04.10.2026 00:09

Lise eylemleri toplumsal patlamanın habercisi

Avrupa’nın Gündemi’nde bu hafta Fransa’da art arda gelen ve son olarak lise öğrencilerini sokağa döken sosyal krizler, Almanya’da sermayenin hükümetten talepleri ve İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi’nin yıllık konferansına dair tartışma var.

Lise eylemleri toplumsal patlamanın habercisi

Fransa'da lise öğrencilerinin eylemleri sürüyor (Fotoğraf: AA)

Fransa’da Macron yönetiminin sosyal krizler karşısındaki yanıtı değişmiyor: Taleplere karşı polis, yoksullaşmaya karşı baskı, gençliğin itirazına karşı şiddet. Lecornu hükümeti liseleri kuşatıp gençleri gözaltına alırken, eğitim sisteminin çöküşü, ücretlerin erimesi, kamu hizmetlerinin tasfiyesi ve hayat pahalılığı karşısında büyüyen öfkeye kulaklarını tıkıyor; buna karşılık ultra zenginlerin ve büyük şirketlerin ayrıcalıklarını koruyor. Sokaklara taşan lise ve üniversite hareketi, böylece yalnızca eğitim hakkını değil, Macron döneminin neoliberal politikalarına ve derinleşen toplumsal eşitsizliklere karşı biriken daha geniş bir toplumsal öfkeyi de taşıyor.

Kriz ve reform tartışmalarının gölgesinde Alman sanayisi, büyüme ve rekabet gücünün en önemli öncelik haline getirilmesini talep etti. Alman Sanayi Birliği’nin (BDI) bir politika belgesinde ayrıca, Almanya ve Avrupa’nın Çin’e olan bağımlılıklarını daha kararlı bir şekilde azaltmaları gerektiği belirtildi. “Ekonomi ve Ticaret Politikası İlkeleri” başlıklı belgede, ayrıca ABD’ye karşı da risk azaltma çağrısı yapıldı. Belgede “Almanya’nın bir üretim ve iş yeri merkezi olarak büyük bir baskı altında olduğu” iddiasıyla “pek çok alanda yeni ekonomi politikası yönelimlerine” ihtiyaç duyulduğu da savunuluyor. İçte üretim maliyetlerinin yani işçi ücretleri azaltılması ve az işçiyle çok iş yapılması isteniyor.

İngiltere’de ise İşçi Partisi’nin 27 ile 30 Eylül arasında Liverpool’da düzenlenen yıllık konferansı, 20 bini aşkın katılımcısı ve Starmer dönemine göre daha coşkulu atmosferiyle Andy Burnham’ın başbakan olmasından sonraki ilk büyük parti buluşması oldu. Morning Star’ın editoryal ekibi, konferansı değerlendirdiği başyazıda sendikaların hükümet üzerindeki etkisinin arttığını, ancak açıklanan politikaların aşırı sağı durdurmak için hâlâ yetersiz olduğunu vurguluyor.

Liseli ve üniversiteli gençlerin isyanına karşı amansız polis baskısı

Rosa Moussaoui
Humanité/Fransa

Polislerle göstericiler arasında çatışmalar yaşandığında, şiddetin düzeyini her zaman devlet ve yalnızca devlet belirler. Lecornu hükümetinin, liselilerin seferberliğini daha baştan bastırmaya çalışmak için belirlediği şiddet düzeyi, nereden gelirse gelsin toplumsal taleplere verilen tek yanıt olarak baskıyı sürdürme tercihinin ne kadar açık olduğunu gösteriyor.

İçişleri Bakanı Laurent Nuñez bu konuda oldukça bilgili; zira kendisi Sarı Yeleklilere ve emeklilik reformuna karşı çıkanlara yönelik son derece baskıcı bir kamu düzenini koruma ve müdahale düzeninin mimarlarından biriydi.

Bir haftadır, abluka altına alınan eğitim kurumlarının çevresinde katlanılması güç sahneler görüntüleniyor. Bir yerde, üniformalı iri yapılı bir polis, acı çığlıklarına aldırmadan genç bir kızın boğazını sıkarak ona kol kilidi uyguluyor. Başka bir yerde, ergen yaştakiler hakarete uğruyor, acımasızca dövülüyor ve kol bandı ya da kimlik numarası bulunmayan görevliler tarafından yere yatırılıyor. Bir başka yerde ise atlı polisler, dehşete kapılmış liselilerin peşine salınıyor. Bilanço: onlarca yaralı, yüzlerce gözaltı.

