Sinema salonları neden boş?
Bugünün seyircisini anlayan filmler üretilmemesi, sinemanın halkın derdini dile getirmemesinin yanı sıra iktidarlar eliyle de bilinçli olarak sinemanın etkisinin zayıflatılması, sinema salonlarını boş bıraktı.
Halil İmrek
[email protected]
Yılmaz Erdoğan’ın “Sinemayı geri alacağız, sinemayı kurtarmamız lazım” sözleri sinema sektörünün önemli tartışmalarından biri oldu. Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele serisinin üçüncü filmini duyururken yaptığı açıklama, sinema dünyasında ve sosyal medyada tartışmalara yol açmıştı. Katıldığı bir programda sinema kültürünün salonlardan uzaklaştığını ve bu durumdan rahatsızlık duyduğunu belirten Erdoğan, “Sinemayı geri alacağız, sinemayı kurtarmamız lazım” ifadelerini kullandı.
Sinema salonlarının eski canlılığını kaybetmesi, beyaz perdenin geleceğinin ne olacağı, sinemanın yaşadığı sorun yalnızca seyirci kaybıyla sınırlı değil. Bugünün seyircisini anlayan filmler üretilmemesi, sinemanın halkın derdini dile getirmemesi, gerçek sorunlarını anlatmaması, ticari bir alan olarak görülmesinin yanı sıra iktidarlar eliyle de bilinçli olarak sinemanın etkisinin zayıflatılmasıyla ilgili.
1980 sonrası ekranlar
Türkiye’de 1960 ile 1980 arasındaki sınıf mücadelesi, halk hareketleri Türkiye sinemasını da etkilemişti. Daha toplumcu, sınıf mücadelesi eksenli filmler çekilmeye başlanmıştı. Yükselen toplumsal hareket ve onun yarattığı kültür egemen sınıfların şiddetiyle karşılandı. Çünkü iktidar için sinema tehlikeliydi. Halkın bir sanat dalı olması açısından etkisi büyüktü. Sinema hem sözel hem de görsel etkiye sahip olduğu için toplumu dönüştürme olasılığı da fazlaydı. Egemen sınıflar, binlerce kişinin aynı anda ortak bir duyguda birleşmesinin gücünün farkındaydı. Onun için ’80 darbesinde birçok filmi yasakladılar. Darbe ve onun ürünü olan neoliberalizm uygulamaları ile bütün yaşam yeniden yapılandırıldı. Çok kanallı televizyonların günlük yaşama girmesiyle popüler ve ticari kaygılara teslim olundu. Televizyon kanalları önce seyircisini yarattı, sonra da yarattığı bu seyirciyi veri alarak üst sınıfların masal dünyasının hikâyelerini anlattı. Bu furyadan sinema da etkilendi.
Bugün sinema alanında dijital platformlar çok gelişti. İstediğin filme, istediğin anda, dijital platformlarda, anında erişebiliyorsun. Ama dijitalleşmedeki ilerleme sinemanın yok olacağı anlamına gelmiyor. İyi bir toplumsal hikâye ve gerçek bir sinema filmi sunulduğunda insanlar sinema salonlarına gidiyor. Bugün dijital alanda müzik dinliyoruz, basketbol, voleybol, futbol gibi spor karşılaşmalarını izliyoruz. Ama yine de salonlar ve stadyumları dolduruyoruz. Burada mekanın önemi de ortaya çıkıyor. Sinema salonları duyguların paylaşıldığı önemli bir kültür mekânı aynı zamanda. Bugün sinemaya yapılan en büyük kötülük, salonların AVM’lere taşınması oldu.

Adana’nın sinema hafızası
Sinema salonlarının yeniden dolmasını tartışacaksak Adana yazlık sinemalara değinmek yerinde olur. Sinemanın emekçi halk için tek eğlence olduğu 1960-80 yılları arasında Adana’da her gün yüzün üzerinde film gösterimi yapılırdı. Özellikle 1960 ve 1980’li yıllarda sinema Adana’nın en önemli ekonomik, toplumsal ve kültürel faaliyetlerinden biridir. Çünkü o zamanlar Adana büyük bir işçi şehridir. İşçilik düzenli bir çalışma ve düzenli bir gelir demekti, bu düzenlilik kendine ait bir eğlenme ve dinlenme zamanını mümkün kılıyordu. Sinema ise toplumsal bir eğlence aracıydı. Diğer önemli bir yanı da Adana şehrinde 200 kadar sinema salonu bulunuyordu. Mahalleler, fabrikaların etrafında oluşmuştu ve bu mahallelerde en az bir yazlık sinema vardı. Her mahallede işçilerin, emekçilerin evinden çıkıp gideceği yazlık sinema salonları mevcuttu. Bu salonlar ayrıca o dönem politik grupların, hareketlerin siyasal, kültürel etkinliklerine de ev sahipliği yapıyordu.
O dönem Adana’da sinemanın önü bayram yeri gibi olurmuş. Karpuz çekirdeği, haşlanmış mısır, nohut satıcıları, aşlamacı, şırdancı, dondurmacı, bici biçici satıcıları... Sinema bileti her bütçeye uygun olurmuş, ailenin çocuğundan bilet istenmezmiş. Bilet parası olmayan çocuklar, çocuksuz ailelerin yanına takılıp sinemaya onlarla birlikte ücretsiz girermiş. Yazlık sinemalarda mahalleli olarak hep birlikte filmi izler, birlikte güler veya birlikte hüzünlenirlermiş. Vizontele filminde de işlendiği gibi evleri yazlık sinema duvarına bakanlar, damda komşularla birlikte film izlerken çay içip, çekirdek çitlerlermiş.
Sinema halkın eğlencesi, sanatı, toplumsal yanıydı.
Yazlık sinemaların yerine AVM’ler geçti
Bugün sinema salonları AVM’lere taşındı. Adana’da 3 AVM’de bulunan sinema salonlarına gitmek için kimi emekçi mahallelerinde 2 vasıta yapmak gerekiyor. Tek toplu araçla gidilse bile 4 kişilik aile için sadece ulaşım ücreti gidiş dönüş 400 TL. Bilet fiyatları halk günlerinde bile 200 TL. Dört kişilik ailenin sinemaya gitme maliyetine bir de sergilenen yiyecek/içecek fiyatlarını eklemek lazım. Hal böyle olunca asgari ücretin 28 bin lira olduğu bir yerde hangi işçi, ailesi ile bu kadar masrafı göze alıp sinemaya gidebilecektir?
Yazlık sinema mekânlarının değiştirici ve dönüştürücü bir işlevi de oluyordu. Bin kişiyle duygudaşlık oluşturan sinema salonları teker teker kapandı. Bugün örgütsüz, güvencesiz esnek çalışma ile işçi ve emekçilerin boş zamanı da denetim altına alınmış durumda. Oluşan bu boşlukları önce televizyon, şimdi dijital alan doldurdu. Halk sinemayı televizyondan izler oldu. Festivaller bu manzarayı bozan bir işlevle özel bir anlam kazanıyor. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nde on binlerce insanın bir arada film izlemesi bunun işareti. Ama asıl değişim emekçilerin işçi kalarak, bir sınıf olarak hak ettikleri değeri kazanmalarıyla olacak. Bu tabloyu değiştirecek olan işçi ve emekçilerin, bir sınıf olarak hareket etmeleri ve hak ettikleri değeri kazanmaları ve kendi kültürlerini inşa etmeleriyle olacak.
Fotoğraf: Halil İmrek
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et