Sanayi yükünün çevre ve halk sağlığına etkileri tartışıldı: 'Aliağa gözden çıkarılmış ıskarta alanlar içinde'
Aliağa’da düzenlenen panelde, Aliağa’daki çevre kirliliği masaya yatırıldı. Yapılan sunumlarda, Bakırçay ve Gediz havzalarının kirliliğe teslim edildiği vurgusu öne çıktı.
Fotoğraf: Evrensel
Gül Atmaca
[email protected]
İzmir — EGEÇEP tarafından, petrokimya ve demir-çelik sanayisinin yarattığı çevre kirliliğinin yalnızca ilçeyi değil İzmir ve Manisa’yı da etkilediği Aliağa’da “Ekokırım Mahalli Aliağa, Adil Dönüşüm” başlıklı panel düzenlendi. Panelde bölgedeki çevre sorunları ve yaşam üzerindeki etkileri ele alındı.
Panelin açılış konuşmasını yapan EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi İsmail Karademirci, Soma’daki maden faciasında yaşamını yitiren madencileri andı. Aliağa’daki ekolojik yıkıma ilişkin bir dosya hazırladıklarını belirten Karademirci, dosyayı 14-18 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek “Halkların İklim Zirvesi 2026”ya taşımayı planladıklarını söyledi.
İki oturumdan oluşan programın “Kirletici Endüstri Tesislerinin Kıskacında Çevre ve Halk Sağlığı” başlıklı ilk oturumunu Avukat Arif Ali Cangı yönetti. Oturumda Doç. Dr. Bihter Esetlili, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Gönüllüsü Dr. Aslı Odman, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa ile Foça Doğa Tarih Talanına Hayır Platformu Sözcüsü ve Gazeteci Ramis Sağlam konuştu.
Kirlilik her yerde gözleniyor
Oturumda ilk sözü alan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Doç. Dr. Bihter Esetlili, 2021-2022 yıllarında gerçekleştirilen “Aliağa’da Endüstriyel Baskının Toprak ve Bitki Ekosistemi Üzerine Etkisi” başlıklı araştırmanın sonuçlarını aktardı. Aliağa’nın kendine özgü bir coğrafyaya sahip olduğunu belirten Esetlili, toprağın çevresindeki baskıyı kaydeden bir unsur olduğuna dikkat çekti. Esetlili, araştırma kapsamında Horozgediği, Aliağa merkez ve Şakran’daki verilerin karşılaştırıldığını söyledi.
Yağışlar da dikkate alınarak kasım-aralık ve mayıs-haziran dönemlerinde sekiz ayrı istasyondan örnekler aldıklarını belirten Esetlili, Aliağa’nın volkanik yapısından kaynaklanan mineralleri de araştırmada ayırt ettiklerini söyledi. Bozköy ve Horozgediği’nde kurşun kirliliğinin görüldüğünü ifade eden Esetlili, “Mevzuata göre olmasa da dönemsel olarak kurşunun arttığını görüyoruz” dedi.
Fotoğraf: Evrensel
OSB yerine artık “endüstriyel bölge”
Aliağa’da 11 yıldır gözlemler yaptığını belirten Dr. Aslı Odman, ilçenin Dilovası gibi “ıskartaya çıkarılmış, gözden çıkarılmış” bölgeler arasında yer aldığını söyledi. Sanayi yatırımlarında İzmir ve İstanbul gibi merkezlere lojistik yakınlığın dikkate alındığını belirten Odman, sürecin Ankara’da alınan kararlarla şekillendiğini ifade etti.
Sunumunda Aliağa’da yıllar içinde artan sanayi faaliyetleri ve kirliliği gösteren haritalara da değinen Odman, haritalardaki mor alanları “nekroz” olarak tanımladı. Durumu, canlı bir bedende kan gitmeyen bölgelerin önce morarmasına, ardından çürümesine benzeten Odman, hükümetin artık OSB yerine “endüstriyel bölge” üzerinden sanayileşme politikasını sürdürdüğünü söyledi.
