İzmir kale değildi, barikattı
AKP'nin seçimle kazanamadığı İzmir'e Cemil Tugay'ın transferiyle yerleşmesi, "Seçimde kaybederler" denilerek geçiştirilecek bir gelişme değil. İzmir'in dağlarında çiçek açtıracak olan rozet değil, o çöpü her sabah toplayan elin örgütlülüğü olacak.
Fotoğraf: AA
Emirhan Durmaz
İzmir - Bugün Cemil Tugay'ın yakasına AKP rozeti Erdoğan'ın eliyle takıldı. 2001'de kurulduğundan bu yana İzmir'de bir kez olsun büyükşehir seçimi kazanamayan AKP, kentin belediyesine böylece sandıkla değil; operasyonla, sindirmeyle, baskıyla ve kumpasla el koymuş oluyor. Bu geçişi bir siyasetçinin kariyer hesabına indirgemek kolaycılık olur. Aylardır süren gözaltıların, İller Bankası kesintilerinin, tutuklu bir eski bürokratın ifadesinde başkanın adının geçirilmesinin ve Beştepe'deki kapalı kapı görüşmesinin vardığı yer burası.
Takvime bakmak yeterli. Önce Foça'nın, geçen hafta da Çiğli'nin belediye başkanı rozet taktı. AKP'nin çiçekli videoyu paylaştığı gün Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer tutuklandı, Bayraklı'da eski belediye yöneticileri gözaltına alındı. Rozet sabahı Çeşme Belediyesinde arama vardı. Baskı ve cebir ile el değiştirme aynı ajandanın sayfalarında yan yana duruyor.
Tugay, AKP'ye geçeceği iddialarını reddettiği günlerde o partiyi "sadece tek bir kişiye sorarak icraat yapan" bir parti diye tarif ediyordu. Tarif yerindeydi; o günden bu yana AKP değişmedi. Buna karşın yaşananın kamuoyunda, sosyal medyada ve Yeni Parti çevrelerinde konuşulma biçimi tuhaf bir rahatlık taşıyor. "Geçsin, İzmirli bir elli yıl daha AKP'ye oy vermez" deniyor, "satanlar hain" denip sayfa çevriliyor. Ancak bu rahatlık yaşananları kavrayamıyor, hafife alıyor.
Kale değil, barikat
"İzmir, CHP'nin kalesidir" lafı bu kentte o kadar çok tekrarlandı ki neredeyse bir coğrafya bilgisi gibi ezberlendi. Beylik ve amiyane bu benzetme, bugünkü tartışma için de kötü bir başlangıç noktası. Kale, sahibi belli ve el değiştirmeyen bir mülkü çağrıştırır; içeride kim oturursa otursun surların sahibinin değişmeyeceği varsayılır.
31 Mart 2024 sandığı bu varsayımı çoktan çürütmüştü. 2019'da yüzde 58 alan CHP adayı 2024'te yüzde 49'da kaldı; dokuz puanı aşan bir kayıp. Buna yüzde 5,3'lük bir sandığa sırt çevirme eşlik etti. AKP adayının oy oranı ise yerinde saydı, hatta bir miktar geriledi. CHP'den kopan oy AKP'ye akmadı. Küsen evde kaldı; sandığa gidenlerin önemli bir kısmı da mührü dişini sıkarak bastı.
Bu rakamlar bize bir kaleden çok bir barikatı anlatıyor. İzmirli emekçi, emekli, öğrenci o gün Cemil Tugay'ın şahsına oy vermedi. Aday, kongre salonlarında ve il binalarında belirlenmiş, seçmenin önüne konmuş bir isimdi. Seçmen CHP kalesinin fedaisi olduğu için de oy vermedi; partiye kırgınlığı zaten rakamlara yazılmıştı. O oyları aynı yerde buluşturan şey, AKP'ye ve tek adam rejimine geçit vermeme, rejimi geriletme isteğiydi. Ezcümle, basılan mühür saray rejimine karşı örülen hattın bir taşıydı.
