Zehranaz KADAYIFCI
Ankara
Gençliğin yaşadığı toplam bir karmaşanın içinde düzen tartışmaları, sıkça denk geldiğimiz bir tartışma oluyor. Yaşadığımız bütün bu geleceksizlik ve umutsuzluk senaryolarının değişiminin aslında düzenin kökten değişmesiyle mümkün olacağı noktasında çoğu zaman ortaklaşsak da bunun sosyalizm aracılığıyla olacağı fikrine cevap olarak aynı cümle çıkıyor karşımıza: “İyi de sosyalizm insan doğasına aykırı. İnsan bencil ve rekabetçidir, dolayısıyla da böyle bir sistem yürümez.” Peki ama bize insan doğası diye anlatılan gerçekten insanın ‘değişmez’ doğası mı, yoksa içinde yaşadığımız düzenin bize öğrettiği davranışlar mı? Çünkü bugün birbirimizi rakip olarak görmemiz, sürekli daha iyi olmak zorunda hissetmemiz, başkasının başarısını kendi kaybımız gibi yaşamamız ve geleceğimizi tek başımıza kurtarmaya çalışmamız bize doğuştan verilmiş özellikler değil. Bunların nasıl bir toplumda yaşadığımızla doğrudan bir ilgisi var. Sabahın köründe işe yetişmek zorunda olan işçiden, burs kazanmak için yarışan öğrenciye; ücretsiz staj yapan gençten, mezun olduğunda yüzlerce kişiyle aynı işe başvuran yeni mezuna kadar hepimiz aynı rekabet ilişkilerinin içine itiliyoruz. Sonra da bu ilişkilerin ortaya çıkardığı davranışlar bize “insan doğası” diye geri satılıyor.
İnsanı insan yapan şey birlikte yaşamak
Oysa insanlık tarihine baktığımızda karşımıza yalnızca bencillikten, rekabetten ve bireysel çıkardan oluşan bir insan hikâyesi çıkmıyor. Tam tersine, insanı insan yapan en temel şeylerden birinin birlikte yaşamak ve birlikte üretmek olduğunu görüyoruz. İnsan tek başına ne doğaya karşı koyabilir ne de bugünkü anlamda bir toplum yaratabilir. Dil, bilgi, üretim, bilim, kültür hepsi kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir birikimin ürünü. İnsanlığın çok uzun tarihsel dönemlerinde üretim ve yaşam bugünkü anlamıyla sınıflara, patronlara ve sermaye egemenliğine dayanmıyordu. Demek ki sömürü, rekabet ve sınıf egemenliği insanın değişmez kaderi değil; belirli tarihsel koşullarda ortaya çıkmış toplumsal ilişkiler. Asıl mesele de burada başlıyor. Çünkü insanın kendisini gerçekleştirmesinin en temel yollarından biri olan emek, kapitalizm altında insanın özgürleşmesinin değil; hayatta kalabilmesinin koşuluna indirgeniyor. Çalışmak, yaratmak, üretmek insanın kendi potansiyelini ortaya koymasının bir yolu olmaktan çıkıyor; emeğini satmak zorunda olduğu bir zorunluluğa dönüşüyor. Ürettiğimiz şey üzerinde sözümüz azalıyor, yaptığımız iş üzerindeki kontrolümüz azalıyor ve kendi emeğimizle kurduğumuz ilişki giderek yabancılaşıyor. Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan yalnızlığa ve rekabete ise “İnsan zaten böyle” diyebiliriz aslında. Asıl insan doğasına aykırı olanın ne olduğunu biraz da buradan sormak gerekiyor. İnsanlığın bugün tarihte hiç olmadığı kadar üretme kapasitesine sahip olduğu bir dünyada milyonlarca insanın hâlâ barınma, beslenme, eğitim ve sağlık güvencesinden yoksun olması mı doğal? Üretim milyonlarca insanın ortak emeğine dayanırken ortaya çıkan zenginliğin bir sermaye sınıfının elinde toplanması mı doğal?
Sosyalizm bir hayal değil
Esas kapitalizm insan doğasına bu kadar aykırıyken bir gerçeklik haline geldiyse sosyalizm o kadar uzak bir tablo olmamalı. Bize doğal diye anlatılan şeyin önemli bir kısmı aslında tarihsel olarak kurulmuş bir düzenin kendisi. Bu yüzden sosyalizm bir masabaşı hayali değil. Onun maddi koşulları kapitalizmin dışında bir yerde değil, kapitalizmin kendi gelişiminin içerisinde ortaya çıkıyor. Kapitalizm üretimi hiç olmadığı kadar toplumsallaştırıyor, insanlığın bilimsel ve teknolojik kapasitesini büyütüyor ama bütün bu olanakları özel mülkiyet ve kâr ilişkilerinin içine sıkıştırıyor. Bugün sahip olduğumuz olanaklarla herkesin insanca yaşayabileceği bir dünya yaratmak mümkünken, bunun mücadelemizle mümkün olacağını da görüyor olmak gerekir. Öğrencilerin yan yana geldiği amfilerde, fakültelerde kurulan gruplarda, öğrenci topluluklarında, genç işçilerin iş yerlerinde yan yana gelmesinde, gençliğin barınma ve eğitim hakkı için birlikte mücadele etmesinde; yani aslında bulunduğumuz her alanda mücadelemizi yükseltmek başka bir dünyanın tohumlarını birlikte yeşertmemizden geçiyor!
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et