Alp Eren ELVEREN
Fotoğraf Bölümü
Güzel Sanatlar Fakültesi
Dokuz Eylül Üniversitesi
Üniversitelerin açılması ile birlikte hemen her bölümde boy gösteren ve günden güne derinleşen sorunlarımız mevcudiyetini koruyor. Fakat bu dönem açısından karşılaştığımız sorunlara bir yenisi daha, Cumhurbaşkanlığı tarafından ekleniyor. 5 Eylül’de yayımlanan Resmi Gazete’de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü’nün Cumhurbaşkanı tarafından kapatılmasına karar verildiğini öğrendik.
İktidarın üniversitelere dönük saldırıları yeni dönemde de hız kesmeden devam ediyor. Bundan tam 1 sene önce 2025 Eylül’ünde tek bir imza ile Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki toplam 30’u aşkın kulüp ve topluluğu kapatan, Bilgi Üniversitesi’ni bir gecede kapatmaya çalışan Saray rejimi, aynı hamleyi bugün Güzel Sanatlar Enstitüsü’ne karşı gerçekleştiriyor.
Geleceksizlik tesadüf değil
Tabii ki reçeteyi kesmeden önce teşhisi koymamız gerekir. Üniversitelerde karşımıza çıkan bu tabloyu eğitim hakkımıza dönük saldırılar olarak açıklamak tek başına yeterli olmaz. Bugün Türkiye gençliğinin karşı karşıya bırakıldığı geleceksizlik ve yoksulluğun, küresel çapta gittikçe büyüyen kapitalizm ve Türkiye’nin, Saray rejimi tarafından küresel kapitalizmin hedefleri doğrultusunda yerli ve yabancı kapitalistler için adeta bir ucuz iş gücü cennetine dönüştürülmek istenmesi ile bağını kurmak gerekir.
Takvimler 4 Haziran 2025’i gösterdiğinde Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı’na atandığını öğrenmiştik. Atanışının üzerinden 3 ay geçmesinin ardından açıklanan Orta Vadeli Program (OVP), sermayenin ihtiyaçları ile paralel biçimde şekillendirildi. Saray rejimi bu ekonomi programı ile birlikte işçiler, emekçiler ve onların genç kuşakları olan bizlerin de içerisinde bulunduğu yoksulluğu büyüterek sermayedarları zengin etmenin garantörü oldu.
İlk Orta Vadeli Program ile birlikte ücretlerin baskılanması, “Kamuda Tasarruf Tedbirleri” ile kamusal harcamalarda kesintiye gidilmesi ve sermayeye yönelik teşviklerin giderek genişletilmesi temel bir ekonomik politika haline getirildi. Geçtiğimiz hafta açıklanan yeni Orta Vadeli Program ise mevcut ekonomi politikalarından geri adım atılmayacağını, aksine daha da saldırganlaşarak devam edeceğini bizlere gösteriyor.
Yoksulluk büyürken üniversitelerin niteliği düşüyor
Üniversite gençliği barınmadan beslenmeye, ulaşımdan eğitim masraflarına kadar günden güne eğitimlerine ve yaşamlarına dönük saldırılarla boğuşurken, üniversitelerin ise kamusal niteliği hız kesmeden yok ediliyor. Bu nedenden ötürü, üniversitelerde yükselen itirazları yalnızca yerel sorunlara indirgememek, bizlere dayatılmış olan bu düzene, yönelik bir itiraz olarak da okumak gerekir.
Bu itirazların en görünür halinin yansıdığı tarih ise 19 Mart eylemleridir. 19 Mart’ta İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı’nın gözaltına alınması ile birlikte üniversitelerden yükselerek toplumsal bir muhalefete dönüşen bir halk hareketi ortaya çıktı. Üniversitelerden başlayan eylem ve boykotlarla birlikte üniversite gençliği yalnızca kampüslerinde yaşadıkları sorunlara değil içerisinde bulundukları siyasal ve ekonomik saldırılara karşı mücadele etti.
Bu mücadelelere soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalarla yanıt veren iktidar, üniversitelerde ise öğrenci hareketlerini yok etmeye yönelik adımlar attı. Saman alevi gibi hızla alevlenen bu mücadelenin sönümlenmesi ile birlikte gözünü üniversitelere çevirdi. Topluluklara yönelik baskılar ve üniversitelerde büyüyen antidemokratik kararlar Saray rejiminin siyasal olarak sıkışmışlığının da bir göstergesi olarak karşımızda durmaktadır.
Bugün Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü’nün de tek bir imza ile kapatılıyor olması tüm bu bahsettiğimiz tablonun üniversitelerdeki yansımalarına somut bir örnektir. Üniversite bileşenlerine hiçbir söz hakkı tanımdan alınan bu antidemokratik karar, Türkiye’de inşa edilmek istenen siyasal anlayıştan da mevcut ekonomi politikalarından da bağımsız değildir.
Üniversitelerimizi birlikte savunalım
Güzel Sanatlar Enstitüsü, 20 yılı aşkın süredir akademik birikimin taşıyıcısı konumundadır. Bu karar yalnızca bir enstitüyü kapatmak değil, içerisinde barındırdığı akademik ve sanatsal birikimi de yok etmek demektir. Bu karar süregelen eğitim ve çalışmaların geleceğini doğrudan etkilemektedir. Aynı zamanda fakültemiz Güzel Sanatlar’da eğitim gören bizlerin lisans eğitimi sonrası akademik ve sanatsal üretimlerimizi sürdürebileceğimiz alanların daraltılması ve içinin boşaltılması demektir. Enstitü ile başlayan bu süreç yarın fakültemizde herhangi bir bölümün güvenliğini de tehdit etmektedir. Dolayısıyla bu karar ne sadece Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin ne de sadece lisansüstü öğrencilerinin sorunudur. Bu açık bir şekilde üniversitelerin herhangi bir bölümünde veya herhangi bir topluluğunda, üniversite bileşenleri olan bizlerin iradesinin yok sayılmasıdır. Bu yüzdendir ki bu karar kabul edilebilir değildir.
Üniversiteler kararnameler ile değil üniversite bileşenlerinin bağımsız karar alım süreçleriyle yönetilmelidir. Bugün kampüslerimizde yaşadığımız sorunlar için mücadele etmek yarın demokratik bir Türkiye için mücadele etmenin basamaklarını döşemektedir. Demokratik ve özerk bir üniversite mücadelesi demokratik ve bağımsız Türkiye mücadelesi ile birleşmelidir.
Güzel Sanatlar Fakültesi ve Enstitüsü’ndeki arkadaşlarımızı sınıflarımızda ve bölümlerimizde yaşadığımız sorunlar etrafında yan yana gelmeye, özerk ve demokratik bir üniversite için mücadele etmeye çağırıyoruz!
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et