"Nasılsa bir daha alamazlar" gafleti
Tartışmanın en tehlikeli cümlesi şu: "Geçsin, nasılsa İzmir'i bir daha alamazlar." Bu cümleyi kuranlara sormak gerekiyor. Erdoğan ve AKP bir sonraki yerel seçimde kaybedeceğini düşünüyorsa bu kadar operasyonu, bu kadar pazarlığı, bu kadar Beştepe kabulünü neden göze alıyor? Bir kenti birkaç yıllığına ödünç almak için mi?
AKP'nin hesabı bir sonraki sandıkla değil, bugünkü aygıtla ilgili. Büyükşehir belediyesi bir makam odasından ibaret sayılamaz. Bütçesiyle, ihaleleriyle, imar kararlarıyla, İZELMAN'ı, İZENERJİ'si, İZBETON'u ve Egeşehir'iyle on binlerce işçinin ekmeğinin bağlı olduğu bir yapı bu. Meydanların, salonların, kültür merkezlerinin kime açılıp kime kapanacağına, mahallelere hangi derneğin, hangi vakfın, hangi tarikatın eliyle girileceğine karar veren bir yapı.
Bir rejim kendini yalnızca Mecliste, Saray'da, kararnamede kurmaz. Asıl örgütlenmesini gündelik hayatın döndüğü yerde yapar: Belediye işçisinin bordrosunda, mahalle derneğinde, ihaleyi alan müteahhitte, işe kimin alınacağını belirleyen listede. Kayyımlar, mutlak butlan kararı, belediyelere yönelik operasyon dalgası ve şimdi transferler aynı inşaatın katları. Faşizmin inşası ve örgütlenmesi tepeden inen tek bir kararla yürümüyor; aşağıdan yukarı örülen bu yerel basamaklarla ilerliyor. Böyle iken meseleyi bir sonraki seçime havale etmek hafif tabirle gaflettir.
Üstelik "bir dahaki seçim" dediğimiz şeyin nasıl bir seçim olacağı da belli değil. Kürt illerinde halkın seçtiği başkanların yerine kayyum atandığında, gasp edilen sonucun bir sonraki sandıkla düzeltilemediğini gördük. Aynı başkanlar yeniden seçildi, yeniden görevden alındı. Ana muhalefet partisinin kurultayı mahkeme kararıyla hükümsüz sayıldı; parti, üyelerinin elinden yargı eliyle alındı. Sandığın sonucunu tanımayan bir iktidarın sandığın kendisine dokunmayacağını varsaymak temenni bile sayılamaz.
Yeni Parti cephesinden yükselen "Satıp gidenler haindir" öfkesi de aynı rahatlığın öbür yüzü. Mesele bir kişinin ahlakına indirildiğinde rejimin işleyen mekanizması görünmez oluyor. Özgür Özel'in "arınalım, önümüze bakalım" çağrısı, sonunda sandığa havalenin bir başka dili. Hain avı, adayı seçmene sormadan belirleyen, seçilene hesap sorduracak hiçbir mekanizma kurmayan siyaset tarzının muhasebesini de bir başka bahara erteliyor.
Çöpten çiçeğe: İtiraf ve selam
AKP'nin geçişi duyurmak için yaydığı 30 saniyelik video, bu konuda yazılacak pek çok yorumdan daha açık konuşuyor. Kamera çöp yığınlarının arasından yükseliyor, çöpün yerini çiçekler alıyor, fonda İzmir Marşı çalıyor. Videonun sonunda bir tarih beliriyor, paylaşıma da bir kum saati iliştirilmiş. Görüntüde iki mesaj var.
