25.09.2026 00:10

Makine durur, işçinin hayatı durmaz

Makinede bir parça aşındığında veya rulmandan ses geldiğinde üretim durdurulabiliyor. Ancak işçi kendini kötü hissettiğinde, hastalandığında, üzüldüğünde iş durmuyor. Makine senin, benim hayatımdan üstün çünkü.

Makine durur, işçinin hayatı durmaz

AI

Esenyurt'tan bir işçi

İş yerine geldin. Bandın başındasın. Makine vardiya değişiminden dolayı durmuş ama birazdan çalışacak. Trrrrum trakk… trrrrum, trrrrum, trrrrum! Trak tiki tak! İşte çalışmaya başladı. Yanındaki beş, on makine de aynı gürültüyle kapalı odayı inletiyor. Kıytırık bir kulak tıkacı verilmiş ama henüz nasıl kullanacağını bile bilmiyorsun, kulağından çıkıp duruyor.

Makinelerden açlık sesleri yükseliyor. Besleme hattı doldurulmalı, yağ depoları kontrol edilmeli, kalıplar değişmeli, banttan çıkan ürünü toplayacaklar yerine geçmeli. Kısacası makinenin karnı doyurulmalı. Her şey hazırlandıktan sonra üretim başlıyor. Ya sonra?

Sonrası sekiz, on, belki on iki saat boyunca aynı. Önüne düşen parçaların hızına yetiş, kalitelerini kontrol et, dakikada senden istenen sayıda ya da ağırlıkta ürünü kasaya doldur veya sonraki hatta yolla. Saatler boyunca aynı şeyi tekrarla. Bir yerden sonra makinenin gürültüsü ve bant hattının hızı düşüncelerinin ritmini belirlemeye başlıyor.

Üretilen şey anlamını yitirirken

Sürekli düşünüp durmanın bu kadar tahrip edici olmasını beklemeyebilirsiniz. Bir işçi arkadaş bant başında çalışmayı, “Çalışma süresi boyunca bir zindana tıkılmayı mı yoksa bant başında çalışmayı mı istersin deseler hiç kuşkusuz zindana tıkılmayı isterim” diyerek özetliyordu.

Bir önceki gün izlediğin maçtan ilkokulda tartıştığın kişiye söylemeyi unuttuğun söze kadar düşünmediğin hiçbir şey kalmıyor. Sürekli kendi hayatını sorguladığın, geleceğe dair planlar yaptığın bir hayal dünyasının içindesin. Gerçek zamanla bağın öylesine kopuyor ki iki-üç saat geçtiğini düşünürken henüz yarım saatin geçtiğini görüyorsun.

Zaman geçtikçe etrafındaki insanlardan, önünden geçen parçalardan ve ürettiğin şeyin kendisinden uzaklaşıyorsun. Bir kelimenin art arda söylenmesinde olduğu gibi üretilen şey anlamını yitiriyor. Kim için üretiliyor, hangi faydaya hizmet edecek, hangi ülkeye gidecek, insanlık için anlamı nedir? Hepsi bir yerden sonra anlamsızlaşıyor. Makinenin bir parçası olsan, karnına türbin oturtup kuyruğuna çift uskuru taksan herhalde ancak bu kadar olurdu.

Makinenin ritminde kayboluyoruz

Yaptığın iş o kadar basitleştirilmiş ki saatlerce aynı işi yapmaktan kendini aptallaşmış hissediyorsun. Sana hiçbir faydası yok, zaten bu çalışmada söz hakkın da yok. Makinede bir parça aşındığında veya rulmandan ses geldiğinde üretim durdurulabiliyor. Ancak işçi kendini kötü hissettiğinde, hastalandığında, üzüldüğünde ya da aldığı bir haber moralini bozduğunda iş durmuyor. Makine senin, benim hayatımdan üstün çünkü.

Bant başında çalışmanın insan zihninde yarattığı yıkımı yeniden keşfetmiyoruz. Bu, sermayenin insan emeği üzerinde kurduğu diktatörlüğün sonucu. Taylorizm, Fordizm… Fabrika denetim sistemleri tam da bunun üzerine kurulur. İşçinin rolü o kadar değersizleştirilir ki üretimde giderek bir sayısal metrik haline gelir. Hesaplanabilir, öngörülebilir olmalıdır. Çünkü sermaye egemenliğinin verimlilik yasası bunu gerektirir.

Kürek mahkûmundan farkımız ne?

Marx, kapitalizmde çalışma yaşamı ile insan hayatı arasındaki çelişkiyi şöyle anlatır: “Artık üretim araçlarını işe koşan işçi değil; işçiyi işe koşan üretim araçlarıdır. Üretici etkinliğinin maddi unsurları olarak işçi tarafından tüketilecekleri yerde, kendi yaşam süreci için gerekli olan enzim olarak ürünler işçiyi tüketir.”

Böyle bir dünyada bir kürek mahkûmu yaptığı işle ne kadar bağ kuruyorsa fabrika işçisi de o kadar bağ kurabilir. Hatta kürek mahkûmu, haksızca olup olmamasından bağımsız olarak, yaptığı bir şeyin cezası olarak kürek çektiğini bilir. Bizim durumumuz farklı. Yaptığımız bir şeyin cezası olarak saatlerce bant başında ayakta durmuyoruz. Kira ödemek, yemek yemek gibi şeyler için çalışıyoruz.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
24.09.2026 16:12

2026 pastırma sıcakları ne zaman? Pastırma yazı hangi ayda olur, kaç gün sürer?

Sonbaharın ortalarında görülen pastırma sıcakları, yazdan kalma birkaç günlük hava koşullarıyla kendini gösteriyor. Pastırma yazının sabit bir tarihi bulunmuyor; genellikle ekim sonu ile kasım ayları arasında yaşanıyor.

2026 pastırma sıcakları ne zaman? Pastırma yazı hangi ayda olur, kaç gün sürer?

Fotoğraf: Nahas NR/Pexels

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!