‘Devlet sıvı sabunu da karşılayamayacaksa neden var?’
Okullarda beslenmenin, hijyenin hatta kaydın dahi paralı olduğu bir düzende kadınlar yaşananları şu şekilde özetliyor: ‘Biz idare edeceğiz tabii, yoksa sarayın ışıklarını kim yakacak?’
Berivan Özkara
Eskişehir- Büyükdere Mahallesi’nde Vali Mehmet Kılıçlar Anaokulu’nun önündeyiz. Çocuklarını ve torunlarını almak için kapıda bekleyen kadınlarla sohbet ediyoruz. Kimi anne, kimi babası çalışan çocuğu almaya gelmiş bir nine, hala ya da teyze. Çocukların 4, 5, 6 yaşında olduğunu; okulun sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki ayrı grup halinde eğitim verdiğini anlatıyorlar.
‘Sıcak yemek olsa daha iyi’
İlk konuştuğumuz konu çocukların beslenmesi oluyor. Veliler, okulun verdiği beslenme listesine göre evde hazırladıkları yiyecekleri çocukların çantalarına koyuyor. Krep, börek, poğaça, makarna, pankek gibi daha çok karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler hazırlanıyor. İki haftada bir çerez; meyve olarak da elma, armut, muz gibi ürünler konuluyor. Sabah grubuna gelen çocuklar erken saatte okula gittikleri için çoğu zaman kahvaltı yapmak istemiyor, okula aç geliyor. Evde hazırlanan yiyecekler de okulda yenene kadar soğuyor, meyveler yumuşuyor, çocuklar yemek istemiyor. Öğlen grubundaki çocukların bir kısmı evde yemek yiyip geliyor. Veliler yine beslenme çantasına makarna, börek gibi yiyecekler koyuyor ama “Sıcak yemek olsa daha iyi” diyorlar.
‘Evimize alamadığımız deterjanı okula aldık’
Veliler aylık 1700 lira ödeme yaptıklarını, ilk dönem aylık ödeme yapılırken ikinci dönem ücretinin peşin alındığını anlatıyor. Yıllık kayıt ücretinin 17 bin liraya ulaştığını söylüyorlar. Bunun dışında etkinlikler olduğunda kıyafet ve başka ihtiyaçlar için de ayrıca para harcanıyor. Okulun “yarı özel, yarı devlet” olduğunu söyleyen veliler de var. Ancak yaptığımız araştırmada okulun Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi bir anaokulu olduğunu görüyoruz. Buna rağmen velilerden çöp poşeti, deterjan, sıvı sabun, peçete, ıslak mendil gibi temizlik malzemeleri istenmiş ve veliler bunları elden okula teslim etmiş. Bir kadın, “Evimizde banyomuza alamadığımız deterjanı okula aldık” diyor. Bir kadın ise kızını okula kaydettirebilmek için bileziğini sattığını söylüyor.
‘Okutuyoruz ama içi boş bir yere gidiyor’
Kayıt ücretlerinden, kırtasiye masraflarından, temizlik malzemelerinden ve beslenme giderlerinden konuşurken kadınların anlattıkları yalnızca okul masraflarıyla sınırlı kalmıyor. Bir maaşla kira ödendikten sonra evin geri kalan masraflarını karşılamanın zorluğundan söz ediyorlar. Bir kadın, “Memleketten yağ, salça, peynir, et gelmese geçinemeyiz” diyor. Memleketten gelenlerin otobüsle erzak göndermesiyle ay sonunu getirdiklerini, burada hem her şeyin pahalı olduğunu hem de en kötü malın satıldığını söylüyor. Çocuklarının geleceğinden de kaygılılar. “Okutuyoruz ama içi boş bir yere gidiyor” diyen kadınlar, bir yandan çocuklarının eğitim masraflarını karşılamaya çalışırken diğer yandan aldıkları eğitimin niteliğini düşünüyor. Okul öncesi eğitimde kayıt ücreti alınmasını “kreş olduğu için” açıklayanlara karşı, başka bir veli bunun yalnızca anaokulunda değil, abisinin kızını ortaokula kaydettirirken bile sıvı sabun için para istendiğini anlatıyor: “Bir devlet sıvı sabunu da karşılayamayacaksa niye var?”
‘Biz niye devleti besliyoruz’
Danıştay’ın çocukların beslenmesine ilişkin son kararını ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca’nın açıklamalarını kadınlara anlatıyoruz. Devletin, aç çocukların beslenmesinin öncelik olmadığına yönelik yaklaşımını aktardığımızda kadınlardan biri şaşkınlıkla, “Allah Allah, biz niye devleti besliyoruz o zaman?” diyor. Okul yönetiminin ise personele ödeme yapıldığını, devletin yalnızca bir personeli karşıladığını söylediği aktarılıyor.
Konuşmanın sonunda bir kadın, bütün bu tabloyu tek cümleyle anlatıyor: “Biz idare edeceğiz tabii, yoksa sarayın ışıklarını kim yakacak?”
Okul kapısında duyduğumuz her cümlede aynı yük karşımıza çıkıyor. Çocuğun beslenmesi, okulun ihtiyaçları, temizlik malzemesi, kırtasiye, kayıt ücreti, etkinlik masrafları ve evin mutfağı… Hepsi kadınların hesabına yazılıyor.
Kadınlar yıllardır “idare ediyor.” Evde olmayanı tamamlıyor, yetmeyeni bölüştürüyor, memleketten gelen erzakla ay sonunu getiriyor, kendi ihtiyacından kısıyor, gerektiğinde bileziğini satıyor. Oysa ücretsiz, nitelikli eğitim ve her çocuğun sağlıklı beslenmesi devletin sorumluluğu. Çocuğun ekmeğini annenin cebine, okulun deterjanını emekçinin sırtına yükleyen bu düzene karşı kadınların payına düşen idare etmek değil; emeğin ve çocukların hakkını örgütlü mücadeleyle almak.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et