Ela Naz
Ankara
Türkiyede liseli genç bir kadın olmak; her gün okul yolunda, sınıfta ve sokakta katmanlı bir baskı çemberine karşı mücadele etmek anlamına geliyor. Derinleşen ekonomik kriz, gerici baskılar ve artan cezasızlık iklimi; liseli kadınların gündelik yaşamını evden okula, otobüsten sokağa kadar devasa bir güvensizlik alanına çeviriyor.
Sokakta tedirginlik, kantinde yoksulluk
Sabahın ilk ışıklarında okula gitmek için yola çıkan genç kadınlar, daha durağa varmadan güvenlik kaygısıyla başbaşa kalıyor. Sokakta arkasına bakarak yürümek, yalnızken bir yakınına konum atmak ya da telefonda konuşuyormuş gibi yapmak liseli kadınların günlük rutini haline gelmiş durumda. Türkiyenin dört bir yanındaki liselerdeki genç kadınların ezici çoğunluğu ne sokakta ne de toplu taşımada kendini güvende hissettiğini ifade ediyor.
Güvensizlikle başlayan gün, okul kapısından içeri girildiğinde derinleşen yoksullukla devam ediyor. Kantin fiyatlarının fırladığı koşullarda liseli kadınlar nitelikli ve sağlıklı beslenmeye erişemiyor; günü sadece tost gibi geçiştirmelik yiyeceklerle tamamlamak zorunda kalıyor. Yoksulluk derinleşirken genç kadınların hem beslenme hem de eğitim hakkı doğrudan gasp ediliyor.
Geleneksel kalıplar, gerici baskılar ve cezasızlık
Liseli kadınların karşı karşıya kaldığı tek sorun yoksulluk değil. Sosyal medyada pompalanan “tradwife” yada “clean girl” gibi kadınları eve hapseden akımlar, aile içindeki “Kız kısmı fazla okumaz” zihniyeti ve erken evlilik baskısıyla birleşiyor. Okullarda ise eğitimin niteliği tartışılacağına kadın öğrencilerin kıyafeti, makyajı ve kahkahası hedef alınıyor. “Kız dediğin naif olur toplum içinde kahkaha atmaz” söylemleriyle genç kadınların bedeni denetlenmek isteniyor.
Daha da ağırı; öğrenciyi koruması gereken kimi öğretmenlerin sözlü tacizleri ve idarecilerin baskıları göz ardı ediliyor. Okul idareleri “Okulun adı kirlenmesin” kaygısıyla hareket ederken, rehberlik servisleri ciddi güvenlik ve şiddet sorunlarını çalışma programı vererek geçiştiriyor. Erkek öğrencilerin cinsiyetçi söylemleri “şaka” denilerek normalleştiriliyor. İstanbul Sözleşmesinden çıkılması ve 6284 sayılı yasanın etkin uygulanmaması gibi cezasızlık politikaları ise failleri okulda da sokakta da cesaretlendiriyor.
Normalleştirmeyeceğiz, yan yana durup sesimizi büyüteceğiz!
Bizlere yaşatılan bu sorunlar ne bizim kaderimiz ne de bireysel bir kuruntumuzdur. Aşmamız gereken en büyük engel, bu baskıları ve güvensizliği “normal” kabul etmektir. Konuştukça, tartıştıkça ve yaşadıklarımızı paylaştıkça bizi yalnızlaştırmaya çalışan bu düzenin farkına varıyoruz.
Sorunlarımızı tek başımıza çözemeyiz fakat bulunduğumuz liselerde öreceğimiz dayanışmamızla, birbirimize sahip çıkarak ve haklarımızı savunarak bu kuşatmayı kırabiliriz. Bize dayatılan yoksulluğa, gerici baskılara, tacize ve güvensizliğe karşı sessiz kalmayacağız. Güvenli okullar, özgür sokaklar ve eşit bir gelecek için liseli kadınlar olarak omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz!
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et