Dokunmak yetmez
Günde üç milyon insanın sağlık sistemine başvurması sistemin kapasitesini gösterebilir. Fakat ben bu rakamı duyduğumda başka bir şeyi de merak ediyorum: Neden her gün üç milyon insan sağlık sistemine ihtiyaç duyuyor?
Dr. Necdet İpekyüz*
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, tıp fakültesine bu yıl dereceyle giren öğrencilerle buluşurken, “Şu anda sağlık sistemimiz günde 3 milyon insana dokunuyor” diyor.
Üç milyon büyük bir sayı.
Ama ben “dokunmak” sözcüğüne takıldım.
Belki hekim olduğum için.
Çünkü bizim mesleğimizde dokunmanın özel bir anlamı var. Hastaya bakarsınız; inspeksiyon. Dokunursunuz; palpasyon. Perküsyon yapar, oskültasyonla dinlersiniz. Bunlar tıp fakültesinde öğrendiğimiz fizik muayenenin temel yöntemleri.
Hekimlikten ve yıllarca içinde bulunduğum meslek örgütlerinden öğrendiğim bir şey var: Bazen hastaya yapılabilecek en önemli şey, ona dokunmadan önce onu dinlemektir.
İyi bir anamnez almaktır.
İnsan size yalnızca bir hastalıkla gelmez. Bir öyküyle gelir. Şikâyetini anlatır, ne zamandır sürdüğünü, neler yaşadığını söylersiniz, sorarsınız, dinlersiniz. Bazen tanıya giden yolun önemli bir kısmı daha muayeneye başlamadan açılır.
Sonra muayene edersiniz. Gerekiyorsa tetkik istersiniz, tedavisini düzenlersiniz.
Fakat iş orada bitmez.
Dönüp bakmak gerekir: Ne oldu bu hastaya? İyileşti mi? Verdiğimiz tedavi işe yaradı mı? Yapılan ameliyat başarılı oldu mu? İstediğimiz tetkik gerçekten gerekli miydi? Hasta neden yeniden geldi?
Sağlık politikalarını tartışırken yıllardır dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Sonuç ne? İnsan iyileşiyor mu?
Türkiye’de sağlık sistemi uzun zamandır büyük sayılarla anlatılıyor. Kaç hastane yaptık, kaç hasta baktık, kaç ameliyat gerçekleştirdik, kaç tetkik yaptık…
Şimdi buna günde kaç milyon insana “dokunduğumuz” da ekleniyor.
Elbette insanların ihtiyaç duyduğunda sağlık hizmetine ulaşabilmesi önemlidir. Bunu küçümsemiyorum. Ama erişim başka şeydir, nitelikli sağlık hizmeti başka.
Bir hekimin günde çok sayıda hastaya bakması, o hastaların her birine yeterli zamanı ayırabildiği anlamına gelmez. Çok tetkik yapılması da insanların daha iyi sağlık hizmeti aldığını göstermez.
Performansı sayılar ve işlemler üzerinden kurduğunuzda sistem de doğal olarak sayıyı büyütmeye çalışıyor.
Daha çok hasta, daha çok tetkik, daha çok işlem…
Peki, hastaya ayrılan zaman? Hastayı gerçekten dinlemek, hastalığının öyküsünü, geçmişini, kullandığı ilaçları, yaşam koşullarını öğrenmek; yani iyi bir anamnez almak? Peki, tedaviden sonra dönüp “Ne oldu, iyileşti mi?” diye sormak?
Hastanın kaygısını, yaşam koşullarını, hastalığının nedenlerini anlamaya çalışmak?
Ve tedaviden sonra dönüp “Ne oldu?” diye bakmak?
Bunların rakamını çıkarmak daha zor. Ama hekimliğin asıl meselesi de biraz burada.
Bir de halk sağlığı açısından bakalım.
Günde üç milyon insanın sağlık sistemine başvurması sistemin kapasitesini gösterebilir. Fakat ben bu rakamı duyduğumda başka bir şeyi de merak ediyorum:
Neden her gün üç milyon insan sağlık sistemine ihtiyaç duyuyor?
Bu insanların ne kadarı hiç hastalanmadan korunabilirdi? Ne kadarının hastalığı erken dönemde önlenebilirdi? Güçlü bir birinci basamak sağlık hizmetimiz olsaydı kaç kişi hastane kapısına gelmek zorunda kalmazdı?
Bir sağlık sistemini yalnızca kapısından içeri girenlerin sayısıyla değerlendiremeyiz. O kapıya hiç gelmek zorunda kalmayanları da düşünmek zorundayız.
Çünkü halk sağlığı bize yıllardır bunu söylüyor.
Koru, önle.
Hekimliğin en eski ilkelerinden biri de “Önce zarar verme.”
Bazen bunları unutuyoruz.
Sağlık yalnızca hastane, doktor, ilaç, tetkik ve ameliyat değildir. İnsanların temiz suya ulaşması, temiz hava soluması, yeterli ve sağlıklı beslenmesi, aşılanması, hastalıkların erken saptanması, güçlü bir birinci basamak sağlık hizmetine ulaşabilmesi; şiddetten, çatışmadan ve korkudan uzak, barış ve güven içinde yaşayabilmesi de sağlığın ayrılmaz parçalarıdır.
Hatta iyi bir sağlık sisteminin başarısı biraz da hastane kapısında görünmeyen yerde ortaya çıkar.
O nedenle Bakan’ın “Günde üç milyon insana dokunuyoruz” sözünü duyduğumda, sayının büyüklüğünden çok başka bir soru kaldı aklımda:
Bu üç milyon insanın kaçının o kapıya gelmesini önleyebilirdik?
Bence konuşmamız gereken biraz da bu.
Elbette hastaya dokunacağız. Muayene edeceğiz, gerektiğinde tetkik isteyecek, tedavi edeceğiz. Ama önce dinleyeceğiz.
Sonra da yalnızca “Kaç kişiye dokunduk?” diye sormayacağız.
İnsanların daha sağlıklı yaşamasına, sağlığını korumasına ve ihtiyaç duyduğunda nitelikli sağlık hizmetine ulaşmasına ne kadar katkı sunduğumuza bakacağız.
Çünkü sağlığın gerçek ölçüsü, kaç insana dokunduğumuz değil; insanların nasıl bir hayat yaşayabildiğidir.
* Hekim. Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı ve TTB Merkez Konseyi üyeliği yaptı. Halen RTÜK üyesi.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et