‘Feridun’ filminin yönetmeni Utku Ali Güler’le konuştuk: Çamaşır makinesinden çıkan bir not, üç yıllık yalnızlık
Utku Ali Güler’in kısa filmi Feridun, üç yıldır evinden çıkmayan bir adamın çamaşır makinesinde bulduğu notla başlayan hikâyesini anlatıyor. Güler, filmin çıkışını, yalnızlığı, mizahı ve sınırlı üretim koşullarını anlattı.
Merve Tur
[email protected]
Utku Ali Güler’in "Feridun" filmi, dışarı çıkma korkusu nedeniyle üç yıldır evinden çıkmayan bir adamın, çamaşır makinesinde bulduğu gizemli bir notla başlayan hikâyesini anlatıyor. Güler “Bir şeyi tek başınıza, çok az imkânla ve zor koşullarda yapıyorsunuz; sonra binlerce kilometre uzakta, hiç tanımadığınız insanlara dokunabiliyor. Sanırım sinema yapmanın en güzel taraflarından biri bu” dedi.
Utku Ali Güler’in Arda Ünal’la birlikte senaryosunu yazdığı film, Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon yüksek lisansında bir ders projesi olarak ortaya çıktı; 2022’de çekilen filmin tamamlanması ise 2025’i buldu. Film, Adana Altın Koza Ulusal Kısa Film Yarışması’nda finalist oldu ve farklı festivallerde gösterildi. Film, 2026’da Çatalca Film Festivali’nde mansiyon ödülüne değer görülürken Sinepark Kısa Film Festivali ve Çalı Köy Filmleri Festivali’nde de ödüller aldı.
Güler, filmin çıkış noktasını pandemiden çok yalnızlık hissiyle ilişkilendiriyor. Çamaşır makinesini, doğrudan iletişim kuramayan Feridun ile dış dünya arasında bir aracıya dönüştüren filmde, yalnızlıkla mizah iç içe ilerliyor. Güler, seyirciye her şeyi açıklamak yerine karakterin geçmişindeki boşlukları onların tamamlamasını istediklerini söylüyor. Filmin küçük bir ekip ve düşük bütçeyle başlayan üretim sürecinin ise zamanla bütün yapım aşamalarını kapsayan bilinçli bir tercihe dönüştüğünü anlatıyor.
Fotoğraf: Utku Ali Güler (Kişisel Arşiv)
İnsanların birbirine ulaşma isteği ne kadar güçlü olabilir?
Feridun'u ilk ortaya çıkaran fikir neydi? Hikâyenin merkezine Feridun’u yerleştirmenizin çıkış noktası ne oldu?
Feridun’un kurgusunu bitirene kadar fikrin nereden çıktığını hiç merak etmemiştim. Sonra bir gün “Yahu Feridun nereden çıkmıştı?” diye düşündüğümde telefonumu karıştırmaya başladım ve o ilk notu buldum. Pandemi yasaklarının başlamasından yaklaşık iki hafta sonra not almışım. Dolayısıyla bir süre bunun bir pandemi filmi fikri olduğunu düşünmüştüm. Pandemide kısıtlı imkanlarla “Nasıl sinema üretebilirim?” sorusuna cevaben bulmuş olmalıydım.
Sonra eş senaristim Arda’ya bundan bahsettiğimde “Sen bunu bana 2010’larda da anlatmıştın” dedi. Çok şaşırdım. Demek ki bu, ara ara aklıma gelip sonra unuttuğum bir fikirmiş, pandemi bu fikri ortaya çıkarmamış, sadece tekrar hatırlatmış. Sanırım fikir, yalnız hissettiğim, kendimi eve kapattığım ve insanlarla bağ kurma zorluğu çektiğim bir dönemde ortaya çıkmış. İnsanın birine ulaşma isteğinin, bütün korkularına rağmen ne kadar güçlü olabileceğini merak etmişim.
Feridun'un hayatını değiştiren şeyin bir insanın doğrudan gelişi değil, çamaşır makinesinde bulunan bir not olması oldukça ilginç. İletişimin bu kadar dolaylı kurulmasının sizin için özel bir anlamı var mı?
Evet, sanırım var. Feridun’un dünyasında doğrudan iletişim kurmak çok zor. Birinin kapısını çalması, onunla konuşması, göz göze gelmesi Feridun için korkunç bir şey. Ama çamaşır makinesinden bir not gelince bunu kabul edebiliyor. Yani hayatına biri giriyor ama bunu onun kaldırabileceği biçimde yapıyor.
Bir de insanların telefonlar, bilgisayarlar, sosyal medya gibi araçlar üzerinden iletişim kurmasına zaten alışmış olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz. Bana bu şekilde ilişkilenmek hâlâ biraz tuhaf geliyor. Çamaşır makinesi de bu tuhaflığı daha görünür ve biraz komik bir hâle getirdi. Aslında çok alıştığımız “aracılı” ilişkilenme biçimini tamamen absürt bir yere taşımaya çalıştık.

