İzmir'den sağlık işçileri: İş yeri komitelerini kurmak zorundayız
Sendika hastaneye gelmeden önce hatta taşerondayken iş yerinde komitelerimiz vardı. Onları sendika olsa da korumalıydık. O zaman sendikanın gücünün işyerinden geldiğini hem kendimize hem tepedekilere unutturmazdık.
Mahmut Yiğit
İzmir’den sağlık işçisi
Bugün biz işçilerin gündeminde ne var? Geçim sıkıntısı var, yüksek kira var, gıda fiyatları var, iş güvenliği sorunu var, düşük ücret var, fazla mesai var, taşeronlaşma ve güvencesiz çalışma var, iş kazaları var, işçinin çocuğunun eğitim masrafı, evinin faturası, mutfağının gideri var.
İşçilerin de tabii farklı siyasi düşünceleri var. Aynı iş yerinde çalışan iki işçi sandıkta farklı tercihler yapabilir. Ama aynı sendikaya üye olabilir. Bu durumda sendikanın ortak paydası emek gücü olmalıdır. Bir sendikanın içindeki siyasi tartışma, işçinin ortak taleplerinin önüne geçtiğinde işçiden uzaklaşır. Tarafını şaşırır. Çünkü işçi için önemli olan, yöneticisinin hangi siyasi görüşe yakın olduğu değil; maaşının, kıdeminin, iş güvenliğinin ve çalışma koşullarının nasıl korunacağıdır. Bunu yapmanın da tarafı bellidir.
Biz işçiler sendikalarda ne durumdayız derseniz, örgütsüz ve dağınık kaldık bence. İşçi bir araya gelemezse, birbirinden haberdar olamazsa, birlikte hareket edemezse patronlar karşısında da gücü azalıyor. Tam da böyle bir dönemde sahneye sendika yönetimlerinde koltuk sevdalıları ortaya çıkmaya başlıyor.
Dolayısıyla biz sendika yöneticilerinin birbirleriyle hangi siyasi görüş üzerinden tartıştığından önce kendi hakkımızın nasıl korunacağına bakıyoruz. Çünkü sendikal görevler makam değil, sorumluluktur.
Kendi aramızda tartışıyoruz. Sendikalarda hesap verebilirlik, şeffaflık ve demokrasi şart. İşçi aidat ödüyorsa karşılığında yalnızca bir sendika kartı değil; güçlü bir temsil, hukuki destek, toplu pazarlık gücü ve gerektiğinde yanında duran bir örgüt görmek istiyor.
Zaten ekonomik koşullar nedeniyle parçalanmış olan işçi, bir de sendikalardaki çekişmeler nedeniyle daha fazla dağılıyor.
Bizim bundan birkaç yıl önce İzmir’de bir deneyimimiz vardı. Her iş yerinden en az bir kişi belirli aralıklarla bir araya geliyorduk. Amaç her alanda işçilerden haberdar olmak, iş yerlerinde olup bitenleri birbirimize aktarmak ve örgütlü bir mücadele yürütmekti. Gayet de başarılı bir şekilde yürütüyorduk.
Bir iş yerinde sorun yaşayan işçi kardeşimiz, diğer iş yerlerindeki işçi kardeşlerimize haber veriyor, destek alıyordu. Böylece sorunlara daha hızlı ve daha planlı bir şekilde müdahale edebiliyorduk. Bu da çoğu zaman işçinin lehine sonuçlar doğuruyordu. Yani bir iş yerindeki sorun sadece o iş yerinin sorunu olmuyor, diğer işçilerin de sorunu haline geliyordu.
Sonra ne oldu? Artan enflasyon ve hayat pahalılığı, işçiyi bir hayli zor durumda bıraktı. Yapılan ücret zamları da artan fiyatlar karşısında işçinin geçinmesine yetmez hale geldi.
İşçi seçim derdine düştü, daha doğrusu geçim derdine düştü. Birçok işçi ek iş yapmak zorunda kaldı. Daha önce boş zamanlarını toplantılara ve ortak çalışmalara ayıran işçiler, bu kez o zamanlarını ek iş yaparak geçirmek zorunda kaldı.
Sendika hastaneye gelmeden önce hatta taşerondayken iş yerinde de komitelerimiz vardı, bence onları sendika olsa da korumalıydık. O zaman sendikanın gücünün sadece sözleşme ya da yetki masalarından değil alandan geldiğini hem kendimize hem tepedekilere unutturmazdık.
Sendikanın gücü işçinin dayanışmasından gelir
İzmir’den bir sağlık işçisi
İşçinin sendikadan beklentisi çok açıktır. Biz lüks makam odası istemiyoruz. Hakkımızın yenmemesini istiyoruz. İş kazasında hayatımızı kaybetmek istemiyoruz. Yıllarca çalışıp hak ettiğimiz kıdem hakkının tartışma konusu olmasını istemiyoruz. Aldığımız ücretle ay sonunu getirebilmek istiyoruz.
Yani işçi, sendika yöneticilerinin birbirleriyle kavga etmesini değil, kendi sorunları için mücadele etmesini bekliyor.
Bu nedenle sendikal yönetimlerde görev alan herkesin zaman zaman kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Ben bu makamda neden oturuyorum?” Cevap “işçi” ise sorun yoktur.
Cevap makam, güç, kişisel çıkar veya siyasi hesaplaşmaya dönüşüyorsa burada ciddi bir muhasebe yapmak gerekir.
Biz de uyanık olmalıyız. Sendikal yaşamın pasif izleyicileri olmamalıyız.
Sendika yöneticilerini takip etmeli, genel kurullara katılmalı, hesap sormalı, aidatlarımızın nasıl değerlendirildiğini bilmeli ve kendi haklarımıza önce kendimiz sahip çıkmalıyız.
“Ben aidatımı ödüyorum, sendika gereğini yapar” denmemelidir.
Ama bunun yanında işçilerin yeniden bir araya gelmesi de şarttır. Çünkü parçalandıkça yok oluyoruz.
İster iş yerinde olsun ister sendika yönetiminde olsun koltuklar gelip geçicidir. Yönetimler değişir. Siyasi dengeler değişir. Pusula her zaman işçinin hakkını, emeğini, onurunu ve geleceğini göstermelidir.
Sendikanın gücü işçinin dayanışmasından gelir. Yani kısacası, filler tepişir, otlar ezilir. Birbirimizden uzaklaştıkça güç kaybediyoruz. Bunun önüne geçebilmek için bir an önce silkelenip yeniden yan yana gelmemiz gerekiyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et