11.10.2026 00:30

Hande Ortaç ile ‘Sus’ üzerine: ‘Yazı benim mücadele alanım’

Hande Ortaç’ın “Sus” romanı, şiddetin bireysel değil toplumsal kaynaklarına bakıyor. Ortaç, “av” metaforundan adalet arayışına uzanan romanını anlattı.

Hande Ortaç ile ‘Sus’ üzerine: ‘Yazı benim mücadele alanım’

Yasemin Seven Erangin
[email protected]


Hande Ortaç’ın İletişim Yayınlarından çıkan “Sus” romanı, bir polis operasyonuyla başlayan hikayesi üzerinden şiddet, güç ilişkileri, adalet ve suskunlukla yüzleşiyor. Biri şiddeti iktidar kurmanın aracı olarak kullanan, diğeri ise maruz kaldığı sistematik şiddetin ardından öz savunmaya başvuran iki karakterin hikayesini karşı karşıya getiren roman, suçun yalnızca sonucuna değil, onu doğuran koşullara da bakıyor.

Romanın ilk cümlesinden itibaren güçlü bir “av” metaforu kuruyorsunuz: “Bir av partisinin en masumu avın ta kendisi değil midir?” Sus’u yazarken bu metafor sizin için ne ifade ediyordu?

Roman, tüm İstanbul’u etkisi altına alan bir polis operasyonuyla başlıyor. Avcılar kolluk kuvvetini temsil ediyor. Toplum için tehlikeli olduğuna inandırıldığımız bir katili kovalıyorlar. Roman ilerledikçe ortada iki katil olduğunu anlıyoruz. Hikayeler derinleşirken dışarıdaki av devam ediyor ve günün sonunda sadece biri yakalanacak.

Bu metaforda ısrar ediyorum çünkü söylemi kurma ayrıcalığına sahip olanların peşine düştükleri genellikle en güçsüzler oluyor. Güç sahibinin, iktidar yakınının işlediği suçların çoğunlukla cezalandırılmadığını, hatta alkışlandığını görüyoruz. Gerçek suçlu eğer erkten yanaysa avcıların cephesinde yer alıyor. Romanı yazarken bir avın sonunda mutlaka en masumun öldürüldüğünü hep aklımda tuttum.

Sus, suçun kendisinden çok suçu doğuran koşullarla yüzleştiriyor. Sizce adalet her zaman eşitlik demek midir? Bir insanı suça götüren koşullar, o suçun değerlendirilmesinde ne kadar belirleyici olmalı?

Adaletin eşitlikle değil hakkaniyetle daha sıkı bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Kadın ve erkek benzer koşullarda, şiddet sarmalında büyümüş iki karakter. Fakat biri eril gücü ve şiddeti iktidar kurmanın aracı olarak görüyor, diğeri ise hayatının her aşamasında şiddet mağduru olmasına rağmen şiddeti araçsallaştırmıyor.

İkisi de birini öldürüyor ama eylemlerinin sebepleri arasında dağlar kadar fark var. Sonuç benzer olsa da iki olayı bağlamlarından bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Hayat siyah ve beyazdan ibaret değil, aradaki tüm tonlar da vicdan ve akıl muhasebesi için.

Kadın karakteri, kendisine şiddet uygulayan kocasını öldürüyor. Bir kadının hayatta kalma mücadelesi hangi noktada öz savunmaya dönüşür?

“Öz savunma” kavramını indirgemeden verebilmek için olayları bağlamından koparmadan anlatmaya gayret ettim. Ataerkil şiddetin, karşısındakinin cezayı hak ettiğini düşünüp had bildirmeyi kendinde hak gören yaklaşımını deşifre etmeye çalıştım.

Sistematik şiddetin ve tacizin görünmeyen, konuşulmayan taraflarına yer vermek istedim. “Öz savunma”nın tek bir neden-sonuç düzlemine indirgenemeyecek kadar derin psikolojik bağları olduğunu düşünüyorum. Tek bir anı değil, tüm süreci anlatarak bunu görünür kılmak en büyük amacımdı.

Romanda şiddeti evde, iş yerinde, ilişkilerde ve dijital dünyada farklı biçimleriyle gösteriyorsunuz. Bu şiddet biçimleri aynı toplumsal kaynaktan mı besleniyor?

Dezavantajlı kesimlerin ve hassas kimliklerin sınırları hemen her karşılaşmada aşılabiliyor. Bu gruplara kadınlar ve LGBTİ+’nın yanında engellenen bireyler, çocuklar ve hayvanlar da dahil.

