörlerin siyasi konumlarını tahkim etmesine neden oluyor. Geleneksel muhafazakar-sağcı Halk Partisi (PP) anketleri önde götürürken aşırı-sağcı Vox, bölgesel seçimlerdeki yükselişini ulusala taşımaya hazırlanıyor. Temmuz ayında Fas’tan on binlerce kişinin İspanya’nın Afrika’daki toprağı Ceuta’ya geçmesiyle yaşanan göçmen Sánchez Hükümetini oldukça zor durumda bırakmıştı.
Yine de bu yükselişin bugün İspanya sokaklarında karşımıza çıkan toplumsal seferberlikle doğrudan bir ilgisi bulunduğunu söylemek güç. Öyle ki Madrid Kiracılar Sendikasının açıkladığı üzere eylemciler tarafından Parlamentoya taşınan iki kararname, PP-Vox ve Katalonya’nın bağımsızlıkçı sağ partisi Junts’un oylarıyla reddedildi.
Siyasetin zamanı
İspanya’da yaşananlar bize toplumsal hareketlerin hangi temeller üzerinde nasıl serpildiklerini gösterirken kökten çözümler için kökten taleplerle hareketin gerekliliklerine işaret ediyor. Emek-sermayenin temel çelişkisi gündelik hayatımızın iliklerine kadar işlerken bu çelişkiden bağımsız bir siyaset hattının sınırlarını hatırlatıyor.
Toplumsal talebe yanıt olamayan parlamento ve muhtemelen dengeleri sağın lehine değiştirecek erken seçimler arasına sıkışan bir gündemde en etkili siyaset yöntemi kitlelerin de gösterdiği üzere gerçek talepler üzerinde şekillenen örgütlü hareket. Madrid Kiracılar Sendikası liderlerinin sözleri de bu nedenle çok daha anlamlı hale geliyor: “Siyasetçilerin zamanı sona erdi, şimdi siyaset zamanı.”
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et