İlk gizli şifreleme yöntemleri nasıl ortaya çıktı? Yazının icadından sonra sırları koruma mücadelesi başladı
Hayatın her alanında kullanılan şifreleme teknolojisinin kökeni bilgisayar çağına değil, binlerce yıl öncesine uzanıyor. İlk örnekleri Antik Mısır’da ortaya çıkan fiziki şifreleme yöntemi, yazının icadından sonra sırları koruma mücadelesinin başlamasıyla ortaya çıktı.
Fotoğraf: Pixabay
Zeliha Irmak
[email protected]
Bugün banka işlemlerinden mesajlaşma uygulamalarına kadar dijital hayatın neredeyse her alanında kullanılan şifreleme teknolojisinin kökeni bilgisayar çağına değil, binlerce yıl öncesine uzanıyor. İnsanlar yazıyı kullanmaya başladıktan kısa süre sonra, bilgiyi herkesin okuyamaması için sembolleri değiştirmeye, harflerin yerlerini değiştirmeye ve mesajları gizlemeye yönelik yöntemler geliştirdi.
Ancak ilk örneklerin tamamının bugünkü anlamıyla "şifreleme" olduğunu söylemek mümkün değil. Bazıları gizli bilgiyi korumaktan çok yazıyı daha gizemli veya seçkin göstermeye yönelikti. Tarih boyunca şifrelemenin özellikle savaş, diplomasi, ticaret ve kişisel iletişim alanlarında geliştiği görülüyor.
İlk örneklerden biri Antik Mısır'da ortaya çıktı
Şifreli yazının bilinen en eski örneklerinden biri yaklaşık MÖ 1900 yılına tarihlenen Antik Mısır yazıtlarında görülüyor.
Khnumhotep II'nin mezarında bulunan bazı hiyeroglifler, dönemin standart yazım biçiminden farklı semboller içeriyor. Ancak araştırmacılar bunun gerçekten gizli bir mesajı korumak amacıyla yapıldığından emin değil.
Bu nedenle söz konusu örnek, şifrelemenin kesin olarak başlangıcı şeklinde değerlendirilmek yerine, yazılı bilginin standart olmayan sembollerle değiştirilmesinin erken bir örneği olarak kabul ediliyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü şifreleme, yalnızca farklı semboller kullanmak değil, bir mesajı belirli bir yöntem veya anahtar olmadan anlaşılmaz hale getirmeyi amaçlıyor.
Mezopotamya'da ticari sırlar devreye girdi
Daha sonraki dönemlerde Mezopotamya'da bulunan bazı kil tabletler, bilginin korunmasının yalnızca devlet işleriyle ilgili olmadığını gösteriyor.
Yaklaşık MÖ 1500 yılına tarihlenen bir Babil kil tabletinde seramik üretiminde kullanılan bir sır tarifinin standart olmayan sembollerle kaydedildiği belirtiliyor.
Söz konusu tabletin özellikle dikkat çekici olmasının nedeni, gizlenmeye çalışılan bilginin bir üretim tarifi olması. Başka bir ifadeyle, erken dönemlerde bilgi güvenliği açısından korunması gereken şey yalnızca askerî emirler veya devlet sırları değildi; ticari bilgi de değer taşıyordu.
Bu örnek, modern anlamdaki "ticari sır" kavramının teknolojik olarak çok daha eski bir probleme dayandığını gösteriyor: Bilgiye sahip olan kişi avantajlıysa, bu bilgiyi başkalarından nasıl saklayacaksınız?
Asıl dönüşüm: Mesajı değiştirmek
Şifreleme tarihinde önemli bir adım, mesajın içeriğini gizlemek için harflerin veya sembollerin sistematik biçimde değiştirilmesi oldu.
Bunun en bilinen eski örneklerinden biri İbrani geleneğinde görülen Atbash yöntemidir. Bu sistemde alfabenin başındaki harfler sondaki harflerle eşleştirilir. Böylece belirli harfler başka harflerle değiştirilir.
Bu tür yöntemlere yerine koyma şifreleri deniyor. Mesajdaki harflerin kendisi değiştirilirken, mesajın anlamını bilen kişi doğru eşleştirme yöntemini uygulayarak metni yeniden okuyabiliyor.
Spartalılar mesajın harflerini değiştirmek yerine sırasını değiştirdi
Antik Yunan'da ise farklı bir yaklaşım ortaya çıktı.
Spartalılarla ilişkilendirilen scytale yöntemi, bilinen en eski transpozisyon şifrelerinden biri olarak kabul ediliyor. Sistemde uzun ve dar bir deri veya parşömen şeridi belirli kalınlıktaki bir çubuğun çevresine sarılıyor ve mesaj şeridin üzerine yazılıyordu.
Şerit çubuktan çıkarıldığında harfler birbirinden kopuk ve anlamsız görünüyordu. Mesajı okuyabilmek için aynı ölçülere sahip bir çubuğa ihtiyaç vardı.
Burada önemli bir fark vardı:
Yerine koyma şifresi harfleri değiştiriyordu; scytale ise harflerin sırasını değiştiriyordu.