Macron döneminin sonuna gelinirken, yalnızca onurlu bir şekilde yaşama ve eğitim görme olanağını isteyen gençlere reva görülen muamele işte bu. Bugün liselerde ve üniversitelerde taşan öfkenin nedeni yalnızca son on yılda eğitim görme koşullarının akıl almaz ölçüde kötüleşmesi değil.

Bugün sokaklara çıkanlar, maaşları dondurulmuş olan, kamu hizmetlerinin gerilemesinden zarar gören ve enflasyon ile enerji fiyatlarındaki katlanarak artış nedeniyle bütçeleri hiç olmadığı kadar ağır bir yük altına giren Fransızların çocukları.

Bu kuşak, kovid pandemisinin ve kapanmaların yarattığı dehşet içinde büyüdü; bugün ise savaş ve doğrudan ay sonunu getirmekte zorlanan ailelerin gündelik yaşamını etkileyen küresel kriz ortamında, iklim ısınmasının yarattığı kaygıyla yaşıyor.

Perşembe günü açıklanan bütçe tercihleri, ultra zenginlerin ve CAC 40 (en zengin) şirketlerinin ayrıcalıklarını olduğu gibi bırakmak için Fransız halkını bir kez daha sıkıştırırken, liseli ve üniversiteli gençlerin bu isyanı pekala bir toplumsal patlamanın habercisi olabilir.

Çeviren: Eren Can


Alman Sanayi Birliğiı: Sadece Çin’e değil ABD’ye yönelik risk de azaltılmalı

German Foreign Policy
Almanya

Alman Sanayi Birliği (BDI), dış politika üzerine sunduğu belgede sadece Çin’e değil, ABD’ye karşı da risk azaltma çağrısında bulundu.

Alman Sanayi Birliği’nin (BDI) yeni politika belgesi, Alman sanayisinin, büyümesinin ve rekabet gücünün Almanya’da en önemli öncelik olarak ilan edilmesini ve buna dayanarak Alman dış politikasının temel ilkelerinin ana hatlarının belirlenmesini savunuyor. Geçen cuma günü yayınlanan belge hem Almanya’da hem de AB’de mevcut bağımlılıkların sadece Çin’e değil, aynı zamanda ABD’ye de sistematik olarak azaltılması gerektiğinin altını çiziyor. AB ve Çin arasında iddia edilen “sistematik rekabeti” vurguluyor ve özellikle kritik hammaddeler alanında risk azaltmayı savunuyor.

BDI ayrıca ABD’ye karşı da benzer bir risk azaltma çağrısında bulunuyor. Ancak, belgede belirtildiği gibi, bu, ABD ile uzun vadeli stratejik ilişkilerin pahasına olmamalı. Ayrıca, AB’nin dünya çapında diğer devletlerle ortaklıklarını ve ittifaklarını genişletmesi gerekiyor. AB’nin halihazırda Mercosur ve Hindistan ile serbest ticaret anlaşmaları bulunuyor. Ayrıca, Birlik, Trump’ın ilhak tehditleri nedeniyle Avrupa’ya yönelen Kanada ile ilişkilerini önemli ölçüde genişletmeye çalışıyor.

Alman sanayisinin en etkili birliği olan ve 38 bireysel birliği, 100 binden fazla şirketi ve yaklaşık sekiz milyon çalışanı temsil eden BDI, son politika belgesinde, Almanya ve Avrupa’da zayıflayan büyüme ve azalan rekabet gücünün yanı sıra küresel siyaset ve uluslararası sistemdeki derin değişimler ışığında “yeni ekonomik politika yönleri”ni savunuyor. “Ekonomik ve Ticaret Politikası İlkeleri” başlıklı belge, Almanya’daki mevcut kriz ve reform tartışmaları zemininde ortaya çıkıyor ve “Alman sanayisinin, büyümesinin ve rekabet gücünün en önemli öncelik olarak ilan edilmesini” talep ediyor. Belge, günlük uygulama için siyasi bir talep listesi değil, üye birlikleri için ortak bir kılavuz.

