Taylan Özgür DELİBAŞ

İstanbul

İktidarın rejimi tahkim etmek ve sermayenin kar oranlarını artırmak adına her türlü baskı aracını devreye soktuğu bir dönemden geçiyoruz. AKP iktidarının faşizm inşası yolunda attığı adımlar iki temel stratejik hedefe yaslanıyor: Birincisi, tek adam rejiminin ömrünü ne pahasına olursa olsun uzatmak; ikincisi ise sermaye sınıfının krizini halkın sırtına yıkarak sömürüyü azami düzeye çıkarmak. Bu ikili hedef doğrultusunda toplumsal yaşamın tüm kaleleri zapt edilirken, üniversiteler bu sürecin kritik ayaklarından biri olarak duruyor. Öyle ki iktidar, üniversite gençliğinin biriken öfkesini kendi saflarına yedeklemeyi ya da en azından bu topyekûn saldırı dalgası karşısında üniversitelileri eylemsizleştirip tarafsızlaştırmayı kendisi açısından bir zorunluluk olarak görüyor.

İktidarın politikaları üniversitelere nasıl sirayet ediyor?

Son dönemde kampüslerde şahit olduğumuz her gelişme, toplumsal hayata müdahale etmek üzere atılan adımların üniversitelere doğrudan yansıması. “Kamuda Tasarruf Tedbirleri”nden “Aile Yılı” politikaları doğrultusunda dayatılan gerici etkinliklere ve kadın kulüplerinin kapatılmasına, son olarak da YÖK eliyle iktidarın “Terörsüz Türkiye” adı altında kendi güvenlikçi politikalarını doğrudan üniversite müfredatlarına sokma hamlesine kadar sayısız müdahale gördük. Tüm bunlar, kapitalistler ve onun iktidarının türlü hedefleri açısından geliştirdiği her türden politik hamlenin üniversiteli gençliğin yaşamının her alanına nasıl sirayet ettiğinin göstergesidir. Dolayısıyla iktidar kendi programını kampüslerin ortasında bu denli örgütlü ve politik bir biçimde hayata geçirirken siyasete mesafeli durma veya “siyasetler üstü” kalma çabası, mevcut gidişata sessiz kalmak anlamına geliyor. Fatura ödeyemez, kalacak yurt bulamaz ve bilimsel eğitim alamaz durumdayken siyaset konuşmayı “vakit kaybı”, hakkını aramak için eyleme geçmeyi “riskli” ve gidişata itiraz etmeyi “marjinal” bulan bu eylemsizlik hali; iktidarın hayallerindeki makbul ve biatçı bir gençlik kuşağı yaratma hedefinin istemeden de olsa hayata geçmesine zemin hazırlıyor.

Bu tablo bize bir gerçeği gösteriyor. Bu eylemsizlik halini kırmanın yolu, yaşadığımız sorunların ne bireysel ne de sadece “kampüs içi” bir mesele olmadığını görmek. Geniş gençlik kesimleri açısından pasifliğe yol açan ayrışmayı netleştirecek olan şey, memlekette demokrasiyi inşa etme mücadelesiyle demokratik ve özerk üniversite mücadelesinin birleştiğini kavramaktır. Rektörlükler-sermaye-iktidar üçgeninde atılan adımları kampüslerimizden söküp atmak için atacağımız adımlarla, tek adam düzeninin sona erdirilmesi açısından toplumun geniş kesimlerinde itirazın örgütlenmesinin dinamik gücü olma ihtiyacı iç içe geçmektedir; biri olmadan diğeri var olamaz.

Her öğrenci birliği demokrasi mücadelesinin bir parçasıdır

Kampüsten memlekete bu iç içe geçmişliğin öne çıkan ilk noktası açıktır: Ülkede tek adam rejimine ve faşizme karşı demokrasiyi savunmak; rektörlük-sermaye-iktidar üçgeninin üniversiteleri antidemokratik uygulamaların, bilimdışı akımların ve iktidar politikalarının örgütlendiği bir oyun alanına çevirmesine engel olmaktan başlar.  Bu da üniversite öğrencilerinin elindeki tüm imkânları birer mücadele alanı olarak kurgulaması, dönüştürmesi ve kullanmasıyla mümkün olabilir. Eğer bu itirazı kalıcılaştırmak ve yaygınlaştırmak istiyorsak, üniversitede işlevsizleştirilmek istenen Öğrenci Temsilcilik Kurullarını (ÖTK), öğrenci kulüplerini, amfi ve bölüm temsilcilikleri başta olmak üzere öğrencilerin hak arama ve yan yana gelme mevzilerini kurmamız gerek. Kendi fakültesinde karar süreçlerine katılamayan, ses çıkaramayan bir kuşağın; toplumsal itirazın geniş kesimlerinde dinamik bir güç olması beklenemez. Üniversitede kurulan her öğrenci birliği, savunulan her kulüp memleketteki demokrasi mücadelesinin bir parçasıdır. Birilerinin bizim adımıza karar verdiği bu düzende söyledikleri gibi siyaset yapmak, sandığı beklemekle sınırlanamaz. Siyaset; tam da olduğumuz yerde inisiyatif almak, yan yana gelmek ve geleceğimizi çalan bu düzene karşı kendi demokratik mücadelemizi örgütlemektir. Demokratik üniversite de ancak tam da bu inisiyatifin kendisi olabilir. Üniversitelilerin edilgen bir kitle olmaktan çıkıp kendi kampüsünün kurucu gücü haline gelmesi; öğrencisiyle, akademisyeniyle ve emekçisiyle tüm bileşenlerin karar mekanizmalarında eşit söz ve yetki sahibi olduğu özgür bir yaşam alanını en tabandan örgütlemektir.