Genç bir kadın okulda, otobüste, sosyal medyada ya da iş yerinde tacize uğrayabiliyor. Medeni olduğunu düşündüğünüz sevgilinizden ya da iş için iletişim kurduğunuz birinden bile beklenmedik bir anda sınır ihlaliyle karşılaşmak mümkün. Bu hadsizliklerin, kontrol etme açlığının ve sınır ihlallerinin en büyük sebebinin güç ilişkilerinde olduğuna inanıyorum. Roman boyunca bu kuşatılmışlığı hissettirmeye gayret ettim.

Erkek karakteri üzerinden sosyal medya trollerini ve dijital dünyadaki kadın düşmanlığını da anlatıyorsunuz. Anonimlik şiddeti artırıyor mu?

Sosyal medya, avatarların ardına sığınarak insana sonsuz bir özgürlük ve hesapsız bir varoluş fırsatı sunuyor. Erkeklik de sıkı kurallara tabi. Makbul bir erkek olursan, oyunu kurallarına göre oynarsan ödülünü alacağın söyleniyor.

Erkeklikten pay alma itkisiyle sosyal medyanın sağladığı güvenli alan birleştiğinde şiddet artıyor. Yüz yüze olmamanın verdiği rahatlıkla şiddet kontrolsüz biçimde büyüyor. Romandaki erkek karakter de erkeklik normlarına uymadığı için zorbalanıyor, ardından şiddeti araçsallaştırmayı seçiyor. Sosyal medya onun için gizlenebileceği ve iktidar kurabileceği bir alan haline geliyor.

Romanın parçalı anlatım biçimi en başından beri tasarladığınız bir yöntem miydi?

“Sus” benim için bu dönemin yaralarıyla yüzleşme romanıydı. Etrafıma ve olaylara baktığımda en çok şiddet olgusunun öne çıktığını gördüm.

Bu dönemi anlatabilmek için dönemin iletişimine ve estetiğine uygun bir yöntem bulmam gerektiğini biliyordum. Kısa odaklar, bireysel sesler, sert geçişler ve okuru anlatının bir parçası yapan bir yapı kurdum. Günlük tekniğiyle Sinem’in sesini aracısız ulaştırmak istedim. Videoların dilini de kullanarak gündelik dilin dijital mecralarda nasıl dönüştüğünü göstermek istedim. Bu yapıya “kolaj” diyorum. Kestim, yapıştırdım, bağladım, çıkardım ve çokça da eksilttim.

Sus’u yazarken gerçek hayattaki kadın cinayetlerinden ve gündelik haber akışından ne ölçüde beslendiniz?

Zihnimde o kadar fazla şiddete uğramış kadın ve LGBTİ+ hikayesi var ki temel bir vaka belirlemeye ihtiyaç duymadım. Kolektif hafıza ve bilinç dışında biriken anlatılar beni “malzemesiz” bırakmadı.

Edebiyatla kurduğum ilişki de öfkeyle başlıyor. Gidişatı değiştirememenin verdiği duygularla baş etmeye çalışıyorum. Böyle durumlarda yazı benim için bir mücadele alanına dönüşüyor. Öfkemi evcilleştirmeden yazı yoluyla anlamaya ve mümkünse dönüştürmeye çalışıyorum. Yazı benim hareket alanım.

Romanın adı Sus. Kim susuyor, kim susturuyor?

Sus adının iki yönlü anlamı var. Biri dışarıdaki gürültüye karşı “Beni dinleyin” diyen bir ses. İçinde hem erkin baskı kuran sesini hem de tüm dezavantajlarına rağmen hayatta kalmaya çalışan ötekinin sesini barındırıyor.

Kime kulak vereceğimiz, kimin hikayesini duyacağımız algoritmalarla, reklam verme gücü olanlarla ve iktidara yakın olanlarla belirleniyor. Diğer uyarısı ise kendine doğru. Karakterler kendi ağızlarından suçlarını itiraf ediyor, söylenmemesi gereken sırlar ortaya çıkıyor. Açığa çıkan her sır, onu öğrenen kişiye bir sorumluluk veriyor. Okuru bu sorumluluğa ortak etmek istiyorum.

Kadın cinayetlerinde mağduru suçlayan bakıştan kurtulmak için ne gerekiyor? Edebiyatın dönüştürücü bir gücü olduğuna inanıyor musunuz?