Belge, dış ticaret ve Avrupa politikası bölümlerinde, “sistemik rekabet” olarak sınıflandırdığı AB’nin Çin ile rekabetini vurguluyor. Çin’in iddia edilen “devlet kaynaklı” piyasa bozulmalarına atıfta bulunarak, Birliğin rekabet gücünü güçlendirmek için mevcut önlemlerin uygulanmasının yetersiz olduğunu belirtiyor. Çin Halk Cumhuriyeti’ni “riskten arındırmak” -bağımlılıkları azaltmak- doğru yaklaşım olmaya devam etse de daha “titizlikle” uygulanmalı. Ve “riskten arındırma”nın maliyetler içerse bile -Çin’in “karşı tepkilerinden” kaynaklananlar da dahil olmak üzere- “pasiflik uzun vadede önemli ölçüde daha pahalı ve güvenlik politikası açısından sorumsuz”.

Özellikle, AB, Çin ekonomisinin “açık sosyal piyasa ekonomisine” yönelik “meydan okumasına” yanıt olarak kritik hammaddelere olan stratejik bağımlılığını azaltmalıdır. Ayrıca, “yatırım taraması ve ihracat kontrollerinin hızlı ve yasal olarak sağlam bir şekilde uygulanmasını” sağlamalıdır; bu da Çinli şirketlerin yatırımlarına ve Çin Halk Cumhuriyeti’ne ihracata daha sıkı kısıtlamalar getirilmesi anlamına gelir. Makale ayrıca, rekabetin fiili veya iddia edilen bozulmalarına karşı koymak için anti-damping ve anti-sübvansiyon önlemleri de dahil olmak üzere yeni ekonomik “koruyucu araçlara” duyulan ihtiyacı vurgulamakta.

Aynı zamanda, makale ABD’ye karşı, Çin’e karşı koruduğu mesafeye benzer bir mesafe benimsemekte. “ABD ticaret ve sanayi politikasında ilerici bir paradigma değişimi” teşhis etmekte ve “kendine güvenen” ve “çıkar odaklı” bir Avrupa konumlandırmasını savunmakta. Ayrıca, Avrupa özerkliğini korurken aynı zamanda kritik teknolojiler ve dayanıklı tedarik zincirleri konusunda ortak transatlantik öncelikler geliştirmek için “güçlendirilmiş bir transatlantik risk azaltma diyaloğu” geliştirilmesini önermekte. BDI ayrıca, Avrupa şirketlerinin rekabet gücünü zayıflatan ABD korumacı önlemlerine karşı uygun karşı önlemler alınmasını savunmakta. Bununla birlikte, bu durum ABD ile uzun vadeli stratejik ilişkileri zedelememeli. Transatlantik ilişkiler, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde özellikle gerginleşmiş durumda.

Bu yılın ocak ayında, ABD ile nadir görülen bir çatışmada, Avrupa Parlamentosu, Trump’ın Grönland’ı ilhak etme niyetini açıklamasının ardından onlarla yapılan gümrük anlaşmasının kabulünü bile askıya aldı. Anlaşma ancak 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe girdi

BDI’ye göre, AB, Çin ve ABD ile ilişkilerini yeniden düzenlemenin yanı sıra, dünyanın diğer bölgeleriyle stratejik “ortaklıklarını” da genişletmeli. Amaç, “özellikle hammaddeler ve stratejik olarak önemli temel teknolojiler için pazar erişimi, yatırım koruması ve kritik tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini” sağlayan “benzer düşüncelere sahip ortaklardan oluşan dayanıklı bir ağ” oluşturmak. Bu yıl AB, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve ekonomik bloklarla bir dizi ticaret anlaşması imzaladı. Ocak ayında, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Paraguay ve Uruguay’dan oluşan Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile serbest ticaret anlaşması imzaladı; ancak Bolivya, anlaşmanın tamamlanmasından sonra Mercosur’un tam üyesi olduğu için anlaşmanın tarafı değil. 

AB’nin Mercosur ülkelerine yaptığı ihracattaki gümrük vergilerinin yüzde 91’inden fazlasını ortadan kaldıran anlaşma, çeyrek asırdan fazla süren müzakerelerin sonucuydu. Ocak ayında AB, Hindistan ile Hindistan tarihinin en büyük serbest ticaret anlaşması olarak kabul edilen bir ticaret anlaşması imzaladı. Anlaşmanın şartlarına göre, her iki taraf da karşılıklı ithalatın yüzde 95’inden fazlasında gümrük vergilerini azaltmayı veya ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

