Efe ve Mert

İletişim Fakültesi

Ankara Üniversitesi

Yeni bir döneme daha merhaba diyoruz. Oryantasyon sürecinden hatta okula ilk adımımızı attığımız andan itibaren en sık duyduğumuz cümlelerden biri şuydu: “Türkiye’nin en köklü iletişim fakültelerinden birine geldiniz.” Peki bir okulun köklü bir geçmişe sahip olması, bugün de aynı kalitede eğitim verdiğinin göstergesi midir? Geçmişten gelen bu köklülük, bugün öğrencilerin sahip olduğu eğitim ve üretim olanaklarına ne ölçüde yansıyor?

İLEF, Türkiye’nin en köklü iletişim fakültelerinden biri olmasına rağmen bugün öğrencilerin eğitimini ve üretimini doğrudan etkileyen pek çok sorunla karşı karşıya. Bir iletişim fakültesinde öğrencilerin okudukları alanda kendilerini geliştirebilmeleri ve üretim yapabilmeleri için gerekli olan kamera, bilgisayar ve diğer teknik ekipmanların yetersizliği ve eski oluşları uzun süredir öğrencilerin gündeminde. Derslerde ve atölyelerde kullanmamız gereken ekipmanların en yenisinin bile 24 yıllık olması, üstelik mevcut ekipmanların öğrenci sayısına yetmemesi nedeniyle yapmak istediğimiz birçok çalışmayı gerçekleştiremiyoruz.

İletişim eğitimi yalnızca sınıfta teorik bilgi edinmekten ibaret görülemez. Gazetecilikten radyo ve televizyona, fotoğraftan sinemaya kadar pek çok alanda öğrencilerin öğrendiklerini uygulayabilecekleri ve kendi çalışmalarını üretebilecekleri teknik olanaklara ihtiyaçları var. Kamera kullanmayı, kurgu yapmayı ya da yayın hazırlamayı yalnızca teorisini dinleyerek öğrenmek mümkün değil. Bunun için öğrencilerin ekipmana ulaşabilmesi, atölyeleri aktif biçimde kullanabilmesi ve öğrendiklerini pratiğe dökebilmesi gerekiyor. Dolayısıyla gerekli teknik koşulların sağlanması öğrenciler için bir ayrıcalık ya da lüks değil, nitelikli bir iletişim eğitiminin en temel parçalarından biri olarak önümüzde duruyor.

İmkanlar öğrenci için kullanılmıyorsa ne için kullanılıyor?

Türkiye’nin en köklü iletişim fakültelerinden birinde okuyan öğrencilerin kendi alanlarında üretim yapabilmek için kişisel imkanlarına terk edilmesi kabul edilemez. Üniversitenin görevi öğrenciye teori anlatmanın yanında, o öğrencinin öğrendiği bilgiyi uygulayabileceği koşulları da sağlamaktır. Tam da burada öğrencilerin yıllardır eğitim için gerekli teknik ekipmanların yenilenmesini ve eksiklerin giderilmesini talep ederken, fakülte içerisine yeni güvenlik kameralarının yerleştirildiğini görüyoruz. Öğrencilerin üretim yapması için gerekli olan kameralar yıllardır yenilenmezken, öğrencileri izleyen kameraların yenilenebilmesi doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Fakültenin imkanları öğrencilerin eğitim ihtiyaçları için kullanılmıyorsa ne için kullanılıyor?

Üstelik güvenlik meselesi, İLEF ve Cebeci Kampüsü açısından yalnızca kamera sayısının artırılmasıyla çözülebilecek bir sorun değil. Çünkü mevcut kameralar öğrencilerin güvenliğini sağlamak ya da öğrencilere yönelik saldırılarda sorumluların tespit edilip cezalandırılması için kullanılmak yerine, çoğu zaman hakları için mücadele eden öğrencilerin takip edilmesi ve fişlenmesinin bir aracı haline geliyor. Kampüste öğrencilerin faşist çeteler tarafından saldırıya uğramaları ve yaratılan baskı iklimi öğrenciler tarafından uzun süredir dile getiriliyor. Öğrencilerin ihtiyacı daha fazla gözetim altında tutulmak değil saldırıların karşılıksız kalmadığı, kendilerini güvende hissedebildikleri, düşüncelerini özgürce ifade edebildikleri bilimsel ve demokratik bir üniversite ortamıdır.

Yüzlerce öğrencinin birliği görmezden gelinemez

Fakültede günün büyük bir bölümünü geçiren, derslere giren, atölyelerde çalışan, üretmeye çalışan ve buradaki bütün eksikliklerle doğrudan karşılaşan biz öğrencileriz. Buna rağmen fakültenin imkanlarının nasıl kullanılacağından, hangi ihtiyaçların öncelikli olduğuna kadar bizi doğrudan ilgilendiren pek çok konuda söz ve karar hakkımız oldukça sınırlı. Üniversite dediğimiz yer; öğrencilerin yalnızca ders saatlerinde gelip sıralara oturduğu, ders bittiğinde de terk ettiği bir alan değildir. Eğitim aldığımız yer olmasının dışında öğrencilerin ürettiği, tartıştığı, fikirlerini geliştirdiği ve ortak yaşam kurduğu bir alandır. Dolayısıyla öğrencilerin kendi fakültelerinin sorunları ve ihtiyaçları konusunda söz sahibi olması da üniversite yaşamının doğal bir parçası olmalıdır. Öğrenciler olarak tek tek dekanlığa gidip aynı sorunları tekrar tekrar anlatmanın bir çözüm olmadığını söylemek gerekir. Yıllardır devam eden sorunlar, bize bunun tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Çünkü ekipman yetersizliği yalnızca bir öğrencinin, bir bölümün ya da bir sınıfın sorunu değil. Tam da bu nedenle, ortak sorunlarımız karşısında ortak hareket etmek zorundayız. Bir öğrencinin tek başına dile getirdiği talep kolaylıkla görmezden gelinebilir fakat yüzlerce öğrencinin aynı talep etrafında yan yana gelmesi, kendi sorunlarını birlikte tartışması ve çözüm için birlikte hareket etmesi aynı şekilde görmezden gelinemez. Öğrencilerin gerçek anlamda söz sahibi olabilmesinin yolu da yalnızca kendilerine söz verilmesini beklemekten değil, kendi sözlerini birlikte kurabilmelerinden geçiyor. Örgütlü mücadele tam olarak burada anlam kazanıyor. İLEF’in sorunlarını en iyi bilen ve bu sorunları her gün yaşayan öğrenciler, çözümün kendisi olmak zorunda. Bunun yolu yan yana gelip ortak taleplerimizi belirlemekten ve bu talepler için birlikte mücadele etmekten geçiyor.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.