Üç yıllık program, yıllarca sürecek bir gelecek: OVP gençler için ne söylüyor?
Ekonomi politikalarının gençlerin hayatından uzak, yalnızca iktisatçıların ve bürokratların tartışacağı konular olmadığını görmek gerekiyor
Deniz
İktisat Fakültesi
ODTÜ
Orta Vadeli Program (OVP) açıklandığında ekonomi haberlerinin başlıklarını yine büyüme, enflasyon, bütçe açığı ve işsizlik oranları doldurdu. 2027–2029 dönemini kapsayan yeni OVP’de büyümenin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6, 2029’da yüzde 5’e yükselmesi; yıl sonu enflasyonunun sırasıyla yüzde 21, yüzde 13,5 ve yüzde 9’a gerilemesi; işsizlik oranının ise yüzde 8’den yüzde 7,6’ya düşmesi hedefleniyor. Bunlar ilk bakışta gençlerin gündelik hayatından uzak rakamlar gibi görünebilir. Oysa OVP yalnızca ekonominin üç yıllık tahminlerini sıralayan bir belge değil. Kamu kurumlarının bütçe hazırlıklarının, mevzuat düzenlemelerinin ve kurumsal planlamalarının programdaki politika çerçevesi doğrultusunda yürütülmesini öngörüyor. Yani önümüzdeki üç yıl boyunca kamu kaynaklarının hangi önceliklere göre kullanılacağına ilişkin önemli bir çerçeve çiziyor. Bu nedenle OVP’ye gençler açısından bakmak, barınmadan ücretlere, eğitimden çalışma hayatına, işsizlikten vergilere kadar gençlerin bugününü ve önümüzdeki yıllarını belirleyecek ekonomik tercihlerin bütününe bakmak demek.
Enflasyon düşecek, peki gençlerin hayatında ne değişecek?
OVP’nin en önemli hedeflerinden biri dezenflasyon. Program, 2026 sonunda yüzde 28,4 olması beklenen enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a düşürülmesini öngörüyor. Burada önemli bir ayrımı hatırlamak gerekiyor: Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi değil, fiyatların artış hızının yavaşlaması anlamına geliyor. Dolayısıyla gençlerin yaşam maliyetinin nasıl değişeceği yalnızca enflasyon oranına değil, ücretlerin, kiraların, ulaşım ve gıda giderlerinin nasıl değişeceğine de bağlı. Program gıda fiyatlarındaki oynaklığın azaltılmasını ve gıda harcamalarının hane bütçesi üzerindeki yükünün hafifletilmesini hedefliyor. Aynı zamanda yönetilen fiyatların enflasyon hedefleriyle uyumunu artırmayı ve tarımsal alım fiyatlarının geçmiş enflasyona endekslenmesini azaltmayı öngörüyor. Burada yalnızca “Enflasyon ne kadar düşecek?” diye değil, “Bu düşüşün maliyeti nasıl paylaşılacak?” diye de sormak gerekiyor. Çünkü enflasyonla mücadele aynı zamanda ücretlerin, tarımsal gelirlerin ve diğer gelirlerin nasıl değişeceğini etkileyen bir bölüşüm meselesi.
Devlet ekonomiden çekilmiyor: Kaynaklar nereye gidiyor?
OVP mali disiplini, tasarrufu ve kamu harcamalarının gözden geçirilmesini öne çıkarırken belirli üretim ve yatırım alanlarına yönelik aktif destek politikaları da öngörüyor. Stratejik yatırımların desteklenmesi, yüksek teknoloji yatırımlarına yönelik HIT30 programının sürdürülmesi, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi gibi araçların kullanılması ve çeşitli sektörlere seçici destekler verilmesi planlanıyor. Dolayısıyla mesele “Devlet piyasaya müdahale etsin mi?” sorusundan ibaret değil. Devlet zaten ekonomiye müdahale ediyor; yatırım kararlarını, teşvikleri, kredileri ve kamu kaynaklarının yönünü belirliyor. Asıl soru şu: Kamu kaynakları hangi alanlara aktarılıyor ve bunun karşılığında toplum ne elde ediyor? Yatırımların yaratacağı istihdamın yalnızca miktarı değil, ücretleri, güvencesi ve çalışma koşulları da tartışılmalı.