AB’nin Kanada ile ilişkilerinde de kapsamlı bir yakınlaşma ortaya çıkıyor. Kanada bunu istiyor, çünkü Trump’ın ilhak tehditleri nedeniyle ABD ile ilişkileri önemli ölçüde kötüleşti. 16 Eylül’de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kanada’yı AB’nin ilk “ortak üyesi” olmaya resmen davet etti. Bu emsalsiz teklifi Avrupa Parlamentosu’nda Kanada Başbakanı Mark Carney’e sunan Von der Leyen, AB ve Kanada’nın “dünyaya aynı gözlerle baktığını” belirtti. Örneğin, Ukrayna’daki savaş konusunda. Von der Leyen’in teklifi, Carney’nin dokuz yıl önce imzalanan Birliğin Kanada ile ticaret anlaşmasını nihayet onaylamaları için on AB üye devletine yaptığı çağrının ardından geldi.

Bunun ilgili tüm tarafları “daha ​​dirençli, bağımsız” ve müreffeh hale getireceği düşünülüyor. 2017 yılında geçici olarak yürürlüğe giren ve Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA) olarak bilinen Kanada ile AB arasındaki anlaşma, henüz on AB üye devleti tarafından onaylanmadı: Belçika, Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Polonya, Slovenya, Macaristan ve Kıbrıs. Bunun başlıca nedeni, Kanada tarım ihracatının Avrupalı ​​çiftçilere zarar verebileceği endişesi.

Dış ticaret ve Avrupa politikasına ek olarak, BDI politika belgesi birçok başka alanı da ele alıyor. Örneğin, bir bölüm “ekonomik, rekabet, düzenleyici ve sanayi politikası” ile ilgili; Almanya’nın bir iş yeri olarak büyümeyi teşvik edici önlemlere ve yapısal reformlara ihtiyacı olduğunu belirtmekte. Buna göre “yüksek işçilik [!] ve enerji maliyetleri ile işgücü ve sermaye üzerindeki yüksek vergi yükleri”, “reformların” gerekli olduğu en önemli alanlar arasında. BDI ayrıca, savunma ve altyapı da dahil olmak üzere devasa hükümet harcamalarının kontrolden çıkmasını önlemek amacıyla “harcama disiplini”nin getirilmesini savunuyor. “Dijital ve İnovasyon Politikası” bölümünde, teknolojik egemenlik ve dayanıklılığın geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Bu, “ortak Avrupa veri alanlarının genişletilmesi, entegre bir dijital tek pazarın daha da geliştirilmesi, dijital mevzuatın basitleştirilmesi ve sağlam siber güvenlik mimarileri”ni içeriyor. Ayrıca, Almanya ve AB’nin, araştırma ve tasarımdan temel kimyasallara ve sistem entegrasyonuna kadar tüm yarı iletken tedarik zinciri boyunca kapasitelerini genişletmesi gerekiyor.

Çeviren: Semra Çelik


İşçi Partisi sola yöneliyor, ancak sağı yenmek için yeterince ileri ve hızlı değil

Morning Star
Başyazı/İngiltere

İşçi Partisi sola yöneliyor. Köklü biçimde olmasa da bu değişim açıkça hissediliyor.

Parti konferansında ve konferans çevresinde yapılan bir dizi açıklama, sendikaların ve sosyalist milletvekillerinin neden bu hükümeti etkileyebileceklerini düşündüklerini ortaya koyuyor. Ekonomi genelinde çalışanların eğitime erişimini geliştiren Sendikal Eğitim Fonu’nun yeniden kurulması, John Healey’nin (Maliye Bakanı) konuşması sırasında en büyük alkışı alan açıklama oldu.

Louise Haigh’in (Başbakanlık ve Kabine Ofisinin çalışmalarını koordine eden Birinci Devlet Bakanı) Başbakanlık bünyesinde yeni bir İç Kaynak Kullanımı Birimi kurması, İşçi Partisi’nin iktidara gelmesinden bu yana “nesiller boyunca görülen en büyük taşeronluktan çıkarma dalgasını” gerçekleştirme vaadi doğrultusunda harekete geçeceğinin ilk işareti oldu.

Bu adım, PCS’nin (kamu çalışanlarını temsil eden Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası) Whitehall genelinde temizlik, yemek ve güvenlik alanlarındaki 2 bin işin yeniden kamu bünyesine alınması yönünde hükümetten taahhüt almasının ardından geldi. Buna ayrıca Transport for London’da (Londra’nın metro, otobüs ve diğer toplu ulaşım ağından sorumlu kamu kurumu) başlatılacak bir pilot uygulama eşlik ediyor. Uygulama kapsamında işçiler geçici olarak belediyeye ait şirkette görevlendirilecek. Bu sırada Londra genelindeki otobüs ve metro istasyonlarında temizlik hizmetlerinin yeniden kurum bünyesine alınması seçenekleri araştırılacak.

