Selcan ve Kaan
Bahçelievler/İstanbul
Milli Eğitim Bakanlığı’nın istihdam vaadi ve mesleki beceri propagandasıyla sunduğu, aslında devlet ve sermayenin iş birliği olan MESEM uygulaması; yüz binlerce liseli genci çocuk yaşta atölyelerde ağır çalışma koşullarına mahkûm ediyor. Biz de MESEM programına dair sohbet etmek üzere Bahçelievler Mustafa Nevzat Pısak Mesleki Eğitim Merkezi öğrencisi olan iki gençle bir röportaj gerçekleştirdik.
Başka bir lise yerine MESEM’i tercih etmenizin temel sebebi neydi?
Kuyumculuk atölyesinde tek çırak olarak çalışan Ahmet, MESEM’e geliş sürecini bir tercihten ziyade yönlendirilme ve mecburiyet olarak tarif ediyor. “Lise tercih sürecim benim kararım dışında gerçekleşti. 4 gün işe 1 gün okula gideceğimi söylediler.” diyerek ailesinin onu yönlendirdiğinden bahsediyor. Mehmet ise önce normal lise eğitimini denediğini sonra kendi isteğiyle MESEM’e geçtiğini belirtiyor. Bu tercihlerde ailelerin ekonomik durumunun ve iktidarın propagandasının belirleyiciliği açıkça görülüyor.
MESEM’den mezun olduktan sonra geleceğin için planların var mı, geleceğini öngörebiliyor musun?
Öğrencilerin gelecekleri hakkındaki öngörüleri ise biraz bulanık. Ahmet çalıştığı sektördeki durgunluğa dikkat çekerek MESEM’de yaptığı işle bir gelecek kurduğunu öngöremediğini şu sözlerle anlatıyor: “Piyasa çok kötü olduğundan işlerimiz çok durgun. Geleceğimi öngörebiliyor muyum, o biraz meçhul. Belki polislik ya da vatmanlık yapabilirim diyorum.” Mehmet’in kafası daha da karışık. “Üniversite sınavını deneyebilirim. Çalıştığım yerden devam edip sonrasında kendi dükkanımı da açabilirim.” sözleriyle henüz karar vermediğini anlatıyor. Yani bu gençler MESEM’de meslek öğreniyor olsalar da geleceklerini bunun üzerinden kurup kurmayacaklarını dair net bir fikirleri yok.
Çalışma koşullarınız, mesai süreleriniz, ustaların yaklaşımları nasıl?
Günde 11 saati bulan mesailer genç işçilerin günlük rutini haline gelmiş durumda. Atölyedeki ayak işlerini sürekli ona yaptırdıklarının altını çizen Ahmet, yaşadığı tükenmişliği şu sözlerle aktarıyor: “Bir senedir dükkânda yapılan zorbalığın, mobbingin haddi hesabı yok. Şaka adı altında vuruyorlar ya da dış görünüşüme karışıyorlar. Hayatım iş olmuş vaziyette, iş yeri ve ev dışında başka bir yer görmüyorum. Sadece günlerce uyumak istiyorum.”
Çalışma koşullarından rahatsız olmadığını belirten Mehmet ise “Çalışma koşulları benim için çok da zorlayıcı değil, tabii her işte olduğu gibi ustaların zorbalığına uğrayabiliyoruz biraz.” diyerek sektördeki bu baskının gençler arasında nasıl normalleştiğini gözler önüne seriyor.
Aldığın ücret sana yeterli geliyor mu?
Bu soruya Ahmet “Aldığım ücretle, ay sonuna kadar idare etmeye çalışıyorum.” şeklinde yanıt veriyor. Mehmet aldığı ücretin kendisi için yeterli olduğunu “Aldığım ücret asgari ücretten düşük ama sonuçta bir ev geçindirmiyorum. Sadece gezme ve birikim yapma derdim var, bunlara da yetiyor param.” diyerek anlatıyor. Öğrenciler düşük ücretler konusunda hemfikir olsalar da aile desteği ve sorumluluklarına göre bu paranın karşılığı değişebiliyor.
Mesleki eğitimin niteliği hakkında ne düşünüyorsunuz? Okuldaki eğitim yeterli mi, sence nelerin değişmesi gerekir?
Ahmet okulun dönüştüğü baskıcı ortamı şöyle aktarıyor: “Okulun daha öğrenme odaklı ve rahat bir ortam olmasını isterdim. Bütün dersleri tek bir güne sığdırıyorlar. Mesela iki saat matematik görüyoruz ama haftanın yorgunluğu ve uykusuzlukla ne anlayabilirsen. Sabah 8’den akşam 5’e kadar okul bize hapishane gibi geliyor.”
Okuldaki teorik eğitimin pratikte hiçbir karşılığı olmadığını vurgulayan Mehmet, mesleki eğitimdeki yapısal çelişkilere dikkat çekti. “Okulda pratik namına hiçbir şey yok. Derste ‘cila şöyle vurulur’ diyerek iş öğretilmez. Normal lisedeki bir öğrenci 17-18 ders görürken biz 7 ders görüyoruz ve anlatılan derslerin seviyesi herhangi bir liseyle kıyaslanamaz. Ayrıca 11. sınıfta normal liseyi bırakıp MESEM’e geçmek istersen sil baştan 9. sınıftan başlayarak okuman gerekiyor. 3 yıl boyunca aldığın eğitimi tamamen yok sayıyorlar.” diyerek sistemin saçmalığını vurguluyor.
İş kazalarının sebepleri neler? İş yerlerindeki ve okuldaki denetimler yeterli mi?
İstim makinelerinde ellerini yaktığını, kalıplarla çalışırken parmaklarının sürekli yara bere içinde kaldığını anlatan öğrenciler var. Mehmet iş yerlerindeki deneyimsizliği şu sözlerle anlatıyor: anlatıyor: “Öğretmenlerin iş yerlerine gelip ‘Bu çocuk ne şartlarda çalışıyor' diye bakması gerekirken gelip imza atıp gidiyorlar. İçeri girip dinlemek yok. Denetleme kesinlikle yetersiz.” Oysa asıl sorun devletin denetim mekanizmalarını bilerek işletmemesi, bunların kontrolünü yapmaması.
İki buçuk yılda en az 37 öğrenci iş kazasında hayatını kaybetti
Konuştuğumuz öğrencilerin anlatımları, MESEM uygulamasının gençlere bir gelecek sunmaktan ziyade patronlara ucuz ve iş gücü sağladığını açıkça kanıtlıyor. Denetimlerin kâğıt üzerinde kaldığı bu düzende, 2025 ve 2026 yılları arasında en az 9 bin 950 iş kazası gerçekleşti; 37 öğrenci hayatını kaybetti. Bu veriler ışığında sözde mesleki eğitim veren özde çocuk işçiliğine yasal kılıf olan MESEM’ler kapatılmalıdır. Patronların bakanı Yusuf Tekin istifa!
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et