“Daha fazla iş” ama nasıl işler?
OVP, 2027–2029 döneminde istihdamın yıllık ortalama 711 bin kişi artmasını ve işsizlik oranının 2029’da yüzde 7,6’ya gerilemesini öngörüyor. Gençlerin işgücüne katılımının artırılması ve eğitimde veya istihdamda olmayan gençlerin çeşitli programlarla işgücüne kazandırılması da hedefleniyor. İşsizliğin azalması önemli. Fakat iş bulabilmek ile nasıl bir işte çalışacağımız aynı soru değil. Programda “yeni nesil çalışma modelleri” ve “güvenceli esneklik” vurgusu dikkat çekiyor. Esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması, çalışanların teknolojik ve sektörel dönüşümlere uyumu ve yeniden beceri kazandırma programları planlanıyor. Esnekliğin gerçekten güvenceyle birlikte kurulup kurulmayacağı ise uygulamaya bağlı. Çalışma biçimlerinin çalışanların ihtiyaçlarına göre esnetilmesiyle işverenlerin ihtiyaçlarına göre daha kolay değiştirilebilen bir çalışma düzeni kurulması aynı sonuçları doğurmayabilir. Bu nedenle mesele yalnızca kaç kişiye iş yaratılacağı değil, aynı zamanda nasıl işler yaratılacağı sorusudur.
Sorun gerçekten gençlerin becerileri mi?
OVP’de mesleki eğitimin sektör ihtiyaçlarına göre yenilenmesi, özel sektörün eğitim süreçlerine katılımının artırılması ve eğitimde veya istihdamda olmayan gençlerin yetkinlik programlarından yararlandırılması öne çıkıyor. Gençlerin yeni beceriler edinmesi elbette gerekli. Fakat genç işsizliğini yalnızca gençlerin “piyasanın ihtiyaç duyduğu becerilere sahip olmaması” üzerinden açıklamak sorunu tersine çevirebilir. İşgücü piyasasına uyum sağlaması beklenen taraf yalnızca gençler olduğunda, işsizliğin ve düşük ücretlerin sorumluluğu da bireyin üzerine bırakılır. Oysa sorulması gereken başka bir soru var: Ekonomi, gençlerin sahip olduğu becerileri kullanabileceği yeterli sayıda nitelikli ve güvenceli iş yaratıyor mu?
OVP, eğitim sisteminin işgücüyle uyumunun güçlendirilmesini, teknolojik dönüşümün ihtiyaç duyduğu insan kaynağının yetiştirilmesini ve mesleki eğitim içeriklerinin sektör ihtiyaçlarına göre yenilenmesini hedefliyor. Yükseköğretimde de, özellikle meslek yüksekokullarında, kontenjanların kamu ve özel sektörün ihtiyaç duyduğu işgücüyle uyumunun güçlendirilmesi ve mezun takip sistemlerinin kurulması planlanıyor. Eğitim kurumlarının çalışma hayatıyla ilişkisinin olması başlı başına sorun değil. Fakat burada daha temel bir soru ortaya çıkıyor: Eğitimin hangi ihtiyaçlara göre şekilleneceğine kim karar verecek? Toplumsal ihtiyaçlarla işgücü piyasasının ihtiyaçları her zaman aynı şey değil. Eğitim politikası giderek “hangi işgücüne ihtiyaç var?” sorusuna göre şekillendiğinde, eğitim hakkı ile ekonominin ihtiyaç duyduğu işgücünün yetiştirilmesi arasındaki denge tartışmalı hâle geliyor.
Barınma ve hayatın kendisi
Gençlerin ekonomik sorunları yalnızca iş yerinde ortaya çıkmıyor. Nerede yaşayabildiğimiz, ne kadar kira ödediğimiz, ulaşım ve gıda giderleri de ekonomi politikasının konusu. OVP’de dar gelirlilere ve yeni evlenecek gençlere yönelik sosyal konut yapımının hızlandırılması ve kiralık sosyal konut imkânlarının yaygınlaştırılması öngörülüyor. Çocuk, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerinin genişletilmesi de hedefler arasında. Bu adımların nasıl uygulanacağı belirleyici. Barınma ve bakımın gerçekten kamusal ve erişilebilir haklar olarak genişletilmesi, bunların düşük ücretli piyasa hizmetlerine dönüşmesiyle aynı sonuçları doğurmaz.
