Ömer ÜNER ve Yiğit AKSU
Bursa
Bursa'nın farklı semtlerinde gençlerle sohbet ettik. Maddi durumları, eğitim hayatları, geleceğe dair umutları ve günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlar üzerine yaptığımız görüşmeler, gençlerin eğitim hayatının yalnızca dersliklerde şekillenmediğini; barınmadan ulaşıma, beslenmeden ekonomik güvencesizliğe kadar pek çok sorunla iç içe olduğunu gösterdi.
Ne barınabiliyoruz ne geçinebiliyoruz
Üniversite öğrencileri açısından ekonomik sorunların başında barınma ve beslenme geliyor. Aldıkları burs ve destekler temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmezken, üniversite öğrencileri özellikle yemek masraflarının ciddi bir yük oluşturduğunu ifade ediyor. Bir arkadaşımız ekonomik durumunu anlatırken, “Öğrenciyken KYK bursu almama rağmen geçen yıl ekonomik olarak özellikle yemek konusunda çok zorlandığımı düşünüyorum” diyor.
Üniversitelerde yemek desteği bulunan öğrenciler için de sorun tamamen ortadan kalkmış değil. Ankara'da okuyan bir arkadaşımız, ihtiyaç sahibi öğrenciler için yemek bursu bulunduğunu ancak yemeklerin niteliğinin de öğrencilerin tercihlerini etkilediğini belirtiyor: “Yemek bursu oluyor bu arada, ihtiyacı olan öğrenciler okul yemeği yiyebiliyor. Ama genelde okuldaki yemeği de beğenmediğim için yemeği dışarıda arıyorum.”
Ekonomik sorun yalnızca günlük harcamalarla da sınırlı değil. Barınma giderleri ve üniversiteye ulaşım için harcanan zaman ve para da öğrencilerin eğitim hayatını doğrudan etkiliyor. Türk-Alman Üniversitesi'nde okuyan bir arkadaşımız, üniversitesinin devlet üniversitesi olmasına rağmen barınma koşullarının ekonomik durumu iyi olmayan öğrenciler için ciddi bir engel oluşturduğunu anlatıyor. En yakın KYK yurdunun okula otobüsle 1-1,5 saat uzaklıkta olduğunu belirten arkadaşımız, okulun yeni açılan yurdunun ise dört kişilik odalar için 12 bin lira olduğunu ve toplam yaşam maliyetinin çok daha yukarı çıktığını söylüyor: “Bizim okulumuz devlet okulu olmasına rağmen fakirsen okuyamıyorsun. Kalacak yerin olmadığı zaman, ev tutamadığın zaman sıkıntı yaşıyorsun.”
Ulaşım sorunu da öğrencilerin eğitim hayatını zorlaştıran başlıklardan biri. Aynı arkadaşımız, üniversitelerinde ring bulunmadığını ve okula ulaşım için kullanılan ücretli araçların ise seyrek çalıştığını belirtiyor: “Bizim okulumuzda ring yok. Sadece akbil bastığımız ücretli araçlar var ama onlar da bir buçuk saatte bir var. Yani kaçırınca daha bekliyorsun.”
Hocaların gerçekliği bizimkinden farklı
Ekonomik eşitsizlik, öğrenciler ile üniversite yönetimleri ve akademisyenler arasındaki ilişkilere de yansıyor. Türk-Alman Üniversitesi’nden arkadaşımız, kendi okulunda öğrencilerin yaşadığı ekonomik güçlüklerle akademisyenlerin yaşam koşulları arasında belirgin bir kopukluk olduğunu düşünüyor. Yaşadığı barınma sorunlarını hocalarına anlattığında aldığı tepkileri şöyle aktarıyor: “”Niye uğraşıyorsun, ev tutuver?”. Tutuver, sanki ev tutmak çok basit bir şeydi şimdi.” Arkadaşımız, bu durumun yalnızca bireysel bir yaklaşım olmadığını, üniversitedeki öğrenciler ile hocalar arasında ekonomik ve toplumsal bir uzaklık yarattığını ifade ediyor: “Hocalarımızın maddi durumları iyi yani. Almanya bağlantıları olduğu için, Almanya'da büyüdükleri için vs. O yüzden bir kopukluk var öğrenciler ve hocalar arasında bizim okulda.”
