Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinden iki öğrenci
Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde oryantasyon haftasını geride bıraktık. Hafta boyunca bir araya gelme ve fakültedeki ortak sorunlarımıza karşı birlikte mücadele etme üzerine yürüttüğümüz tartışmalarda bu birleşmeyi engelleyen birtakım gündemler olduğunu gördük. Bu engelleri birlikte aşmamız, gerçek sorunlarımıza odaklanıp suni gündemleri rafa kaldırmamız gerekiyor. Ortak mücadelemizin önünde duran, bizi ayrıştıran her türlü fikir ve düşünce gençliğin kaybına ve zararına. Ortak sorunlarımız çerçevesinde bir araya gelmeli ve bunlarla hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bazı arkadaşlarımızda gördüğümüz ve birleşmemizi engelleyen bu anlayışlara karşı polemik yürütmek adına bu yazıyı kaleme alıyoruz.
Mücadelenin bir parçası olarak LGBTİ’ler
Fakültemiz Dil Tarihte, diğer kampüslerimizde ve ortak alanlarda LGBTİ'leri cinsel yönelimlerine göre ayrıştıran, medyada kriminalize eden sermaye ağı zamanla hepimizin ortak düşmanı rolüne bürünüyor. LGBTİ'leri sokakta ve kampüste kriminalize etmeye ve tecrit altına almaya çalışan bu anlayış hak arayışında bulunan ve bulunacak her genci yalnızlaştırmayı hedefliyor. Topluluklarda ve kulüplerde bir araya gelip sesimizi yükseltmemize bile karşı çıkan bu ağ günün sonunda aileyi kalkan ederek beliriyor. Kutsal aile ve aileyi koruma söylemleriyle karşımıza çıkan iktidar gerçekte aileyi değil, sermaye sınıfının çıkarlarını koruyor. Geleneksel aileyi geleceğe dönük işçi ve asker üretmenin ve sistemin devamlılığının merkezi olarak kurguluyor. Ailem Güvende operasyonlarıyla da LGBTİ’lerin örgütlenme haklarını ellerinden alıyor ve üzerlerinde baskı oluşturuyor. Yaratılan bu yapay ayrıştırma gündemi ise bazı öğrenciler üzerinde etkili oluyor. LGBTİ’leri mücadele ortakları ve bahsettiğimiz birleşmenin parçaları olarak görmüyorlar.
Halbuki bu saldırılar saray rejiminin toplam saldırılarının bir parçası olduğu gibi, bunlara karşı verilecek mücadele de saldırıların bütün muhataplarının birliğinden geçmelidir. Günün sonunda kulüplerde, topluluklarda ve ortak alanlarda bir araya gelmemizi bile çok gören bu iktidar böl ve parçala yöntemiyle bizleri ayrıştırıyor. Sesimizi duyurduğumuz alanlarda baskıyla ve tutuklamalarla bir korku iklimi oluşturmaya çalışıyor. Öğrenci arkadaşlarımızın bu baskıdan kaçmak için örgütlü mücadeleden uzakta durması onları hedef olmaktan çıkarmayacaktır. Sessiz kalındıkça bu baskılar artacak, egemen sınıfın çıkarlarıyla ters düşen her alana sıçrayarak büyüyecektir.
Gençlerin kendi özgür yaşam alanlarını inşa edebileceği, haklarını savunabileceği ve dayanışmalarını büyütebileceği her türlü alan sistematik şekilde hedef alınıyor. Çünkü iktidarın arzusu dayanışma ağlarından koparılmış ve yalnızlaştırılmış bireyler görmek. İktidar eliyle kadın araştırmaları toplulukları ve toplumsal cinsiyet toplulukları fiilen işlevsizleştiriliyor; sosyal medya hesapları ve LGBTİ dernekleri de kapatılıyor. İktidar gerçek suç çetelerine ve suç unsurlarına göz yumup onları ödüllendirirken hak savunucularına ve geleceksizlikle baş başa bıraktığı gençlere her geçen gün daha da yoğun bir baskı kuruyor. Bir yandan devlet eliyle yürütülen toplum mühendisliği yoluyla tek tip makbul vatandaşlar yaratılmaya çalışılırken bir yandan da gençliğin sessiz bir pozisyon alması isteniyor.
Ortak mücadelenin önündeki bir engel olarak milliyetçilik
Yükseltilmesinde iktidarın ve egemen sınıfın parmağı olan milliyetçilik fikri de DTCF’de ortak bir hatta örgütlenmemizin ve ortak talepler etrafında bir araya gelmemizin önündeki kritik engellerden biri. Gençliğin gerçek taleplerinden ve sorunlarından; yani geleceksizlik, barınma sorunu, beslenme sorunu, baskı ortamı ve özgürlük alanlarımızın gaspı gibi asli sorunlarımızdan bizi uzaklaştıran ve suni sorunlarla yapay krizler inşa eden bu fikir bizi birbirimizden ayrıştırıyor, gençliğin arasına nefret ve düşmanlık sokuyor. Fakültemizde de yapay biçimde yükselişini ve yarattığı baskıyı hissettiğimiz bu duruma karşı başat mücadele yöntemlerimizden biri alanlarımızda örgütlenmek. Kendi alanlarımızda örgütlediğimiz ve yürüttüğümüz tartışmalar günün sonunda fakülte bahçemizde ve diğer alanlarda rüzgârın bizden yana esmesi demek. Zamların geri çekilmesi, yemeklerimizin iyileşmesi, birbirimize arka çıkmamız demek. Bu sorunları milliyetlerimizden bağımsız yaşıyorsak karşılarına da milliyetlerimizden bağımsız olarak dikilmemiz bir zorunluluk halini alıyor.
Çare örgütlülükte
Sınıfta hocanın, bahçede arkadaşlarımızın telkinleriyle pekişen korku ikliminin yarattığı endişeyi nasıl aşabiliriz? Bizi bireyselleşmeye iten ve ortak taleplerimizi bile dile getirmemize karşı çıkan egemen sınıf sandığımızdan çok daha sıkı örgütlü. Karşımızda konumlanan güç bu denli örgütlüyken biz de mücadele etmek ve karşısında direnebilmek için aynı ölçüde, hatta çok daha örgütlü ve inançlı olmalıyız. Umutsuzluk ve korku iklimi bizi daha geriye götürerek mücadelemize zarar veriyor. Egemen sınıfın çıkarları çerçevesinde konumlanıp sessiz ve pasif olmamız, iktidarın istediği tek tip makbul vatandaşlar olmamız demek. Tarih, çeşitli alanlarda mücadele ettiğimizde egemen sınıfa karşı kazanımlar sağladığımız sayısız örnekle doluyken umutsuzluğa savrulmak bizi ancak geriye götürecektir. 19 Mart’ın birikimine bu anlamda yaslanmamız elzem. Birleştiğimizde kampüslerde yarattığımız etkiyi hatırlamak ve tekrardan bu tip bir örgütlülüğü sağlayabilmek için umutsuzluğun zerresine dahi müsaade etmemeli, tüm arkadaşlarımızı da bu yönde kazanmalıyız.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et