Taşeronlaştırılan hizmetlerin yeniden kurum bünyesine alınması, sendikaların en görünür kampanyalarından biri haline geliyor. Özel şirketlerin kârları yoluyla kamu hizmetlerinden milyarlarca sterlin çekilip alındığı ve taşeronluk sözleşmelerinin ardında işçi hakları ile insanlık onuruna yönelik sarsıcı ihlallerin gizlendiği düşünüldüğünde, bunda şaşılacak bir şey yok.

Bu politika, kamu mülkiyetinin genişletilmesinin doğal bir tamamlayıcısıdır. Hükümetin, özel tren şirketlerini aşamalı olarak kamulaştırma programı kapsamında Avanti West Coast’u (Londra’yı Birmingham, Manchester, Liverpool ve Glasgow gibi şehirlere bağlayan özel tren işletmecisi) kamu mülkiyetine alınacak sıradaki şirket olarak açıklaması da aynı yöndeki ilerleyişin sürdüğünü gösteriyor. Bu adım sonucunda gelecek yıl İngiltere’deki her 10 yolcu yolculuğunun yedisi kamuya ait trenlerde gerçekleştirilecek.

Bütün bunlar memnuniyet verici. Sorun, bunların son derece sınırlı bir ölçekte yapılmasıdır. İşçi Partisi artık söylediklerini yerine getiriyorsa bu, Keir Starmer’ın (Burnham’dan önceki İşçi Partili başbakan) dürüstlükten uzak yönetimine kıyasla bir ilerlemedir. Ancak Burnham’ın ekibi şimdiye kadar, 40 yıllık neoliberalizmi reddetmeye yönelik son derece iddialı taahhüdüyle uyumlu yeni politikalar açıklamaktan çok, Starmer döneminden kalan vaatleri yerine getiriyor.

Fotoğraf: Prime Minister's Office
/Wikimedia Commons OGL 3

Fotoğraf: Prime Minister's Office /Wikimedia Commons OGL 3

Örneğin Healey’nin (Maliye Bakanı John Healey) ana konuşmasını ele alalım. Bu konuşma, ekonomik öncelikleri ortaya koymak için kuşkusuz önemli bir fırsattı. Konuşmanın İngiltere’nin yeniden sanayileştirilmesiyle ilgili olacağı söylenmişti. Ancak açıklanan tek önemli yatırımlar, donanma gemilerinin inşası gibi askerî projelere yönelikti.

İngiltere imalat sanayisinin daha genel anlamda canlanmasını sağlayacak koşulların oluşturulmasına ise hiç değinilmedi. Oysa bunun temel unsurları arasında enerji sektörünün kamu mülkiyetine geçirilmesi yoluyla enerji fiyatlarının düşürülmesi ve yüksek hızlı demiryolları ile demiryolu yük taşımacılığı kapasitesi gibi altyapı alanlarına yatırım yapılması bulunuyor. Nükleer enerji dışında yenilenebilir enerji yatırımlarından da hiç söz edilmedi.

Healey’nin planları, Starmer yönetiminin öncelikleriyle tamamen uyumlu görünüyor. Nitekim Healey daha önce Burnham hükümetini bir “devamlılık hükümeti” olarak tanımlamıştı. Ancak bu yaklaşım, Healey’nin aynı konuşmada Başbakan’dan alıntıladığı, 1980’lerden bu yana ekonomik gücün özelleştirilmesini tersine çevirme hedefiyle bağdaştırılamaz.

Emek hareketi içindeki bazı kesimler, sendikaların Muhafazakâr Parti döneminde yaşadıklarıyla karşılaştırıldığında çok daha olumlu olduğu için, İstihdam Hakları Yasası’yla (Starmer hükümeti döneminde hazırlanan ve 18 Aralık 2025’te kabul edilen; sıfır saat sözleşmeleri -esnek çalışma modeli-, hastalık ücreti, haksız işten çıkarma, işten çıkarıp daha kötü koşullarla yeniden işe alma uygulaması ve sendikal haklar konusunda düzenlemeler getiren yasa) elde edilen gerçek kazanımları abarttı. Şimdi ise hükümetin doğru yönde bazı adımlar atmasının yarattığı rahatlamanın, sendikaların daha ileri ve daha hızlı bir değişim için kurduğu baskının azalmasına yol açmaması gerekiyor.