Bu soruların yanıtlarını vermek ve sistemi değiştirecek reformları başlatmak edebiyatın alanı değil. Ama farkındalık yaratmak, empatiyi artırmak, uzağı yakınlaştırmak tam da edebiyat ve sanatın işi. Sanat, haksızlık duygusunu insana yaşatma ve yalnız hissedenlere yoldaşlık etme gücüne sahip. Sistemleri değiştirmese bile onları değiştirebilecek bireyleri şekillendirebilir.

Türkiye’de şiddetin bu kadar görünür olduğu bir dönemde Sus’u yazmak sizin için nasıl bir deneyimdi? İnsan nasıl umudunu koruyacak?

“Sus” umudun ucunu bulmaya çalışan bir roman. Bela, şiddet, savaş ve kötülük bugün de var çünkü güce tapan, parayı ve iktidarı odağa alan anlayışımızdan vazgeçmiyoruz.

Benim asıl ilgilendiğim karanlığın koyuluğu değil, insanın felaketlere rağmen ayakta kalmasını sağlayan mekanizmalar. Bu karanlıkta çatlak oluşturup ışığı içeri sızdıran insanlar ve dayanışma modelleri. Sus da bu çatlakları bulma niyeti olan bir anlatı. Bence değişim, egemen değerlerden vazgeçip yerine barış, dayanışma ve adaleti koymakla mümkün.

Sus bittikten sonra okurun zihninde nasıl bir soru, kalbinde nasıl bir duygu bırakmak isterdiniz?

Romanın kapağını kapatan okurun aklında bir sorudan ziyade bir sesin kalmasını istedim. O ses, biricik potansiyellerini yaşayamadan erkek şiddetiyle gözlerini yuman tüm kadınları ve LGBTİ+’ları temsilen Sinem’in sesiydi.

Gerçekleşememiş hayallerin, arzuların ve yaşanamadan toprağa gömülen sonsuz olasılıkların zihnimizi meşgul etmesini istiyorum. Biz de bu yükle adaleti kurmak ve sürdürmek mücadelesinden düşmeyelim. Bu yüzden romanın sonunda bir “Son Söz” var ve o söz Sinem’e ait.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
10.10.2026 15:33 / Güncelleme: 15:46

Okul saldırılarına tepki gösteren Eğitim-İş yöneticisi Yeliz Toy’a disiplin cezası: 'Çocukların yaşam hakkını savunmanın mı cezasını veriyorsunuz?'

Maraş’taki okul saldırısı sonrası “Okulda ölmek istemiyoruz” diyen Eğitim-İş yöneticisi Yeliz Toy’a Bursa Valisi tarafından disiplin cezası verildi. Karara tepki gösteren Toy, yaşam hakkını ve laik eğitimi savunmanın cezalandırıldığını vurguladı.

Okul saldırılarına tepki gösteren Eğitim-İş yöneticisi Yeliz Toy’a disiplin cezası: "Çocukların yaşam hakkını savunmanın mı cezasını veriyorsunuz?"
10.10.2026 10:29

Enerji şirketleri için 23 ilde acele kamulaştırma kararları

Türkiye'nin 23 ilinde transformatör merkezi sahası projeleri, iletim hatları, enerji nakil hatları, petrol ve doğal gaz boru hatları ve altyapı projeleri için bazı taşınmazlar acele kamulaştırılacak.

Enerji şirketleri için 23 ilde acele kamulaştırma kararları

Fotoğraf: Andrey Metelev/Unsplash

10.10.2026 11:38

Başörtüsü yasağına, ırkçılığa ve silahlanmaya karşı Avusturya'da öğrenciler sokağa çıktı

Avusturya'da öğrenciler, 14 yaş altındaki kız çocuklarına yönelik başörtüsü yasağına, ırkçı ve ayrımcı politikalara, eğitim bütçesindeki kesintilere ve okullardaki askeri propagandaya karşı ülke genelinde okul grevi düzenledi.

Başörtüsü yasağına, ırkçılığa ve silahlanmaya karşı Avusturya'da öğrenciler sokağa çıktı

Fotoğraf: Evrensel

10.10.2026 13:16 / Güncelleme: 15:09

Miami'de Ukrayna barış görüşmeleri planlanandan erken sona erdi

ABD, Ukrayna ve Avrupalı temsilcilerin Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesine yönelik Miami'de yürüttüğü görüşmeler, planlanan iki günlük takvim tamamlanmadan sona erdi. İkinci gün toplantılarının yapılmayacağı bildirildi.

Miami'de Ukrayna barış görüşmeleri planlanandan erken sona erdi

Fotoğraf: Zelenskiy'nin X hesabından alınmıştır

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!