Fon krizinde fatura yine emekçilere kesildi
Gözaltındaki patron suçu denetleyici kuruma, sokaktaki vatandaş ise suçu ‘açgözlü’ yatırımcıya atıyor. Asıl suçlu bizi çaresiz bırakıp doğrusunu bildiğimiz veya sezdiğimiz yalanlara inandırmaya çalışan sistemin temsilcileridir.
Zeynep
ODTÜ
Yakın zamanda, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın da sürecin içinde bulunduğu ve bu ortaya çıkınca da AKP’deki görevinden istifa etmesiyle de daha çok gündeme gelen fon krizi, Türkiye gündeminde büyük bir etki uyandırdı. Bunun en büyük sebeplerinden biri, 800 Milyar TL’yi bulan toplam para ve bu paranın etkilediği 455.758 yatırımcı olsa da mevzu sadece bununla sınırlı değil. Bu yazıda halk arasındaki adıyla Ponzi fonlar nedir, nasıl oluşur, bunun suçlusu kimdir ve bedelini kim öder, hep beraber inceleyeceğiz.
Yatırım fonları nedir ve nasıl işler?
Yatırım fonları, parasını değerlendirmek isteyen yatırımcının elinde bulunan parayı kendinde bulunmayan bilgi ve fırsatların var olduğunu düşündüğü bir portföy yönetim şirketine yatırmasıyla oluşur. Kağıt üzerinde fonun batması sonucu oluşacak mağduriyetleri önlemek adına portföy yönetim şirketinin kendi parasıyla yatırımcıların parasının ayrı tutulmasını sağlayan ayrı bir hukuki varlık olmalıdır. Bunun denetimi ise Türkiye’de üçüncü bir kurum olan SPK (Sermaye Piyasası Kurumu) tarafından gerçekleştiriliyor ya da daha doğru bir açıklamayla, olması gereken buydu.
Reel uygulamayı açıklayacak olursak durum şu: Piyasada yeni kurulmuş bir şirketin satışa sunulan hisseleri, üretim kapasitesinden ve çalışan sayısından bağımsız olarak, aynı fon grubuna bağlı diğer (aslında ortak oldukları) daha ‘güvenilir’ şirketler tarafından satın alınıyor. Bu durum yatırımcıları kalan daha az sayıdaki hisseleri almaya daha teşne bir hale getiriyor. Çünkü yatırımcı için başka bir güvenilir şirket diğer hisseleri satın almış ve eğer bir usulsüzlük olsaydı denetleyici kurum olan SPK bunu tespit ederdi. Birçok yatırımcının bu şekilde düşünmesi az sayıdaki hisse senedi için oluşan talebin artmasına sebep oluyor ve hisselerin değeri artıyor. Değeri artan hisseler ise sadece yatırımcı bekleyen satın alınmamış hisse değil. Güvenli yatırım illüzyonunu en başında sağlamış olan ve daha fazla hisseyi satın alan şirketin elindeki hisselerin değeri de artmış oluyor. Şirketler açısından bu durum manipülasyonla yatırımlarını birden onlarcasına, yüzlercesine hatta yaşanılan fon krizinde görüldüğü üzere binlercesine katlamakla sonuçlanıyor. Küçük yatırımcı için ise durum bu ‘kazançtan’ çok uzak. Bunun sebeplerini inceleyelim.
Bu fon sisteminin varlığı bile politik iktisadi açıdan birçok problem barındırıyor. Hiçbir üretimde bulunmayan, paradan para üretmeye çalışan bu saadet zincirinde yatırımcıların bir terslik yaşandığında (şu anda olduğu gibi) aynı anda fondan çıkmak istemesi, fonun değerini düşürür. Dolayısıyla da herkesin parasını alabilme ihtimali ortadan kalkar. Yüksek kazanç vaadinde bulunan şirketler rekabet ve iddialarını gerçekleştirmek için kendilerine ait olmayan paralarla riskli hamlelerde bulunmaktan çekinmezler. Bu baskı karşısında atılan adımlar ise denetlenmediği veya denetlendiği halde göz yumulduğu takdirde bir doyum noktasına ulaşıyor ve bizi bugünkü krize sürüklüyor.
