Eğitim-İş İzmir Şubesi: 7 bakan da hesap vermeli
Eğitim-İş İzmir 1 No'lu Şube, Manisa Turgutlu'daki okul saldırısı ile ilgili yaptığı açıklamada eğitimin bir parçası haline getirilen şiddetten başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıkların ve siyasi iktidarın sorumlu olduğunu vurguladı.
Fotoğraf: Evrensel
İzmir – Eğitim-İş İzmir 1 No’lu Şube, Manisa Turgutlu’da bulunan İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde 11 öğrencinin yaralanmasına sebep olan saldırıya tepki göstermek için basın açıklaması düzenledi. Konak YKM önünde düzenlenen açıklamada sık sık “Yusuf Tekin istifa”, “Güvenli eğitim istiyoruz” sloganları atıldı. Basın metnini Eğitim-İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen okudu.
Okulun toplumdan yalıtılmış bir ada olmadığını belirten Şen, “Çocuklarımızı okulun kapısından içeri girdikleri andan ibaret göremeyiz. Adaletsizlik duygusundan geleceksizliğe, sosyal medyada ve günlük yaşamda normalleştirilen şiddetten aile ve sosyal çevrede yaşanan sorunlara kadar çocuklarımızı etkileyen bütün koşullar birlikte değerlendirilmek zorunda” dedi.
“Okul girişinde bile çocukların güvenliği sağlanmamış”
Şiddetin bir anda ortaya çıkmadığını, onu besleyen nedenlerin de görülmesi gerektiğini vurgulayan Şen, “Yaşananları daha da vahim hale getiren ise bu okulun güvenlik açısından 1. derece riskli okul olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Okulların çocuklarımız açısından ‘riskli alanlar’ olarak sınıflandırılmak zorunda kalması başlı başına üzerinde durulması gereken ciddi bir sorundur. Ancak madem bu okul 1. derece riskli olarak tespit edilmişti, o halde bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını da sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması İçişleri Bakanlığının ciddi bir zafiyetidir” ifadelerini kullandı.
Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından iki aylık bir yaz tatilinin geçtiğini belirten Şen, “Bu süre, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim-öğretim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılabilirdi. Buna rağmen okullar açıldıktan bir hafta sonra 7 bakanlık kameraların karşısına geçip güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı ve bir protokol imzalandı. Bu açıklamaların üzerinden 15 saat geçtikten sonra, 11 öğrencimizin yaralandığı silahlı bir saldırının yaşanması tam bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluktur” diye konuştu.
Eğitimin bir parçası haline getirilen şiddetten başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıkların ve siyasi iktidarın sorumlu olduğunu vurgulayan Şen, “Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun eğitim süreci de Milli Eğitim Bakanlığı açısından ciddi sorular doğuruyor. Açık liseye geçerek örgün eğitimden kopan bu çocuk, yeniden okula kayıt yaptırıyor; ancak bir hafta boyunca okula gelmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, çocuklar okuldan koparken neredeydiniz?
Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyorsa, okulda kendisini değerli ve okula ait hissetmiyorsa, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir.
Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir. O yüzden mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili haline geldiğidir” dedi.
“Çocuk güvenliği okuldan ibaret değildir”
Çocuk güvenliğini yalnızca okulun dört duvarı arasına sıkıştırırsak sorunun çözülmeyeceğini belirten Şen, “Çünkü çocuk okuldan çıktığında da çocuktur; evinde de, sokakta da, eğitim sisteminden uzaklaştığında da çocuktur. Ve hiçbir çocuk devletin koruyucu politikalarının dışında bırakılamaz” dedi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına seslenen Şen şunları söyledi: “Risk altındaki çocuklarımızı olay yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sisteminiz yok. Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocukları takip etmiyorsunuz. Okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında gerçek anlamda çalışan bir erken uyarı mekanizması yok. Aile desteğe ihtiyaç duyduğunda o aileye zamanında ulaşamıyorsunuz. Manisa’da yaşanan saldırı da ne yazık ki tüm bunların acı kanıtı.
Çocuk koruma politikası, bir olay yaşandıktan sonra psikososyal destek ekibi göndermekten de ibaret değildir. Asıl mesele, o çocuk silaha ulaşmadan, başka çocuklar yaralanmadan, hayatlar kararmadan önce o çocuğa ulaşabilmektir.”
Protokol imzalamakla sorumluluğun yerine getirilmesinin aynı anlama gelmediğini belirten Şen, “Protokol, ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır. Altına kaç Bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir. 7 imza attınız; şimdi 7 Bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin. Bugün üzerinde durmamız gereken bir başka önemli gerçek daha vardır” diye konuştu.
“Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli”
Okul güvenliğini yalnızca polisiye tedbirlerle açıklayan anlayışı doğru bulmadıklarını belirten Şen şunları söyledi: “Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli, çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanları ile güçlü bir mekanizma kurulmalı; okul ve derslik yapılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ikili eğitim sonlandırılmalı; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalı; zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programları yaygınlaştırılmalı; öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikalar uygulanmalı ve eğitim gelecek vadetmelidir. Güvenli okul, yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan, geçici bahçe görevlisi bulunan okul değildir; çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği, öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu, zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği, yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur.
Kısacası çözüm, çocuğu yalnızca öğrenci olarak değil, bir bütün olarak gören kamusal politikalardadır.”
Çocukların güvenle eğitim gördüğü, eğitim emekçilerinin can güvenliği kaygısı taşımadan görev yaptığı okullar istediklerini belirten Şen, “Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır. Sorularımızın cevabını, eksikliklerin giderilmesini ve çocuklarımızı gerçekten koruyacak politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Şen son olarak Milli Eğitim Bakanlığına soru yöneltti:
- Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?
- Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok?
- Bir çocuğun eğitim sistemiyle bağı zayıfladığında devletin o çocukla bağı da mı zayıflamaktadır?
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et