Hasan Mert ve Abdülmuttalib
ODTÜ
Dönem açılışı öncesi ODTÜ yurtlarına %30 bir zam yapıldı. “Bu zam tabii ki son derece normal. Sonuçta her şeye %30 zam geldi. Yurtlarla ilgilenen personel sayısı da giderek azalıyor ama kemer sıkma politikaları dönemindeyiz. Sonuçta kamunun her yanından kesintiler oluyor. Belki karşısında bir şey yapılabilir ama… Sonuçta kimsenin de bir araya geleceği yok.” Diye diye bugüne kadar yurtlarda karşılaştığımız koşulları normalleştirdik. Sonunda bu dönem açılışında da neredeyse içinde yaşanamayacak durumdaki yurtlara ödeyemeyeceğimiz ücretler verilmemizin istendiği bir durumla karşı karşıya kaldık.
Tabii ki içinde bulunduğumuz kötü koşulları normalleştirmek tek seçeneğimiz değil. Koşullar böyle olunca yurt ücretleri ve koşulları hakkında başarıya ulaşan ya da ulaşmayan birçok hareket var. Bir kaçınılmazlık hali olarak farkında olduğumuz mücadelenin olanaklarını bize gösteren deneyimler bunlar.
Geçmişten Mücadele Örnekleri
ODTÜ’den başlayalım. Hızıroğlu, birkaç yıl boyunca öğrencilerin bir yurt komitesi etrafında bir araya geldiği ve çamaşır makinesinden sebile birçok kazanımı elde ettiği bir yurttu. Bu birlikteliğin ve kötü yurt koşullarının birikmesi ile öğrenciler bir boykot örgütledi, yurtlarını tadilata sokturttu. Bu kazanımı da mücadelenin bir sonuç getirmediği görüşüne uydurmanın bir çabası olsa gerek, şimdilerde “Hızıroğlu zaten tadilata girecekti” diye bir söylenti çıkmış. Yönetimin son güne kadar bir tadilat güvencesi vermemek için attığı taklaları Hızıroğlu’nun duvarları bilirdi ama onlar yıkılıp gıcırı yapıldı diyerek bu söylentiye de değinmiş olalım.
13. Yurt da ayrı bir örnek. 6 Şubat depremi sonrası ODTÜ öğrencilerinin talep mücadelesi ile ücretsiz bir şekilde depremzede öğrencilerin kullanımına açılmıştı. Sonrasında “sular duruldu” diye düşünülerek geriye dönük ücret talep edilmiş, cevabı da atanmış Rektör’den yurtlar Müdiresi’ne kadar bu yüzsüzlüğü teşhir eden ve bu kararı kabul etmeyen kitlesel eylemliliklerle verilmişti. Bir benzer yüzsüzlüğü henüz haftalar önce, NATO bahanesi ile apar topar yurtlarımızdan kovulduğumuzda gördük. O zaman da bir gecede odaları gezerek yaptığımız yurt toplantıları ve basın açıklaması, ortak bir işgal kararını çıkardı ve NATO sürecinde de ODTÜ’de kalabilmemizi sağladı.
ODTÜ dışında da Samiha Ayverdi KYK’dan Zeren Ertaş eylemlerine kadar, üniversite öğrencilerinin ortak taleplerle kol kola girebildiğinde sesinin ne kadar gür çıkabildiğini gösterdi.
Birikimin Çizdiği Rota
Peki öğrenci mücadelesinin tüm bu deneyimleri bize neyi gösteriyor? Öncelikle, tabii ki mücadelenin kuşku götürmez biçimde mümkün olduğunu. Ondan sonra ise başarılı ve başarısız eylemler arasındaki farklara bakmak gerekiyor. Yukarıda konuştuğumuz ODTÜ’den örneklerde üç nokta özellikle öne çıkıyor.
Bunlardan ilki, bahsettiğimiz eylemliliklerin her birinde gerçek bir temsiliyetin sağlanmış olması. Hızıroğlu’nda yurt komitesi, 13. Yurt’ta benzer bir yapılanma ve NATO eyleminde hızlıca örgütlenmiş toplantılar var. Bu noktanın kritikliğini kavramak için şunu düşünmek dahi yeterli; ortak bir tartışma ortamı olmaksızın, özellikle NATO zirvesi gibi gözdağı ve gözaltıların havada uçuştuğu bir dönemde, bir öğrenci diğerine nasıl güvenebilirdi? Üstelik yurt işgali gibi bir eylem için!
Bir diğeri, taleplerin üzerinde ortaklaşılmış ve net olması. Bunu sağlayan en büyük şeylerden biri de yukarıda konuştuğumuz ortak karar alma mekanizmaları. Fakat bu karar mekanizmalarının oluşturulmuş olması, etrafında bir araya gelinebilecek taleplerin kendiliğinden ortaya çıkması demek de olmuyor. Her bir talep üzerine mümkün olan en geniş oranda ortaklaşma sağlanana kadar konuşulması gerekiyor.
Son olarak, bu iki unsuru bir araya getiren şey de yine üstünde ortaklaşılmış ve net bir eylem planı olması. Bu noktada 13.Yurt eylemleri çeşitli yanlarıyla bir istisna sayılabilir. Daha hızlı gelişen olaylar oldukları için çeşitli kararlar hızlı verilmiş olsa da bu kararlar yine de ortaklaşa verilmişti. Bu noktanın önemi de ilki ile benzer bir yere oturuyor. Harekete geçmek için ne üzerine harekete geçileceğini bilmek ve ortadaki plana güvenebilmek gerekiyor. İş böyle olunca belirsiz kalan veya çoğunluğun ne kadar ikna olduğu belli olmayan planları hayata geçirmek ve başarıya ulaştırmak zorlaşıyor.
“Nasıl bir eylem yapmalı?”
Fakat geçmiş deneyimlerden çıkardığımız bu dersler tek bir koşulda anlamlı; eğer mücadele edeceksek. Edeceksek; çünkü edeceksem veya edeceksen yetmeyecektir. Bu dersler, kişiler üzerinden değil birlikte hareket etmiş yurt öğrencileri üzerinden çıkartılmış dersler. Yani ancak birlikte hareket edersek bu birikimden yararlanmak ve başarılı bir mücadele ortaya koymak mümkün olacak. Bu noktada tabiri caizse ODTÜ’de dolaşan yurt boykotu “hayaletinden” ve yurt yurt alınan toplantılardan bahsetmek gerek. Şimdiye kadar çoğu konuşmada “Zamlara karşı bir eylem olacak mı?” sorusu geçiyor. Bunun “Nasıl bir eylem yapsak?” sorusuna dönüşmesi gerekmez mi?
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et