Siyaset Bilimci Dinçer Demirkent ile AKP’nin hesaplarını konuştuk: Halka yaşatılan fiili durum anayasa yapılmak isteniyor
İktidarın "yeni anayasa" söylemini değerlendiren Siyaset Bilimci Dinçer Demirkent, amacın halka yaşatılan fiili durumu yasalaştırmak olduğunu vurguladı.
Fotoğraf: TBMM
Kübra Kırımlı
[email protected]
TBMM’de yeni yasama yılı beklendiği gibi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni ve sivil anayasaya dair konuşmasıyla başladı. Aslında yeni anayasaya dair tartışma yeni değil. Erdoğan 2025 yılında 10 hukukçu arkadaşını görevlendirdiğini söylemiş, yeni bir anayasa üzerinde çalıştıklarını açıklamıştı. Siyaset Bilimci Dinçer Demirkent ile Erdoğan’ın yeni yasama yılında yaptığı konuşmayı ve hesaplarını konuştuk.
Dinçer Demirkent, mevcut uygulanan 1982 Anayasasının bir darbe anayasası olduğunu hatırlatarak yıllar içinde anayasada yapılan değişikleri anlattı. “1983'te sivil yönetime geçildiğinden itibaren neredeyse bu anayasanın yenilenmesine ilişkin tartışmalar hep vardı” diyen Demirkent şöyle konuştu: “1987 yılında, henüz anayasanın kabulünden 5 yıl geçmişken ilk anayasa değişikliği oldu. Bu bir ihtiyaçtı, yasaklı siyasetçilerin siyaset yapabilme imkânını sağlayan bir anayasa oldu. 1995’te kapsamlı değişiklikler oldu; başlangıç bölümündeki kutsal Türk devleti gibi ifadelerin çıkarıldığı, darbecilerin anayasal tasarımında tamamen neoliberal ortodoksinin işini görmek üzere kurulmuş baskıcı çerçeveyi bir nebze yumuşatan, siyasal sıkışmışlığı bir nebze açan düzenlemeleri gördük.”
1999’da özelleştirmeleri anayasal güvenceye alan değişikliğin de atlanmaması gerektiğini, aynı yıl DGM’lerin varlığı korunsa da sivilleştirildiğini anlatan Demirkent, “Yani anayasa değişikliği bir yandan yükselen demokratik muhalefetin taleplerine uygun, bir yandan da sermayenin önündeki hukuki engelleri tamamen kaldıran bir hatta ilerliyordu ki ikinci hattın da halkın siyasal kapasitesinin, eyleme ve katılma imkânlarının boğulmasının sinsi bir demokratikleşme miti altında değişiklikler sürecine hâkim olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz. 1990’lı yıllarda, yeni anayasacılık kavramını ortaya atan Stephen Gill, bu uyarıyı erken bir tarihte yapmıştı” dedi.
Fotoğraf: Evrensel
"2007’deki anayasa teklifi kutuplaştırıcı bir hamleydi"
Demirkent, Murat Sevinç'le beraber Toplum ve Bilim dergisinde "AKP dönemi anayasacılığı: yaklaşımlar, eleştiriler" başlığıyla yazdıkları makalede, AKP anayasacılığının başlangıcını 2007 olarak belirlediklerine dikkat çekti: “Abdullah Gül’ün TBMM’de Cumhurbaşkanı seçtirilmemesi üzerine hukuki araçlarla işletilen siyasal kampanyanın sakilliğinin yarattığı fırsatı Erdoğan çok iyi değerlendirdi ve Türkiye'nin çok uzun zaman tartıştığı cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi meselesi halkın önüne getirildi. Halk da çoğunlukla bunu kabul etti; 2014'te ilk Erdoğan'a uygulanmış oldu. 2007'de yine Erdoğan yeni bir anayasa taslağı hazırlatmıştı; hatırlıyorsunuz Ergun Özbudun başkanlığında 5 kişilik bir komisyonla. O taslak o zamanki Başbakan Erdoğan'a sunuldu. Parlamenter sistemi esas alıyordu, liberal bir formattaydı. Kısa sürede unutturuldu.”