Nasıl oldu da bugüne geldik?
Yukarıda bahsettiğimiz potansiyel sorunların hepsi gerçek oldu çünkü ne paradan para üretmeyi gerçek gibi sunan bir hayal gerçek olabilirdi ne de Türkiye gibi sermaye ve iktidarın göbekten bağlı olduğu dışa bağımlı kapitalist bir ülke bu krizin etkilerini azaltmayı tercih ederdi.
Çünkü yaşanılan krizin ayak sesleri 2025 yılının son çeyreğinde iyice fark edilmişti. Uluslararası fon endeksleme kurumlarının yaptığı uyarılar sonucunda Türkiye’ye bu konuda adım atması için 2026’nın Kasım’ın kadar mühlet verildi. İçeriden de ayak sesleri duyulan krizin dışarıdan gelen uyarıyla ciddiye alınması ise bir denk geliş değil. Eğer bu duruma el atılmazsa yurtdışından sağlanan sıcak para akışı kesintiye uğrayacak, yabancı yatırımcının gözünde zaten politik stabiliteden uzak olan Türkiye ekonomik olarak da riskli duruma düşecekti.
SPK’nin müdahale etmek için ültimatomda belirtilen süreyi sonuna kadar kullanmasının tek açıklamasını ise iktidarın sermaye ile kurduğu ilişkinin derinliğini göz önünde bulundurarak yapabiliriz. Yandaş fon gruplarının en büyük yatırımcıları kulis bilgileriyle yapılacak operasyondan haberdar olarak fondan paralarını çekebildiler. Sıradan vatandaş veya daha küçük yatırımcı ise ne bu kulis bilgisine ne de yapılan uyarının ciddiyetine sahipti. Günün sonunda fatura yine vatandaşa kesildi.
İktidarın bilinçli tercihleri sadece çözüm aşamasında da kalmıyor. Fon yatırımında bulunmak, etkisini her gün derinden hissettiğimiz yüksek enflasyona karşı vatandaşın ve küçük işletmenin elinde bulunan ve halihazırda bile yetmeyen parasının değerini korumak için elinde olan en ‘makul’ seçeneklerden biriydi. Çünkü düşük faizde kalan para enflasyonla yarışamayacak, dövizde tutulan paranın anlamlı bir kısmı kesintiye uğrayıp yine iktidarın havuzuna para akıtacak ve altın ise bırakın paranın değerini korumayı daha da düşürecekti. Bu çıkmazda çalıştığının karşılığını alamayan, çocuğuna meyve yedirmek için çalıştığı yerde çıkan elmayı evine götüren işçi, kırtasiye alışverişini darboğazda halledip kışı nasıl geçireceğinin derdine düşen ebeveyn, KYK bursu ayın yarısında biten ve yemekhanede yemek yemeye zor parası yetişen öğrenci para kazanma hırsıyla ekonomik okuryazarlığının yetersizliğinden değil, hayatını devam ettirmek için bu sistemin içinde bulundu.
Suçlu kim ve çözüm ne?
Gözaltındaki patron suçu denetleyici kuruma, sokaktaki vatandaş ise suçu ‘açgözlü’ yatırımcıya atıyor. Asıl suçlu bizi çaresiz bırakıp doğrusunu bildiğimiz veya sezdiğimiz yalanlara inandırmaya çalışan sistemin temsilcileridir. Gözümüzü açtığımız her gün hayatta kalma mücadelesi verirken bu yorgunluğu dindirmek için aramamız gereken yol ise ne yazık ki kestirmeden olmayacaktır. Her gün kendini yeniden ve daha güçlü bir şekilde inşa edip umudu bile satmaya çalışanların karşısında bizim yapmamız gereken şey emeğimizin kıymetinin, dayanışmamızın değerinin farkında olmak. Dertlerin yanlış bireysel kararlardan değil de sistemden kaynaklandığını görmemiz lazım. Bunun yolu da pazarlanan yolların aksine net ve gerçek: birleşmek, örgütlenmek ve bunun sonucunda değiştirmek!
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et