Özgür
Sincan/Ankara
Manisa Turgutlu’da bir okulda, okulun 9. sınıf öğrencisi tarafından silahlı saldırı düzenlendi. Ölü ve yaralıların olmasıyla birlikte olay, öğrenciler arasında çok konuşuldu. Bu olayların sebepleri ve mücadele yöntemleri üzerine epey fikir üretildi. Ben de Sincan’da okuduğum Anadolu lisesinde arkadaşlarımla bu konuyu tartıştım, bu saldırıların nedenlerini ne olarak gördüklerini sordum.
Arkadaşlarımın temelde 2 yaygın görüşü olduğunu söyleyebilirim. Pek çoğu sorunun oluşumunda eğitim sisteminin etkisinin büyük olduğunu düşünüyor, diğer yaygın görüşse sorunun kaynağının ailelerin gençleri yetiştirme tarzı olduğu yönünde. Bunlar dışında tek tük de olsa “kız kavgası”, “dış güçler”, “cezaların yetersizliği”, “güvenlik yetersizliği” gibi görüşler de var. Ben de aslında bu yazıyı; saldırıların esas sebebinin sistemle alakalı olduğunu, çözümünün de gençler için başka bir sistem ihtiyacı olduğunu anlatmak için yazıyorum.
Okul bir “hapishane”ye benzetiliyor
Öncelikle birçok arkadaşımın eğitim sistemini bir “hapishane”ye benzettiğini söylemem gerekiyor. Ben de buna katılıyorum. Neden mi? Çünkü okulların neredeyse hiçbirinde öğrencilerin herhangi bir demokratik hakkı bulunmuyor. Dersler öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre anlatılmadığından öğrenciler derslerde ve haliyle de eğitim sisteminde kendini bulamıyor. Okulun uzun saatler sürmesi öğrencileri bunaltıyor. Fen dersleri dahi tek bir deney yapılamadan işleniyor genellikle. Ben 11.sınıf öğrencisiyim ve lisede ne fizik ne de biyoloji laboratuvarına hiç gitmedim. Kimya laboratuvarınaysa en fazla 5-6 kez gitmişimdir.
Bunlara ek olarak öğrencilerin hem eğlenip hem de kendini geliştirebileceği, stres atabileceği sosyal-kültürel faaliyetler de çok sınırlı. Zaten derslerde kendimizi bulamazken bu durumla birlikle okula bir aidiyet hissedemiyoruz, okul bir eziyet haline geliyor.
Sözde güvenlik önlemleri
Dolayısıyla saldırılar da bu eziyetin yaşandığı yerde, tabir-i caizse “hapishanede” gerçekleşince; saldırıların kaynağı ve eğitim sisteminin durumu üzerine daha fazla düşünmek gerekiyor. Sorun tek başına bir “güvenlik sorunu” veya “cezaların caydırıcı olmaması” olarak değerlendirildiğinde esas nedenlere ulaşamamış oluyoruz. Çünkü güvenlik önlemleri belki o gün saldırıyı engelleyebilir, ağır cezalar saldırganı yıllarca içeride tutabilir. Fakat sorunun sebebi gerçek anlamda çözülmemiş olur. Saldırganlar var olmaya devam eder ve bu sürece güvenlik önlemleri hep yetersiz kalacaktır. Çünkü sorunun kaynağı çözülmediği sürece saldırgan saldırıyı gerçekleştirmenin bir yolunu bulur.
Örneğin geçtiğimiz gündemlerin sonrasında Sincan’daki pek çok okul idaresi, güvenlik tedbirlerini ufak çaplı olarak arttırdı. Örneğin benim okulumda bahçe kapısına buton ve zil konuldu. Artık kapı yalnızca okul giriş çıkış saatlerinde açık tutuluyor. Onun dışında gelen kişiler zili çalıyor ve okul görevlisi veya öğretmenler kapıyı açıyor. Elbette bu uygulama da tartışmaya açık. Çünkü bunlar bizim güvenliğimizi sağlayamaz. Saldırgan tellerden atlayarak veya tellerdeki boşlukları kullanarak okula girebilir, okula bahçe dışından saldırı düzenleyebilir.
Hatta bu sözde güvenlik önlemi bizim zararımıza işliyor. Geç kalan arkadaşlarımız kapı kapalı olduğu için giremiyor, öğretmenler de ceza olarak kapıyı açmayıp dışarıda bekletiyor. Yani güvenlik diye koyulan buton ve zil şu an öğrencileri cezalandırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Sorun ailelerde mi sistemde mi?
Yazının başında da dediğim gibi temel görüşlerden biri bu saldırıların ailelerin yetiştirme tarzından kaynaklandığı yönünde. Araştırmalar ailenin yetiştirme tarzından bağımsız olarak; hayat kalitesinin yüksek olduğu yerlerde saldırganlığın ve suçun, hayat kalitesinin daha düşük olduğu yerlere göre daha az görüldüğünü söylüyor. Elbette ailenin de kritik bir etkisi var ama hayat kalitesi çok daha önemli. Özellikle gençler arasında yükselen suç oranlarını hesaba katmalı, bu durum yalnızca okul saldırılarıyla sınırlıymış gibi bakmamalıyız.
Sistemi değiştirmek gerekiyor
Saldırıların sebeplerini diğer yaygın görüş olarak eğitim sisteminde gören arkadaşlarım ise hep bir ağızdan, sanki anlaşmışlar gibi “sosyal çürüme”den bahsediyor. Fakat “sosyal çürüme” kavramını kullanmak hatalı. Sorunlarımızın sebebi buna bağlı değil, kapitalizme bağlı. Örneğin toplumun ezilen kesimlerinde zor hayat şartlarından dolayı para kazanmak amacıyla gasp, uyuşturucu ticareti gibi işler her geçen yaygınlaşıyor; hatta pek çok durumda işsizlik insanları buna mecbur bırakıyor. Bu da yetmiyor, zaman içinde bu işlere bulaşmış kişiler arasında çatışmalar da gerçekleşiyor ve bir süre sonra bu bir “kültür” haline geliyor. Bu nedenle bilimsel olarak sosyal çürümeyi anlatıldığı gibi ele alamayız.
Çözümlere gelecek olursak, gençlerin her yönüyle yaşam koşullarının iyileşmesi, böyle ortamlara mahkûm kalınmaması için sosyal-kültürel alanların yaratılması, refah seviyesinin artması gerekiyor. Yaşanabilir bir dünya gerekiyor, o dünyayı da inşa etmek gerekiyor. Çünkü sistem, patronların lehine bir sistem olduğu için her bir parçası bu tarz sorunlar doğuruyor. Öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamadığı gibi üstüne sıkıntılar yaşatan bir eğitim sistemi de tam olarak böyle bir parça.
Buradan anlaşılacağını düşünüyorum ki bu sorunlar kapitalizm yıkılmadan tamamen çözülemez, belki önü kapatılır, belki azaltılır ama ilk fırsatta yeniden karşımıza çıkacaktır. Bu sebeple Sincan ve Türkiye gençliği, belirttiğim talepler etrafında birleşmeli ve mücadele etmelidir.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et