“Ama artık anayasa yapımının yüksek siyasetinin ateşi yeri geldikçe harlanmak üzere yakılmıştı” diye devam eden Demirkent, “2007 yılından itibaren devlet içinde başlayan çatışmalı süreç, siyasal topluluğun kurucu niteliklerinin tartışılması anlamına gelecek bir anayasal siyaset ile birlikte yüksek bir kutuplaşmayı yaratacak biçimde kurgulandı. Bu, Erdoğan’ın 'benim milletim' dediği 'öz evlatlarını' bazen diri tutmak, bazen genişletmek, bazen de düşmanlarından ayırmanın en güvenli yolu oldu” ifadelerini kullandı.
Demirkent 2010 referandumuyla yargının hükümet kontrolüne girdiğini ve bu süreçte Andrew Arato’nun bile eleştirileri yüzünden "Ergenekoncu" ilan edilerek toplumda derin kutuplaşmalar yaşandığını belirtti. Hâlâ referandumda verdikleri oylar nedeniyle birbiriyle konuşmayan 40 yıllık arkadaşların var olduğunu ifade eden Demirkent, “2016’da dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla Demirtaş ve Yüksekdağ dahil birçok vekil tutuklandı, 2017 değişikliğiyle de 2016 darbe girişimi sonrası OHAL süresince yürütmenin elde ettiği olağanüstü yetkiler hukuki zemine oturtuldu” dedi.
"Rejimin neye ihtiyacı olduğuna bakmak gerek"
Kısaca bütün bir anayasal siyasetin doğası gereği, kurucu meseleler bağlamında ilerlediğine dikkat çeken Demirkent, Erdoğan’ın Meclis açılışında söylediği “mutabakat zemini” sözlerini, “Eğer bu meseleleri bir konsensüs arayışıyla değil, iktidarın ihtiyaçlarını görecek bir yapılanmanın zeminini oluşturacak bir siyaset ile yürütürseniz anayasal siyaset de kutuplaşmayı en üst seviyeye taşıyabileceğiniz bir araç haline gelebilir. Bugünkü 'mutabakat zemini' sözünü 'Benim milletimi anayasal siyaset ile yeniden inşa edeceğim. Çünkü yeni bir ihtiyacım var’ şeklinde okumak gerekir. Üzerindeki örtüyü kaldırdıktan sonra bakmamız gereken yer, bugün rejimin neye ihtiyacı olduğu” şeklinde değerlendirdi.
"Anayasa tasarısının örtüsünü kaldıracak demokratik muhalefet şart"
Bugün halka yaşatılanların yarın yapılacak anayasada var olmasından endişe duyduğunu ifade eden Demirkent, “Belediyelere, belediye başkanlarına her gün yapılan operasyonları izlediğimizde, Bahçeli’nin yıllar önce mahalli seçimlerin gereksizliğine ilişkin yaptığı açıklamayı hatırladığımızda; anayasa değişikliğinin bunu içerebileceğinden endişeleniyorum. Bakanın dil sürçmesiyle 'cumhurbaşkanını seçtirmek için yapacağımız seçim' demesinden, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin getirilebilecek bir düzenlemeden endişeleniyorum. T24’ün kapatılma haberini, LGBT gözaltılarını okuyunca basına ve topluma ilişkin özellikle ifade özgürlüğü ve laiklik ilkesinin içini boşaltacak bir düzenlemeden endişeleniyorum. İşçi cinayetlerini, sosyal güvenlik sistemindeki dönüşümleri okuyunca toplumsal sınıflar arasındaki uçurumun derinliği beni endişelendiriyor. Bu endişeler, fiili duruma bakılıp çoğalabilir. Mesele AKP anayasacılığının başından beri, geleceğe ilişkin bir tasarıma değil, fiili durumu anayasal siyasetin aracı yapıyor olması. Elbette önümüze bir tasarı gelirse yine bir örtüyle gelecek, bu defa örtüyü kaldırıp içindekilere çok dikkatli bakabilecek ve şimdiden anayasal siyaset düzeyinde örgütleyebilecek bir demokratik muhalefetin gerekliliği yaşamsal hale geliyor” diye ifade etti.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et