Mehmet Alp KARABULUT
İzmir
Hafta başında tekrardan okullarımıza döndük. Kimimiz arkadaşlarımızı görmenin, kimimiz yeni bir sınıfa başlamanın telaşını yaşıyoruz. Fakat hepimizin ortak bir gerçeği var: Yeni eğitim yılına yalnızca ders kitapları ve sınavlarla değil, geçmişten devraldığımız birçok sorunla giriyoruz.
Bir liseli olarak okula yalnızca ders görmek için gitmiyorum. Okul, kendimi geliştirdiğim, sanatla, sporla ve farklı düşüncelerle tanıştığım bir alan. Fakat bugün liselilerin okul hayatı sınavlara, notlara ve üniversite yarışına sıkıştırılıyor. Eğitimin kendisi geri plana itilirken öğrencilik yalnızca sınav başarısıyla ölçülen bir performansa dönüştürülüyor.
Liseli olmak derslerden ibaret olmamalı
Üstelik eğitim alanındaki değişiklikler bu tabloyu daha da karmaşıklaştırıyor. Yeni müfredatla birlikte bilimsel eğitimin, eleştirel düşüncenin ve soru sorabilmenin geri plana itilmesi geleceğimiz açısından ciddi bir sorun. Eğitim, dünyayı anlamamızı sağlayacağı yerde yalnızca ezberlenmesi gereken bilgiler toplamına dönüşmemelidir. Okullarımızdaki sosyal alanların daralması da başka bir boyut. Eğitim dediğimiz, yalnızca matematik, fizik veya Türkçe derslerinden ibaret olmamalı. Tiyatro yapmak, şiir yazmak, müzikle uğraşmak, kitap okumak ve kendimizi ifade edebilmek de eğitimin parçasıdır. Öğrencilerin kendilerini geliştirebileceği alanlar olmadan nitelikli bir eğitimden söz edilemez.
Eğitim demek geçim sıkıntısı demek
Bugün eğitim hayatımızı ekonomik koşullardan da ayrı konuşamayız. Bir liselinin okula ulaşması, öğle yemeği ve kırtasiye ihtiyaçları aileler için ciddi bir yük. Üniversite sınavına hazırlık sürecinde öğrenciler, okuldaki yetersiz eğitim yüzünden dershane ve özel ders gibi ek imkânlara yönelmek zorunda bırakılıyor; bu da fırsat eşitliğini ortadan kaldırıyor. Ekonomik gücü yetenler bu imkânlardan yararlanırken, maddi durumu elvermeyenler çok daha ağır koşullarla mücadele ediyor. Böylece aynı sınıfta oturan öğrenciler en başından eşit olmayan koşullarda yarışmaya başlıyor. Eğitim hakkı, ailenin ekonomik durumuna göre değişen bir ayrıcalık olmamalıdır. Bu eşitsizlik geleceğe dair düşüncelerimizi de etkiliyor. “Üniversiteyi kazanabilecek miyim?”, “İş bulabilecek miyim?”, “Ailem beni okutabilecek mi?” Bunlar artık birçok liselinin kafasındaki sorular. Geleceğe plan yapmamız gereken yaşlarda, geleceğin kendisinden kaygı duyar hâle geliyoruz.
Sıra arkadaşımız Tunç Çam’ın ölümü tesadüf değil!
Bir diğer önemli başlık MESEM ve staj uygulamalarıdır. Öğrencilerin çalışma hayatına deneyim kazanması önemli olsa da hiçbirisi eğitim hakkının önüne geçmemelidir. Lise çağındaki öğrencilerin eğitimden uzaklaştırılarak ağır ve güvencesiz koşullara itilmesi kabul edilemez.
Geçtiğimiz günlerde 14 yaşındaki Tunç Çam’ın MESEM kapsamında çalışırken hayatını kaybetmesi, bu meselenin istatistikten ibaret olmadığını gösterdi. Tunç Çam bu yıl hayatını kaybeden 61. öğrenci oldu. Bakan Tekin’in açıklamasına göre 2025 ve 2026 yıllarında yaklaşık 10 bin öğrenci iş kazası geçirdi.
Neden “Yusuf Tekin İstifa” diyoruz?
Bugünkü tepki yalnızca tek bir uygulamadan kaynaklanmıyor. Eğitimin nasıl şekillendirildiğine ve okulların nasıl yönetildiğine ilişkin daha büyük bir itiraz var. Peki bizler ne istiyoruz?
Bilimsel, laik, nitelikli ve parasız bir eğitim istiyoruz. Düşüncelerimizi özgürce ifade edebildiğimiz, soru sorduğumuz için cezalandırılmadığımız, kültürel faaliyetlere ulaşabildiğimiz okullar istiyoruz. Ekonomik durumumuzun eğitim hakkımızı belirlemediği bir düzen talep ediyoruz. MESEM ve staj uygulamalarında emeğimizin sömürülmediği, çalışma koşullarının güvenli olduğu bir sistem istiyoruz. Okullarımızda kendi geleceğimiz hakkında da söz ve karar hakkımızın olmasını istiyoruz.
Ve en önemlisi, geleceğimiz hakkında sürekli kaygı duymak yerine onu kurabileceğimize inanmak istiyoruz. Biz bu ülkenin geleceğinde yaşayacak, üretecek insanlarız. Dolayısıyla eğitim politikaları hakkında konuşmak bir ayrıcalık değil, en temel hakkımızdır.
Yeni eğitim dönemine girerken sorulması gereken yalnızca “Liseliler derslerine hazır mı?'” sorusu değildir. Asıl sorulması gereken: “Bu eğitim sistemi liselilerin geleceği için ne vadediyor?”
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et