İzmir Alsancak Limanı sessiz sedasız devrinin ardındaki sorular
İzmir Alsancak Limanı, Albayraklar Grubu’na bağlı Alport Liman işletmeciliğine devredildi. Muhalif belediyelere müfettiş üstüne müfettiş gönderilirken, İzmir’in milyarlarca liralık kamu varlığına gelince kapılar kapanıyor.
Fotoğraf: ANKA
Ramis Sağlam
[email protected]
İzmir — Osmanlı dönemi eski rıhtımı olarak kullanılan, 1876 ilk modern rıhtımı haline getirildikten sonra 1954-1955 yıllarında temeli tekrar atılarak 1959 yılında tekrar hizmete açılan İzmir Alsancak Limanı, 2017 yılında Türkiye Varlık Fonuna devredildi.
Uzun yıllar TCDD tarafından işletilen iş, yük bölümleri Türkiye’nin ve İzmir’in en stratejik kamu varlıkları arasında yer alan İzmir Alsancak Limanı, 1 Ağustos 2026 tarihinde Alport Alsancak Liman İşletmeciliği AŞ şirketine devredildi. Bu devrin birçok tartışılacak noktası bulunuyor.
Son yıllarda seçilmiş belediye başkanlarına ve muhalif yerel yönetimlerinin her kuruşluk harcamasında kılı kırk yararak denetleyen, her gün yeni soruşturma ve baskıyla yerel idareyi vesayet altına almaya çalışan siyasal iktidar, sıra Türkiye’nin ve İzmir’in en stratejik kamu varlıklarına geldiğinde pervasızlığın en somut örneğini sergilemektedir.
Bedeli ne şartları ne bu pervasızlık niye?
Geçmiş fizibilite ve strateji raporlarında, dip taraması, rıhtım iyileştirmeleri ve kapasite artışları yapılması durumunda liman gelirlerinin yüz milyonlarca dolara (geçmiş projeksiyonlarda 100 milyon dolar - 300 milyon dolar aralığı) ulaşabileceği raporlanan, TCDD’nin işletmesinden alınarak, iktidara yakınlığıyla bilinen Albayrak Grubu bünyesindeki Alport Alsancak Liman İşletmeciliği AŞ’ye devredilmesinin ardında birçok soru işaretleri açıklanmayı bekliyor.
Bu devir, mülkiyeti Türkiye Varlık Fonu’nda tutulsa da arka planda halkın malının ihalesiz, şeffaflıktan uzak ve adeta yangından mal kaçırırcasına yandaş sermayeye teslim edilmesi birçok soru işaretinin yanıtını içinde barındırıyor. Varlık fonu, tanım olarak stratejik yatırımlar yapmak, ekonomide istikrar ve kalkınma sağlamak, varlıkların etkin kullanımı gelecek nesillere aktarım gibi görevleri olmasına rağmen ülkemizde ihalesiz varlıkların devri ve borçlanmanın bir aracı olarak kullanılması gerekiyor.
Şeffaflık maskesi İzmir Alsancak Limanı’nda düştü
Muhalif belediyelere karşı neredeyse her gün şeffaflık maskesiyle soruşturma açanlara, İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin en değerli kamu varlığını, Türkiye’nin en büyük 2. Limanını, kapalı kapılar ardında peşkeş çeken iradeye sormak gerekiyor. Bu yapılan “Çifte standart değil midir?” Muhalif belediyelerin her bir ihalesini, her bir hizmetini mercekle arayan iktidar; “İzmir Alsancak Limanı’nın işletme hakkını hangi bedelle, hangi adrese teslim usulle vermiştir?”
Liman ihalesinde “Piyasa şartları nerede, rekabet nerede?” sorusunu sormak gerekiyor. Başka şirketlerin teklif vermesine olanak sağlayan açık, şeffaf ve rekabetçi bir ihale süreci işletilmiş midir? Kamu adına en avantajlı teklif hangi kriterlerle tespit edilmiştir?
Körfez’in geleceği kimin elinde?
İzmir Körfezi açısından hayati öneme sahip navigasyon/yaklaşım kanalı yatırımı bu devir sözleşmesinde var mıdır/neresindedir? Yüksek draftlı gemilerin yanaşabilmesi için yapılması gereken derinleştirme çalışmalarının maliyetini kim üstlenecektir” cevaplanması gereken sorular arasında yer alıyor.
Sorulması gereken en önemli sorulardan biri de “İzmir halkının cebinden kaç para çıkacaktır?” Kanal yatırımı ne zaman yapılacak, finansmanı nasıl sağlanacak, kamuya hangi gizli yükümlülükler ve borçlar yüklenecektir? Bu sorular altı boş polemikler değil; kamuoyunun, İzmir halkının doğrudan sorumlu iktidara yönelttiği şeffaflık ve hesap verebilirlik ikazları arasındadır.
Kreşler, otoparklar, sosyal yardımlar hedefte
Muhalif belediyelerin kreşinden otoparkına, taşınmaz kiralama işlemlerinden sosyal yardımlarına kadar müfettiş ordularını üzerine salan iktidar; iş 1875’ten bu yana İzmir’in deniz ticaretinin kalbi olan bir kamu varlığına gelince kanun, hukuk ve ihale mevzuatı tanımamaktadır. Bir belediyenin her adımını sorgulayan mekanizma, sıra Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) elindeki milyarlık limana gelince halkın gözünden bilgi kaçırmaktadır.
Hani amaç “varlıklara değer katmak”tı? İzmir kamuoyu bu değerin nasıl hesaplandığını, İzmir’in geleceğinin kimlere, nasıl vaat edildiğini bilmek zorunda değil mi? İzmir Alsancak Limanı, iktidarın fütursuzca dağıtacağı bir ganimet tabiiki değildir. İzmir halkının ortak tarihsel ve ekonomik mirasıdır.
Kamu ne kazandı? Yoksa kazanan sadece yandaş şirket mi?
Türkiye Varlık Fonu, sözleşmeyi derhal kamuoyuna açıklamalıdır. Devir bedelini, hukuki dayanağını ve kullanım yöntemi ilan edilmeli, yandaş işletmecinin üstlendiği mali yükümlülükleri ve yatırım sözleri zaman geçirmeden açıklanmalı, navigasyon kanalıyla ilgili İzmir Körfezi’ni bağlayan taahhütleri ve maliyet paylaşımlarını şeffaflaştırılmalıdır.
Yerel yönetimler üzerinde kurduğunuz baskı ve vesayet rejimini gizlemek için ulusal servetleri kapalı kapılar ardında devretme devri bir an önce bitmeli, “Kamu ne kazandı? İzmir ne kazandı?”, Yoksa kazanan yine sadece yandaş şirketler mi oldu?”
Bir kez daha altını çizerek söylemek gerekirse İzmir’in limanı İzmir halkınındır. Bu kentin geleceğini ilgilendiren kararlar kapalı kapılar ardında, holding binalarında değil, İzmir kamuoyunun gözü önünde alınmak zorundadır.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et