Öte yandan gençlerin geleceğe bakışı da tek biçimli değil. Ekonomik ve sosyal sorunlar yaşamalarına rağmen bazı öğrenciler gelecekte kendilerine bir yer görebildiklerini söylüyor. Görüştüğümüz arkadaşlardan biri, “Kendini gelecekte bir yerde görebiliyor musun?” sorusuna doğrudan “Evet, görebilirim” yanıtını veriyor.
Egemen sınıfın çıkarlarına uygun bir toplumsal düzenin yaratılması adına liseler ve liseliler, iktidar için bir dayanak haline geliyor. İktidar "dindar nesiller" yetiştirme projesiyle aile, ahlak ve din gibi araçları bu doğrultuda ideolojik bir baskı aygıtı olarak kullanıyor. Dolayısıyla liseli arkadaşlarımız zorbalık, okul içi saldırılar, idare baskısı, niteliksiz eğitim, kalitesiz yemekler gibi bir sürü sorunla boğuşurken bir taraftan da bu projenin kurbanı hale geliyor.
Eğitimde niteliğin “N”si yok
Liseyi yeni bitirmiş, üniversiteye gidecek bir arkadaşımızla yaptığımız bir sohbet, bize liselerdeki güvenlik sorunları, eğitim sisteminin niteliksizlik hakkında birçok sorunu gösterdi: ”Fazlasıyla ekonomik sıkıntı yaşıyoruz. Eğitim sistemi gerçekten çok kötü ve değişmesi gerekiyor, müfredat çok niteliksiz. Okullar temizlik açısından çok eksik, yeterli personel bulundurulmuyor, güvenlik açısından da yeterli önlemler alınmıyor, kendimizi güvende hissedemiyoruz.” Arkadaşımızın bu söylemleri bize gösteriyor ki, liseli arkadaşlarımız en insani haklarından olan eğitim hakkından bir nevi mahrum bırakılıyor. Temiz ve güvenli olmayan yerlerde "göstermelik" bir eğitim görüyorlar.
Arkadaşımıza gelecekte kendini bir yerde görebiliyor mu, geleceğe dair ne kadar umutlu diye bir soru yönelttiğimizde de cevabı, çok arafta kaldığını gösteriyor: "Görüyorum ama çok da emin değilim. Bizim elimizde olmayan şeylerden dolayı her istediğimiz olmuyor. Yurt dışında okumak isterdim ama yeterli imkanlar olmadığı için okuyamadım."
Çoğu lise öğrencisi hayata en umutlu bakması gereken yaşta, iktidarın eğitim politikaları ile kararsızlığa, karamsarlığa ve karanlığa itiliyor. Saray rejimi eğitim politikalarını belirlerken, nitelikli eğitimden vazgeçerek öğrencileri sermayeye ucuz iş gücü olarak sunma derdine düşerek binlerce liseli ve MESEM’li arkadaşımızı kurban ediyor.
Minarelicavuş Mahallesi’nde okul hayatından kopmuş veya kopmak zorunda kalmış lise çağındaki arkadaşlarımızla konuştuklarımız, patron düzeninin ve Saray rejiminin eğitim politikalarının gençler üzerindeki en sert sonuçlarının bir göstergesi oldu. Gençler, hayatlarından memnun olmadıklarını, eğitim hayatlarının hiçbir zaman bir düzene oturmadığını, mahallelerindeki çoğu gencin çalışmak zorunda olduğunu belirtiyorlar. Geleceğe dair umutları ve ne yapmayı düşündükleri sorulduğu zamansa işçi olarak kalacaklarını veya baba mesleklerini sürdüreceklerini söylüyorlar. Hayalleri ise "orta gelir grubuna dahil olmak" gibi geçinebilmeye endekslenmiş hayaller. Bu gidişatın nasıl düzeleceğini sorduğumuzda ise "Devletin başındaki değişirse her şey düzelir" diyorlar.
Maalesef ülkemizde birçok genç arkadaşımızın da yaşadıkları durum, hayalleri, eğitim hayatları bu şekilde. Patron düzeni ile gençler gençliğini yaşayamıyor, daha çok genç yaşlarda işçi olmaya itiliyor. Üniversitelilerin yaşadığı barınma krizi, geçim sıkıntısı ve bunları karşılayacak bir bursun eksikliği, liselilerin hissettiği geleceksizlik, okullarında yaşadıkları idare baskısı ve bir öğün ücretsiz yemeğin dahi sağlanmaması durumu aslında aynı düzenin bir sonucu. Peki bu düzene karşı ne yapmalı? Oturup “kaderimize” razı mı gelmeli yoksa kalkıp bir şeylerin değişmesi için hep birlikte mücadele mi etmeli?
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et