Meslek hastalıklarına da değinen Odman, “Türkiye’de resmen kimse meslek hastalığından ölmüyor. 2013’ten beri yılda 15-20 bin kişi meslek hastalığından öldüğü halde resmen meslek hastalığı ölümü yok” dedi.
“Aliağa’nın şanslı coğrafyası şanssızlığa dönmüş”
Panelin ilk bölümünün üçüncü konuşmacısı Prof. Dr. Ali Osman Karababa, “Aliağa’nın şanslı coğrafyası şanssızlığa dönmüş durumda. Sanayileşmeyle hayat kabusa dönmüş durumda” dedi.
“Aliağa’da kanserden kaç kişi ölüyor, biliyor muyuz?” diye soran Karababa, Sağlık Bakanlığının bu verileri paylaşmadığını söyledi. İzmir’deki hava kirliliğinin önemli ölçüde Aliağa’dan kaynaklandığını ortaya koyan çalışmaları hatırlatan Karababa, hava kirliliğinin yol açabileceği hastalıklara ilişkin bilgiler verdi. Solunum yolu hastalıklarının yanı sıra kalp-damar, cilt ve sinir sistemi hastalıklarına dikkat çekti.
Petrokimya tesislerinden salınan gazların uzun vadede kanser riskini artırdığını belirten Karababa, bu kirleticilerin gelecek kuşaklar üzerinde de etkili olabileceğini ifade ederek, “Annenin yumurtasına, babanın spermine etki ederek bebeği daha doğmadan etkiliyor” dedi.
Gediz ve Bakırçay havzası kirleticiler eliyle yok ediliyor
Panelin ilk bölümünün son konuşmacısı Foça Doğa Tarih Talanına Hayır Platformu Sözcüsü ve Gazeteci Ramis Sağlam oldu. Bölgeden çekilen fotoğraf ve videolar eşliğinde sunum yapan Sağlam, Aliağa’daki gemi söküm ve sanayi yoğunluğuna rağmen denetimlerin yetersiz olduğunu söyledi. Sağlam, Avrupa Birliğinin (AB) Aliağa’daki gemi söküm işletmelerinden bazılarının değil, tamamının sertifikasını iptal etmesi gerektiğini ifade etti.
Gediz Nehri’ndeki kirliliğe de değinen Sağlam, geçen hafta Menemen-Ayvacık’ta kirlilik nedeniyle milyonlarca balığın öldüğünü ve yumurtalarının yok olduğunu söyledi. Menemen Emiralem Regülatörü’nden akan suyla tarım alanlarının sulandığına dikkat çeken Sağlam, “Gediz Nehri her aşamada değişik kirleticiler eliyle nehir boyunca yok ediliyor. İzmir ve Manisa Büyükşehir Belediyelerinin izleme raporlarında Gediz suyunun ‘üçüncü sınıf’ kalitede olduğu ve ağır metaller içerdiği belirtiliyor” dedi.
“İzmir Kuş Cenneti tehlike altında”
İzmir Kuş Cenneti’ni çevreleyen belediyelerin rant baskısı altında olduğunu belirten Sağlam, Gediz Nehri ve Deltası’nın da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Sağlam, “Özellikle son siyasal transferler sonrası 8 bin hektarlık alan tehlike altında. Bu tehlike iklim değişikliği ya da doğal bir tahribat değil; alanın rant canavarı tarafından teslim alınması söz konusu” dedi.
Programın “Adil Bölüşüm” başlıklı ikinci bölümünün kolaylaştırıcılığını Süleyman Eryılmaz yaptı. Bölümde Akademisyen Dr. Ecehan Balta, Araştırmacı Yazar Kıvanç Eliaçık ve Aliağa Belediye Meclis Üyesi İbrahim Doğangül sunum yaptı. Program, katılımcıların görüşlerini aktardığı forumla sona erdi.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et