Türkiye’nin faili meçhuller hafızası
Sabahattin Ali’den Musa Anter’e, Mehmet Sincar’dan Rabia Naz’a kadar üstü örtülen dosyalar da yerinde duruyor.
Fotoğraf: MA
Kübra Kırımlı
[email protected]
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in her fırsatta dile getirdiği “Faili meçhul dosyaları tek tek aydınlatacağız” vaatleri, Türkiye’nin kanla yazılmış yakın tarihi ve cezasızlık zırhıyla korunan yargı pratiği karşısında kağıt üzerinde bir söylemden öteye geçemiyor. Yıllardır muktedirler değişse de failleri koruyan mekanizmanın kararlılıkla işletilmesi; zaman aşımına uğratılan dosyalar, karartılan deliller ve cezasız bırakılan kamu görevlileri Sayın Bakanın açıklamalarıyla tam bir tezat oluşturuyor. Sabahattin Ali’den ’90’ların karanlığında katledilen Musa Anter’e, Mehmet Sincar’dan henüz küçük bir çocukken şüpheli şekilde hayatını kaybeden Rabia Naz’a uzanan süreç; siyasi iradenin “aydınlatma” vaatlerinin aksine, yargının adalet arayan ailelere kapıyı nasıl kapattığını ve dosyaların üzerini örtme kararlılığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Aydınlığa kavuştuğu belirtilen dosyalar, yalnızca adli vakalarla sınırlı kalıyor. Bu dosyaların üstü tozlansa da adalet istemenin vakti olmadığını da hatırlatmak gerek; Bu dosyalar da aydınlatılacak mı?
Mehmet Sincar davası: ’90’lı yıllarda artan faili meçhulleri incelemek için gittiği Batman’da katledilen Demokrasi Partisi (DEP) Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın katledildiği dava. 33 yıl önce işlenen cinayeti, saldırının hemen ardından Türk İntikam Tugayı (TİT) üstlense de ’96’da yaşanan Susurluk kazası ardından hazırlanan raporda Sincar’ın katillerinin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve JİTEM bağlantısı olduğu yazdı. Daha sonra ise Hizbullah belgelerinde ele geçirilen evraklarda, Sincar’ın adı geçiyordu. Hizbullah ana davasından yargılanan Cihan Yıldız, cinayetin faillerinden biri olarak yargılandı. Ardından serbest bırakıldı. Sincar ailesi ve avukatları, cinayet dosyasının tüm yönleriyle ele alınması talebiyle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığına başvurdu. 30 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu dava zaman aşımından düşmemiş devam etmekte.
Musa Anter davası: 20 Eylül 1992’de bir etkinliğe katılmak için Diyarbakır’a giden ve orada katledilen Kürt Aydını ve Gazeteci Musa Anter’in davası. Suikastın JİTEM tarafından işlendiği Susurluk raporlarında yer aldı. Davada “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım başta olmak üzere Aziz Turan, Hamit Yıldırım, Mesut Mehmetoğlu ve Savaş Gevrekci sanık olarak yargılandı. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi zaman aşımından davayı düşürdü. Ardından istinafa başvuru yapıldı, fakat Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 5 Nisan 2023’te esastan reddetti. Yargıtaya taşınan davadan da adalet çıkmadı.
Rabia Naz davası: Rabia Naz Vatan, 13 Nisan 2018’de Eynesil’de evlerinin önünde ağır yaralı halde bulundu ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Naz için ölümü için yüksekten düşme değerlendirmesi yapılsa da ailesi sonuca itiraz etti. Baba Şaban Vatan, kızına araba çarptığını ancak AKP Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin devreye girmesiyle olayın üstünün kapatıldığını söylemişti. Tıp fakültesi bir raporunda baba Şaban Naz’ı doğruladı. Şaban Vatan, yaşadığı Eynesil’deki siyasi bağlantılar nedeniyle cinayetin yürütülmediğini iddia ettiği davayı AİHM’ye taşıdı. AİHM, davayı gündemine aldı.
5 Haziran Diyarbakır Mitingi Katliamı: 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda yaşanan katliam. Katliamın faillerinden Orhan Gönder’i örgütleyen kişi Ömer Deniz Dündar 2026’da Türkiye’ye getirildi. 5 kişinin yaşamını yitirdiği katliamda 400’den fazla yurttaş yaralandı.
7 Haziran-1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan katliamlarda tek bir kamu görevlisi yargılanmadı. 5 Haziran Diyarbakır Mitingi Katliamı avukatları yaptıkları açıklamalarda, eğer katliam aydınlatılsaydı 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın yaşanamayacağını dile getirdi.
Sabahattin Ali davası: 2 Nisan 1948’de Kırklareli’de, silah hırsızlığı nedeniyle ordudan atılmış, Eski Yedek Subay Ali Ertekin tarafından katledildi. Ali’nin cansız bedeni bir dere yatağında bulundu. Yıllarca öğretmenlik yapan, okuduğu bir şiir yüzünden “Atatürk’e hakaret” suçlaması ile cezaevinde yatan, siyasi mizah gazetesi Markopaşa’da yayımlanan yazılarından hakkında çeşitli davalar açılan Ali, siyasi baskılardan Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya geçmek istediği Kırklareli’de katledildi.
Ölümü yıllarca kamuoyunda, Ali’nin komünist fikirlerini bilen, Bulgaristan sınırında karşılaştığı Ali Ertekin’in “Milli hislerinin galeyana gelmesi” gerekçesiyle işlediği şeklinde yer aldı. Ancak Gazeteci ve Yazar Gökçen Tahincioğlu, “Sabahattin Ali’yi Ben Öldürdüm” adlı çıkardığı kitabında cinayete dair daha önce yayımlanmamış belgelere yer verdi. Belgelere göre toplumcu edebiyatın usta kalemi öldürülmeden adım adım izlenmişti, yani cinayet münferit değildi.
Mustafa Suphi ve arkadaşları (on beşler olayı): 28 Ocak 1921’de Türkiye Komünist Partisinin Kurucu Başkanı Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı Karadeniz açıklarında katledildi. Suphi ve arkadaşları, milli mücadeleye destek vermek için Sovyetlerden Türkiye’ye dönmüş, Kars’tan trenle vardıkları Erzurum’da Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyetinin örgütlediği protestolar yüzünden Trabzon’a götürülmüş, oradan ise güvenlikleri sağlanacağı gerekçesiyle bindirildikleri kayıkta çeteci Kahya Yahya ve adamları tarafından Karadeniz açıklarında katledildiler.
Cinayet emrini kimin verdiği konusu halen tartışılırken; Meclis gizli zabıtlarında ölüm bilgisinden Ankara hükümetinin bilgisi olduğu öğrenildi. Olayın araştırılmasını isteyen Sovyetler Birliği’ne dönemin Ankara hükümeti ilk olarak olayın deniz kazası olduğunu söylese de gerçek bir soruşturma yürütülmedi. Katliamın faili Kahya Yahya ise cinayetten yargılansa da delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakılmış, bir yıl sonra Trabzon’da suikastla öldürüldü.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et