İşçi Partisi’nin fazla zamanı yok. Aşırı sağ hem seçimlerde hem de sokaklarda giderek büyüyen bir tehdit oluşturuyor. İşçi Partisi’nin yeniden seçilme umuduna sahip olabilmesi için insanların bir sonraki seçimden önce hayatlarında olumlu bir değişiklik hissetmeleri gerekiyor. Bu nedenle ulusal bakım hizmetini bir sonraki seçimin sonrasına erteleme planı son derece akılsızcadır.

Taşeron işlerin yeniden kurum bünyesine alınmasına öncelik verilmesi mantıklıdır. Çünkü hâlen taşeron şirketler için çalışan 1,3 milyon kişinin ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, gerçekten fark yaratacak ölçekte bir değişim olacaktır. Ancak demiryollarının çok ötesine geçen kamulaştırmalara ihtiyacımız var. Özellikle herkesin hayatını etkileyen su ve enerji sektörleri acilen kamulaştırılmalı. Kira ve fiyat kontrolleri gibi yaşam maliyetlerini doğrudan düşürecek başka önlemler de alınmalıdır.

Starmer’in uzun gecesinin ardından İşçi Partisi solu yeniden moral bulmuş durumda. Ancak gevşeme lüksüne sahip değil. Küçük ve aşamalı değişiklikler sağı durdurmayacaktır. Bundan çok daha güçlü politikalara ihtiyacımız var.

Çeviren: Dış Haberler Servisi

 

(Dış Haberler)

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
03.10.2026 13:03 / Güncelleme: 14:08

Süper Lig’de piyasa değerleri güncellendi: En değerli 15 futbolcu belli oldu

Süper Lig’de futbolcuların piyasa değerlerinin güncellenmesiyle sıralama değişti. Yaz transfer döneminde kadrolara katılan isimlerin de yer aldığı listede en değerli 15 futbolcu belli oldu.

Süper Lig’de piyasa değerleri güncellendi: En değerli 15 futbolcu belli oldu
03.10.2026 11:17

Aleyna Çakır'ın ölümüne ilişkin davada gerekçeli karar açıklandı: Mahkeme uygulanan şiddeti 'eziyet etme' suçu için yeterli bulmamış

Aleyna Çakır davasında sanık Uygun'a "intihara teşvik"ten 4 yıl hapis cezası ve "eziyet etme" suçundan verilen beraatın gerekçesi açıklandı. Mahkeme, şiddetin rastlantısal biçimde tekrarlanmasının eziyet suçunun oluşmasına yeterli olmadığını savundu.

Aleyna Çakır'ın ölümüne ilişkin davada gerekçeli karar açıklandı: Mahkeme uygulanan şiddeti "eziyet etme" suçu için yeterli bulmamış

Aleyna Çakır & Ümit Can Çakır | Fotoğraflar: DHA

03.10.2026 13:40

Cumartesi Anneleri 1123’üncü kez Galatasaray’da: '35 yıldır aynı soru; İbrahim Gündem nerede?'

Cumartesi Anneleri/İnsanları, 1123’üncü hafta eyleminde 1991’de evinden askerler tarafından götürüldüğü belirtilen İbrahim Gündem’in akıbetini sordu: “Failleri ve sorumluları ortaya çıkarın, İbrahim Gündem’in akıbetini ailesine açıklayın.”

Cumartesi Anneleri 1123’üncü kez Galatasaray’da: "35 yıldır aynı soru; İbrahim Gündem nerede?"

Fotoğraf: MA

03.10.2026 08:10

AFAD’da yapılmayan eğitimlere ücret ödemesi: 6 personel hakkında soruşturma izni

AFAD’ın Maraş’taki okullarda gerçekleştirilmiş gibi kayda geçirilen bazı afet eğitimlerinin yapılmadığı ortaya çıktı. Personele bu eğitimleri vermiş gibi ücret ödendiği belirlenirken Kahramanmaraş Valiliği 6 personel hakkında soruşturma izni verdi.

AFAD’da yapılmayan eğitimlere ücret ödemesi: 6 personel hakkında soruşturma izni

Fotoğraf: AFAD

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!