"Seyircinin filmle ilgili cevaplarını üretebilmesi çok değerli"
Filmde bazı şeyleri açıkça söylemek yerine seyirciye bıraktığınız görülüyor. Bir hikâyeyi anlatırken neyi göstermemeye veya açıklamamaya karar vermek, sizin için ne kadar önemli?
İzleyiciye her şeyi anlatmayı sevmiyorum. Bir filmin biraz da izleyicinin kafasında tamamlanması hoşuma gidiyor. Özellikle Feridun’da bazı şeyleri açıklamaya başladığımız anda filmin büyüsünün bozulacağını düşündük.
Mesela Feridun’un geçmişini, nasıl olup da eve hapsolduğunu açıklamıyoruz. Aslında Feridun’a dair çok az şey biliyoruz: Üç senedir evden çıkamadığını, annesini kaybettiğini biliyoruz ama bunların dışında geçmişine dair pek bir şey söylemiyoruz. İzleyicinin karakterin geçmişinden ziyade onun davranışlarıyla ilgileneceğini düşünerek onunla ilgili bilgileri bilinçli bir şekilde çok kısıtlı tuttuk. Böylece izleyiciye karakterin eksik parçalarını tamamlama, geçmişini hayal etme fırsatı verdik. Bunun hikâyeden hiçbir şey eksiltmediğini, hatta aksine bir şey kattığını düşünüyorum. Seyircinin filmle ilgili kendi cevaplarını üretebilmesi benim için çok değerli.
"Yalnızlığın kendisi zaten biraz trajikomik"
Mizah ile yalnızlık gibi ağır bir temayı aynı filmde buluşturmak sizin için nasıl bir dengeydi?
Aslında bunu baştan oturup “Trajik bir hikâye yapalım ama komik de olsun” diye planlamadık. Bana yalnızlığın kendisi zaten biraz trajikomik geliyor. İnsan çok çaresiz kaldığında, dışarıdan bakıldığında oldukça komik görünen şeyler yapabiliyor. O çaresizlik kendi mizahını yaratmaya başlıyor. Feridun’un çaresizliği de bizi güldürmeye başlıyor.
Feridun’un çamaşır makinesinin içine girmeyi gerçekten mantıklı bulması da böyle bir şey. Bir yandan çok üzücü; çünkü karakter başka bir insana ulaşabilmek için bütün sınırlarını zorluyor. Ama bir yandan da gerçekten çok absürt. Ben mizahı özellikle böyle zor durumlarda çok seviyorum. Filmdeki mizah yalnızlığın karşısında duran bir şey değil, onun içinden doğan bir şey.
"Sınırlı imkanlar yaratıcılığı körükledi"
Filmin tek mekânda geçmesi, az sayıda karakter barındırması ve gündelik bir nesneyi hikâyenin merkezine koyması oldukça sade bir yapım anlayışına işaret ediyor. Bu sadelik senaryodan mı başladı, yoksa üretim koşulları içinde mi şekillendi?
İkisi birden. Feridun, aslında yüksek lisans derslerimden biri için yapmam gereken bir ödev projesiydi. Çok kısa bir sürede, kendi imkânlarımla kotarabileceğim bir proje olması gerekiyordu. Dolayısıyla yapım tarafında kısıtlarımız vardı ve filmi bu yüzden sade, minimal bir şekilde ele aldık. Hikâyenin kendisi de böyle bir yapıya uygundu. Yani sanırım kısıtlı yapım imkânları senaryoda yaratıcılığı körükledi, senaryodaki yaratıcılık da yapımdaki basitliği daha özel kıldı.
“Feridun”un festival yolculuğu sizin için nasıl ilerledi? Filmi ilk kez seyirci karşısında gördüğünüz an ile bugün geldiği nokta arasında sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?
Feridun’u büyük beklentilerle paylaşmamıştık ve açıkçası bu kadar şey yaşayacağımızı hiç düşünmemiştik. Film önce Adana Altın Koza’da ulusal yarışmada gösterildi, sonra yurt içinde ve yurt dışında pek çok festivalde yer aldı ve hâlâ farklı insanlarla buluşuyor.
En çok şaşırdığım şey, filmin beklediğimizden çok daha güçlü bir karşılık bulması oldu. Özellikle çok farklı şehirlerde ve ülkelerde, birbirini hiç tanımayan insanların aynı karakterin yalnızlığını ve naifliğini hissedebildiğini görmek benim için eşsiz bir deneyim. İnsanlarla bir film aracılığıyla bağ kurmak, belki konuşarak anlatamayacağımız pek çok şeyi filmler vasıtasıyla paylaşmak bana hâlâ büyülü geliyor.
Sanırım sinema yapmanın en güzel taraflarından biri bu. Bir şeyi tek başınıza, çok az imkânla ve zor koşullarda yapıyorsunuz; sonra binlerce kilometre uzakta, hiç tanımadığınız insanlara dokunabiliyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et