Bütçe ve vergi bize ne söylüyor?
OVP mali disiplini temel önceliklerden biri olarak belirliyor. Merkezi yönetim bütçe açığının GSYH’ye oranının 2027’de yüzde 3,5, 2029’da yüzde 2,8 olması; faiz dışı dengenin de yüzde 0,1’den yüzde 0,6’ya yükselmesi hedefleniyor. Genel devlet toplam harcamalarının GSYH’ye oranının da yüzde 34,7’den yüzde 34’e gerilemesi öngörülüyor. Kamu harcamalarının gözden geçirilmesi ve verimsiz harcamaların tasfiye edilmesi planlanırken kamu yatırımlarında ekonomik ve sosyal fayda üreten alanların önceliklendirilmesi hedefleniyor. Buradaki mesele “Tasarruf kötü müdür?” değil, hangi harcamanın gerekli, hangisinin gereksiz olduğuna kimin karar verdiği. Vergi tarafında ise kayıt dışılığın azaltılması, vergi tabanının genişletilmesi, doğrudan vergilerin payının artırılması ve istisna ve indirimlerin gözden geçirilmesi hedefleniyor. Toplam vergi yükünün GSYH’ye oranının 2027’de yüzde 24,8’den program sonunda yüzde 25,1’e çıkması öngörülüyor. Burada da yalnızca verginin miktarı değil, verginin kimden ve hangi gelirden toplandığı sorusu önemli.
“Gençler geleceğimizdir” demek yetmiyor
OVP’de gençlere ilişkin dilin önemli bir bölümü “insan kaynağı”, “beceri”, “yetkinlik”, “istihdam” ve “işgücü piyasasının ihtiyaçları” etrafında kuruluyor. Gençler elbette ekonominin gelecekteki işgücünün önemli bir bölümünü oluşturacak. Fakat gençliği yalnızca geleceğin işgücü olarak görmek bugünkü yaşamı görünmez hâle getirmektedir. Bugünün genci bugün barınmak, beslenmek, eğitim almak, çalışmak veya iş bulmak zorunda. Düşük ücretle çalışan genç için mesele birkaç yıl sonraki kariyerinden önce bugün aldığı ücretle nasıl yaşayacağı; iş arayan genç için mesele ise yalnızca kendisini geliştirmek değil, karşısındaki işgücü piyasasının nasıl olduğu. Bu nedenle OVP’yi gençler açısından tartışmak, yalnızca “Gelecekte iş bulabilecek miyiz?” sorusunu sormak değildir. Bugün nasıl yaşayacağımız, nasıl çalışacağımız ve ekonomik büyümeden nasıl pay alacağımız da bir o kadar önemli.
Peki, biz ne yapacağız?
Bu sorunun cevabı OVP’nin son sayfasında yazmıyor. Ekonomi politikalarının gençlerin hayatından uzak, yalnızca iktisatçıların ve bürokratların tartışacağı konular olmadığını görmek gerekiyor. Ücretler, kiralar, çalışma koşulları, eğitim, ulaşım, vergiler ve kamu harcamaları doğrudan gündelik hayatımızın parçası. Bu yüzden yaşadığımız sorunları tek tek bireysel problemler olarak görmekten çıkıp bunların arkasındaki ekonomik tercihleri tartışabilmek gerekiyor. Hangi kamu kaynağının nereye aktarıldığını, hangi sektörün nasıl desteklendiğini, yaratılan işlerin hangi koşullarda olduğunu ve gençlerden hangi çalışma biçimlerine uyum sağlamalarının beklendiğini takip etmek bunun ilk adımı. Ardından bu sorunların ortak taleplere dönüşebileceği alanlar yaratmak gerekiyor. Barınma sorunu yaşayanların, düşük ücretle çalışanların, iş arayanların, eğitim alanların ve geleceğinden kaygı duyanların sorunları birbirinden kopuk değil. OVP’nin önümüzdeki üç yıl için çizdiği çerçeve gençlerin hayatında karşılığını bulacak. Mesele, ekonominin gençlerden ne beklediğini dinlemekle yetinmek yerine gençlerin ekonomiden ne beklediğini birlikte ortaya koyabilmek.
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et