Birincisi tanıdık bir tehdidin tekrarı. Erdoğan, 6 Şubat depreminin birinci yıl dönümüne günler kala Antakya'da, partisinin aday tanıtım toplantısında, “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay'a geldi mi?" demişti. Enkazdan yeni çıkmış bir kentin insanlarına söylenen bu söz, aba altından sopa göstermekti. Video, aynı sopanın İzmir için çekilmiş görüntüsü. Anlatılan hikaye şu: İzmir çöp içindeydi, çünkü belediye bizde değildi; artık bizde ve çiçekler açacak. İktidar partisinin resmi hesabı böylece hizmetin yurttaşlık hakkı olarak değil, siyasi itaatin karşılığı olarak dağıtıldığını kendi eliyle itiraf etmiş oluyor.
O çöpün nereden çıktığını İzmir'in emekçisi iyi biliyor. 2025'in başında, Erdoğan'ın belediyeleri "silkeleme" talimatının ardından İzmir Büyükşehir'in İller Bankası payından SGK ve vergi borçları gerekçesiyle art arda bir buçuk milyar liralık kesintiler yapıldı. Tugay yönetimi bu faturayı işçiye kesti: İkramiyeler ödenmedi, maaşlar gecikti, işçiler iş bıraktı. Haziranda toplu sözleşmede dayatılan düşük zamma karşı İZELMAN, İZENERJİ ve Egeşehir'de 23 bin işçi greve çıktı, sokaklarda çöp birikti.
O günleri hatırlayalım. Cemil Tugay grev kırıcılığı yapıp çöpü topluyor, "Grev yapan insan evine gider" diyordu. İşçilerin yanıtı netti: "Bu çöp bizim ekmeğimiz”. AKP'nin videosunda ise çöpü toplayan tek bir el yok; çiçekler kendiliğinden açıyor. Kenti her sabah temizleyen, ekmeğinin peşine düştüğü için İzmir'in düşmanı gibi gösterilen işçi kadrajın dışında bırakılmış. Bu estetikte işçinin mücadelesi “pisliği”, düzen ise “çiçeği” temsil ediyor.
İkinci mesaj müzikte saklı: İzmir marşı… AKP'nin bu marşı kendi videosunun fonuna döşemesi, kentin seküler, cumhuriyetçi, Atatürkçü kesimlerine çakılmış bir selam. Bu da yeni bir şey değil. 2024 seçiminde Hamza Dağ'ın kampanyasında AKP logosu afişlerden kaldırılmış, seçim araçları partisiz dolaşmış, bar ziyaretleriyle hiç ait olunmayan bir mahallenin rengine bürünülmeye çalışılmıştı. Bunun siyasetteki adı takiyyedir.
Bu geçişin İzmir'in emekçisi için ne anlama geldiğini yine Tugay'ın kendi cümleleri söylüyor. 4 Ekim'de Instagram'da, AKP'ye geçerse emekçileri işten çıkarıp çıkarmayacağını soran birine şu yanıtı verdi: "Bundan sonra da işini yapan hiçbir kimseye hiçbir şey olmaz." Güvence gibi duran bu cümlenin içinde bir şart saklı. "İşini yapan"ın kim olduğuna kim karar verecek? Hakkını arayan, greve çıkan işçi işini yapmış sayılacak mı?
İzmir’i çiçek açtıracak olan örgütlülük
Baskıların artacağını görmek için kahin olmaya gerek yok. İradenin korunması ise başlı başına bir mücadele konusu.
Kentte birkaç gündür süren protestolar asıl yanıtın nerede verileceğini gösteriyor. 2024'te sandıkta kurulan barikat, bir sonraki seçime emanet edilerek ayakta kalamaz. Onu iş yerlerinde, mahallelerde, bulunulan her alanda transfer baskısına karşı her gün yeniden örmek gerekiyor. Adayın seçmene sorulduğu, seçilenin seçene hesap verdiği bir yerel demokrasi talebi de bu mücadelenin ayrılmaz parçası. İzmir'in dağlarında çiçek açtıracak olan bir rozet olmayacak. O çöpü her sabah toplayan elin örgütlülüğü olacak.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et