Barışın bir görüntüsü var mı?
Bir filmin savaşı durdurabileceğini söylemek, sinemaya sahip olmadığı bir güç atfetmek olur. Sinemanın etkisi başka yerde aranabilir: Görüntülerin dolaşım hızını kesmekte ve seyircinin bakışını bir süre aynı yerde tutmakta.
Onur Özgen
[email protected]
Savaş görüntülerine çoğu zaman haber akışının hızı içinde bakıyoruz. Ekrana düşen bir kayıt kısa süre içinde yerini başka bir görüntüye bırakıyor. Filistin’de yaşananlar da yıllardır bu dolaşımın içinde dünyaya ulaşıyor. Görüntünün bizi sarsması, hafızamızda aynı güçle kalacağı anlamına gelmiyor. Sürekli yenilenen akış, gördüğümüz şeyle kurduğumuz ilişkiyi giderek kısaltıyor.
Sinema bu hıza başka bir zaman duygusuyla karşılık verebilir. Bir olayın üzerinden hemen geçmek yerine onun içinde kalır; haber görüntüsünün gösterdiği ânı, öncesi ve sonrasıyla düşünmeye açar. Filistin sinemasının önemli işlevlerinden biri de uzun zamandır bu: Kayda geçirilen şeyin ertesi gün unutulmasına direnmek.
Buradan “barış” üzerine de farklı bir soru çıkıyor. Barışı sinemada nasıl görürüz? Filistin üzerine çekilmiş filmler çoğu kez doğrudan cevap vermiyor. Bunun yerine hayatın baskı altında nasıl biçim değiştirdiğini gösteriyor. Barış fikri de tam burada anlam kazanıyor.
Absürdün içindeki tarih
Elia Suleiman’ın sineması bu bakımdan kendine özgü bir yerde duruyor. Kutsal Direniş (Divine Intervention, 2002) ve Geride Kalan (The Time That Remains, 2009), Filistin tarihini yüksek sesli politik açıklamalarla kurmaz. Suleiman’ın sabit kadrajlarında iktidarın gündelik hayata nasıl yerleştiğini görürüz. Mizah da çoğu zaman buradan doğar: Gerçeklik yeterince tuhaflaştığında onu dikkatle göstermek, başlı başına absürt bir etki yaratır.
Geride Kalan, 1948’den yakın geçmişe uzanan süreci Suleiman ailesinin hikâyesinden hareketle anlatır. Yönetmen senaryoyu oluştururken babasının günlüklerinden yararlanmış, aile geçmişini Filistin’in yakın tarihiyle yan yana düşünmüştür.
Filmin biçimi burada içeriğin kendisine dönüşür. Suleiman açıklamalarla yol göstermek yerine kadrajı korur ve görüntünün içindeki tuhaflığın ortaya çıkmasını bekler. Geçmişin yıllar sonra benzer davranışlarda yeniden belirmesi, tarihin geride bırakılmış bir dönem olmadığını hissettirir.
Bu nedenle Suleiman’ın filmlerinde barışı düşünmek, gelecekte kurulacak kusursuz bir dünya tasarlamaktan çok bugünkü hayatın yapısını anlamayı gerektirir. Baskı süreklilik kazandıkça olağanlaşır; sinema ise olağanlaşmış olanı yeniden görünür kılar.
Aile arşivine yeniden bakmak
Lina Soualem’in Hoşça Kal Taberiye (Bye Bye Tiberias, 2023) filmi aynı tarihe aile hafızasının içinden yaklaşır. Filmin merkezinde yönetmenin annesi Hiam Abbass vardır. Soualem, aile geçmişinin peşine düşerken 1990’lardan kalan VHS kayıtlarına döner. Çocukken gördüğü bu görüntüler, yıllar sonra karşısına bambaşka bir anlamla çıkar.
Bu kayıtların etkisi, tarihsel belge olmak amacıyla çekilmemiş olmalarından gelir. Kamera o sırada ileride neyin kaybolacağını bilmiyordur. Soualem ise yıllar sonra aynı görüntülerde Filistinlilerin yerinden edilme deneyiminin aile tarihinde bıraktığı izi okuyabilir.