Sermaye yerinde dururken özerk demokratik üniversiteden bahsedilemez

Aklımızdan çıkmaması gereken ikinci nokta ise sermaye iktidarı ve devletinin eğitim üzerindeki tahakkümü yerli yerinde dururken, üniversite hiçbir zaman gerçek anlamda özerk ve demokratik kalamaz. Bu sebeple sermayenin tahakkümü, üniversitelerde bilimin kimin çıkarına üretildiğini doğrudan belirler. Demokratik-özerk üniversite mücadelesi, gençlerin emperyalizme karşı sürdürdüğü tam bağımsızlık mücadelesinin bir parçasıdır.

İktidarın sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda ilan ettiği yeni OVP ile krizin tüm faturasını emekçilere yıkma hedefi kampüslere uzanmaktadır. OVP’nin yükseköğretime biçtiği rol; üniversiteleri doğrudan sermayenin ihtiyaç duyduğu esnek, güvencesiz ve ucuz iş gücünü yetiştiren fabrikalara dönüşmektedir. Müfredatların “piyasanın talepleri” doğrultusunda revize edilmesi, staj adı altında bedava ya da güvencesiz emek sömürüsünün kurumsallaştırılması ve kar getirmeyen temel bilimlerin bütçelerinin budanması; bu programın doğrudan sonucudur. Bir yanda “tasarruf” gerekçesiyle öğrencilerin barınma, beslenme ve burs hakları gasp edilirken; diğer yanda üniversite bütçeleri, teknoparklar ve sanayi iş birlikleriyle tekellerin ihtiyaçları için kullanılmaktadır. Kariyer günleri aracılığıyla kampüslerin göbeğine kurulan yerli ve yabancı silah şirketlerinin stantları ise mühendislik ve fen fakültelerini sermayenin savaş aygıtlarına entegre etme hamlesidir.

Elde ettiğimiz her mevziyi mücadele alanına dönüştüreceğiz

Rektörlüğün bir geri adımı, iptal ettirilen bir yemekhane zammı ya da üniversitede kurulan Cinsel Tacizi Önleme Birimi (CİTÖK); kuşkusuz öğrencilerin birleşik gücünü gösteren, bize nefes aldıran ve özgüven aşılayan paha biçilmez mevzilerdir. Ancak bu kazanımların kalıcılaşması, saldırının asıl kaynağını gözden kaçırmamaya bağlıdır. Zira YÖK yerli yerinde dururken, üniversitelerin bütçesi sermayenin önceliklerine göre dağıtılırken, memlekette belediyelere kayyumlar atanıp işçilerin grevleri yasaklanırken hiçbir kampüs bu genel kuşatmanın dışında kalamaz. Elde ettiğimiz her somut kazanımı korumanın ve kalıcı kılmanın yolu, onu üzerinde yükseldiği sömürü düzenine ve tek adam rejimine karşı verilen genel bir direniş hattı yaratabilmekten geçer. Bu birleşik hattın omurgasını ve en kararlı gücünü ise şüphesiz işçi sınıfı oluşturur. Üniversite gençliği kuryelikten garsonluğa uzanan güvencesiz çalışma koşullarıyla, mezun olduğunda karşılaşacağı sendikasızlık ve sefalet ücretleriyle zaten bu sınıfın potansiyel ve fiili bir parçasıdır. Üniversiteyi şirketleştiren sermaye ile fabrikaları cehenneme çeviren sermaye aynıdır. Dolayısıyla üniversitelinin özerk ve demokratik üniversite talebi; metal işçisinin insanca yaşam ve grev hakkı talebinden, halkın seçme ve seçilme hakkını savunma mücadelesinden ayrı düşünülemez. Üniversite gençliğinin kitlesel itirazı, işçi sınıfının ve emekçilerin genel siyasal mücadelesiyle yan yana geldiği anda sadece YÖK’ün değil; iktidarın tüm tahakküm aygıtlarının temellerini sarsan bir güce dönüşür. Demokratik, bağımsız bir ülkeyi ve demokratik özerk bir üniversiteyi hedeflemek; halkın en geniş kesimleriyle ve işçi sınıfıyla omuz omuza, faşizme karşı ortak bir demokrasi cephesini bugünden fiilen örgütlemektir. Sonuç olarak ne birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekleyerek ne de tek adam rejimini ve sermaye düzenini hedefe almadan demokrasiyi inşa edebiliriz. Kampüslerde elde ettiğimiz her mevziyi ve her somut kazanımı titizlikle koruyup büyütecek ÖTK’ları, kulüpleri ve amfileri en geniş öğrenci tabanını birleştiren canlı mücadele alanları olarak işletmeliyiz. Ve bu mevzilerden aldığımız güçle, başta işçi sınıfı olmak üzere halkın tüm ezilen kesimleriyle buluşarak tek adam yönetimine karşı en geniş demokrasi mücadelesini yükseltmeliyiz.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.