Bu nedenle şifreleme tarihinde iki temel yaklaşım çok erken dönemlerde ortaya çıkmış oldu.
Savaşlar şifrelemeyi neden hızlandırdı?
Şifreleme yöntemlerinin gelişmesinde savaşların büyük etkisi oldu.
Bir komutanın düşman tarafından ele geçirilen mesajının okunması, askerî harekâtın planını ortaya çıkarabilir, birliklerin konumunu açığa çıkarabilir veya saldırının başarısız olmasına yol açabilirdi.
Bu nedenle özellikle askerî haberleşmede mesajın düşmanın eline geçmesi kadar, mesajın ele geçirildiğinde okunamaması da önemli hale geldi.
Roma döneminde bunun en ünlü örneği Julius Caesar'a atfedilen şifreleme yöntemidir.
Caesar şifresi nasıl çalışıyordu?
Julius Caesar'ın askerî haberleşmede kullandığı bildirilen sistemde alfabedeki harfler belirli sayıda kaydırılıyordu.
Örneğin üç harflik kaydırma uygulanıyorsa:
A → D
B → E
C → F
şeklinde devam ediyordu.
Böylece açık mesaj, karşı tarafın eline geçtiğinde anlamsız görünen bir harf dizisine dönüşüyordu.
Bugün Caesar şifresi olarak bilinen bu yöntem, basit bir yerine koyma şifresiydi. Roma tarihçisi Suetonius, Caesar'ın askerî öneme sahip yazışmalarında böyle bir sistem kullandığını aktarıyor.
Ancak yöntemin önemli bir zayıflığı vardı: Kullanılabilecek kaydırma sayısı sınırlıydı. Bu nedenle yeterli miktarda şifreli metne sahip olan bir rakip, farklı olasılıkları deneyerek sistemi çözebilirdi.
Şifreleme geliştikçe şifre kırma da ortaya çıktı
Şifreleme tarihindeki en önemli gelişmelerden biri, insanların yalnızca daha iyi şifreler üretmeye değil, başkalarının şifrelerini çözmeye başlamasıydı.
Yaklaşık 9. yüzyılda yaşayan Arap bilim insanı El-Kindî, şifre çözme tarihinde önemli bir yöntem geliştirdi: frekans analizi.
Bir dilde bazı harfler diğerlerinden daha sık kullanılır. Örneğin uzun bir metinde belirli bir harfin diğerlerinden çok daha fazla görülmesi, şifreli metindeki karşılığının tespit edilmesine yardımcı olabilir.
El-Kindî, harflerin kullanım sıklığından yararlanarak basit yerine koyma şifrelerinin çözülmesini sistematik hale getiren yöntemler geliştirdi. Böylece şifreleme ile şifre kırma arasında binlerce yıl sürecek bir rekabet başladı.
Şifreleme aslında "bilgiyi saklama" ihtiyacından doğdu
Tarihsel örnekler birlikte değerlendirildiğinde ilk şifreleme yöntemlerinin ortaya çıkışında ortak bir sorun görülüyor:
Bilginin değeri arttıkça, o bilgiye kimin erişebileceği önem kazandı.
Devletler askerî emirlerini, tüccarlar üretim sırlarını, yöneticiler diplomatik yazışmalarını ve bireyler özel mesajlarını korumak istedi.
Bu nedenle şifreleme, tek bir kişinin veya devletin icadı olmaktan çok, farklı toplumlarda benzer ihtiyaçlara verilen cevapların zaman içinde gelişmesiyle ortaya çıktı.
İlk yöntemler oldukça basitti. Kimi zaman semboller değiştirildi, kimi zaman harflerin sırası bozuldu, kimi zaman da mesaj fiziksel olarak saklandı. Örneğin Herodotos, Antik Yunan dünyasında mesajların balmumunun altına gizlenmesi veya bir kölenin saçlarının altına dövme olarak yazılması gibi yöntemlerden söz eder. Bunlar teknik olarak şifreleme değil, steganografi, yani mesajın varlığını gizleme yöntemleriydi.
Binlerce yıllık mücadele
Antik Mısır'daki standart dışı hiyerogliflerden Mezopotamya'daki gizli tariflere, Spartalıların scytale yönteminden Caesar şifresine kadar uzanan süreç, insanlık tarihindeki temel bir gerçeği ortaya koyuyor:
Bir bilgi değerliyse, onu gizleme ihtiyacı da ortaya çıkıyor.
Üstelik şifreleme geliştikçe karşı tarafın şifreyi çözme çabası da gelişti. Bugün internet bankacılığında kullanılan karmaşık matematiksel algoritmalarla Antik Çağ'daki basit harf değişimleri arasında teknik açıdan büyük fark bulunuyor. Ancak temel problem aynı kalıyor:
Mesajı, yalnızca doğru kişinin okuyabileceği hale getirmek.
Bu nedenle modern dijital şifreleme sistemleri, binlerce yıl önce başlayan ve her yeni şifreleme yönteminin karşısında yeni bir şifre kırma yönteminin ortaya çıktığı uzun tarihsel mücadelenin son halkalarından biri olarak değerlendirilebilir.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et