Hoşça Kal Taberiye, böylece hafızanın nasıl aktarıldığı üzerine de bir filme dönüşür. Hiam Abbass’ın gençliğinde ailesinden ayrılarak Avrupa’ya gitmesiyle önceki kuşakların yaşadığı kopuşlar aynı tarihsel nedene dayanmaz. Soualem’in ilgilendiği şey, geçmişte yaşananların sonraki kuşakların hayatında nasıl yeniden anlam kazandığıdır.
Barış meselesi burada hafızayla buluşur. Bir topluluğun kendi geçmişini anlatabilmesi, tarih içindeki varlığını sürdürebilmesinin koşullarından biridir. Sinema da unutulabilecek görüntüleri yeniden dolaşıma sokarak bu hafızaya alan açar.
Eşitsizliğin kadrajdaki ağırlığı
Gidecek Yer Yok (No Other Land, 2024), kamerayı Batı Şeria’daki Masafer Yatta’ya çevirir. Basel Adra, Hamdan Ballal, Yuval Abraham ve Rachel Szor’un birlikte yönettiği belgesel, Filistinli toplulukların yerinden edilme sürecini yıllara yayılan kayıtlarla takip eder.
Filistinli Basel Adra ile İsrailli gazeteci Yuval Abraham arasındaki ilişki filmin politik gerilimini daha görünür kılar. Birlikte çalışan iki insanın aynı coğrafyada farklı hukuki ve siyasal koşullara tabi olması, belgeselin temel meselelerinden birine dönüşür.
Bu nedenle Gidecek Yer Yok, barış kavramının kolayca soyutlaşmasına izin vermez. Bir arada yaşamanın hangi maddi koşullar altında mümkün olabileceğini düşündürür. Eşitliğin bulunmadığı yerde “birlikte yaşam” fikrinin sınırlarını da açığa çıkarır.

Görüntünün yerini alan ses
Kaouther Ben Hania’nın Hind Rajab’ın Sesi (The Voice of Hind Rajab, 2025) filmi ise tanıklık meselesini başka bir sinemasal tercihle ele alır. Film, 29 Ocak 2024’te Gazze’de bir otomobilde mahsur kalan altı yaşındaki Hind Rajab’ın Filistin Kızılayı ile yaptığı yardım görüşmesinden hareket eder. Ben Hania, Hind’in gerçek ses kaydını kullanırken olayın doğrudan görüntüsünü göstermez.
Şiddetin görüntüsü geri çekildiğinde ses çok daha ağır bir varlık kazanır. Ben Hania’nın ilgilendiği şey de görüntünün yakalayamadığı bekleyiştir. Film, çağımızın görme biçimine önemli bir soru yöneltir: Bir olayı çok sayıda görüntü aracılığıyla görmek, ona gerçekten yaklaşmamızı sağlıyor mu?
Hind Rajab’ın Sesi, buna zaman üzerinden cevap verir. Haber akışında kısa sürede geçip gidebilecek bir kayıt, filmin içinde seyircinin karşısında kalır. Tanıklığın gücü de tam burada ortaya çıkar.
Unutmaya karşı sinema
Bir filmin savaşı durdurabileceğini söylemek sinemaya sahip olmadığı bir güç atfetmek olur. Sinemanın etkisi başka yerde aranabilir: Görüntülerin dolaşım hızını kesmekte ve seyircinin bakışını bir süre aynı yerde tutmakta.
Filistin sinemasının farklı dönemlerinde bu çaba farklı biçimler alıyor. Ortak nokta, Filistin’i tek bir görüntüye indirgemeyi reddetmeleri. Barış üzerine düşünmek de buradan başlayabilir. Filistin sineması bize barışın kusursuz bir görüntüsünü sunmuyor; onun neden gerekli olduğunu, hayatın uğradığı dönüşüm üzerinden gösteriyor. Sinema yaşananları değiştiremez. Fakat yaşananların geride kısa ömürlü görüntüler bırakmasına karşı koyabilir. Filistin sinemasının barışa açılan kapısı da burada bulunuyor: Bakışın kaçmadığı yerde.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et