Enes Kaan TÜRKAN
Erciyes Üniversitesi
Uyuşturucu Türkiye’ye yüzlerce yöntem ve yolla girebiliyor. Dergimizin bir önceki sayısında uzun uzadıya bu kısmını değerlendirmiştik. Gençliğin gelecek ufku bu gibi yöntemlerle daraltılmaya çalışılıyor. Sorunlardan kurtulmanın bir yolu olarak uyuşturucu öne çıkarılıyor. Burada sorulması gereken bir dizi soru ortaya çıkıyor. Türkiye gençliği neden uyuşturucuyla ve çetelerle yalnız bırakılıyor? Türkiye’de herhangi bir gencin önüne uyuşturucunun bir seçenek olarak çıkması yolunda birçok sebep bulunuyor. Bunların tümünü ele aldığımızda ise politik ve ekonomik bir dizi sebep ortaya çıkıyor. Bu sebeplerden ayırarak bir uyuşturucu sorunu tariflemek eksik kalacaktır. Bir kurtuluş reçetesi olarak uyuşturucunun nasıl pazarlandığı hakkında bir tartışma vermek gerekiyor. Uyuşturucu Türkiye’ye birçok yolla girmeye devam ediyor. Başta uyuşturucu sevkiyatı için bir köprü görevi gören Türkiye, uyuşturucunun yaygınlığı noktasında da geri kalmıyor. Türkiye’de mafya-devlet bağları bu ticareti meşrulaştırıyor, önünü açıyor. Uyuşturucuyla mücadele bugün belli sevkiyatlar esnasında uyuşturucuya el konulduğu, sokakta uyuşturucu ticaretinin en alt kademesindeki torbacıya müdahale etmekle sınırlı kalıyor. Burada bile tercihi kendisine yakın olan barona dokunmayan, çıkarlarının çatıştığı bir diğer baronun ise daha fazla önünü açmak için bir yöntem olarak kullanılıyor.
Gençliği uyuşturucuya ve çetelere yönlendiren şey diziler mi?
Uyuşturucu ve çeteleşmeyi işlemesiyle en görünür olan dizilerden birisi, Adana’da sokak hayatını ve Hürriyet Mahallesi’nde faaliyet gösteren bir çeteyi anlatan “Sıfır Bir” olmuştu. Dizi beraberinde birçok tartışmayı getirse de en başta gençleri sokak kültürüne özendirdiğine dair bir tartışma daha fazla öne çıktı. Gençlik kitleleri içerisinde çeteleşmenin ve uyuşturucunun yaygınlaştırılmasında önemli bir etken olduğu yönünde ciddi bir kanı yer alıyor. Uyuşturucu ve çeteleşmenin sadece bu tarz dizi ve filmlerde olduğu kanısıyla hareket etmek eksik kalır. Geçmişte epey izleyici toplayan mafya filmleri Türkiye’deki mafya gerçeğinden bağımsız değilse bu dizi açısından da aynısı söylemek mümkün. Nasıl Kurtlar Vadisi çekilmeden önce Türkiye’de devlet-mafya ilişkisi varsa aynısını Sıfır Bir için de söylemek mümkün. Bu süreci bir medya özendirmesi gibi okumamalıyız. Türkiye’de iktidarın uyuşturucuyla mücadele noktasındaki başarısızlığı yalnız bugün ortaya çıkan bir gelişme değil. Önceki yazımızda uyuşturucunun Türkiye’nin dört bir yanına nasıl dağıtıldığına değinmiştik. Burada ciddi bir devlet-mafya ilişkisi olduğunu da uzun uzadıya bahsetmiştik. Bugün tek adam rejimi her ne kadar uyuşturucuya ciddi bir savaş açtığını söylese de semtlerimizde köşe başlarında gördüğümüz tablolar hiç de aynı gerçekleri yansıtmıyor. Sadece uyuşturucu ticaretinin en altında yer alan isimlere yapılan operasyonlar, bunun mahallelere ulaşmasının önüne kısa süreli bir engel koyacak ancak kökten yok edemeyecektir. Asıl bu işin başını çeken ve devletle derinden iltisaklı olan baronların önü kesilmedikçe bir uyuşturucu mücadelesinden bahsetmek yetersiz kalacaktır.
İktidarın yoksulluk ve yalnızlaştırma politikası
Bir diğer yanda uyuşturucunun bu denli yaygınlaşmasının altında aslında bizi seçeneksiz bırakan kapitalizmin ta kendisinin olduğunu söyleyebiliriz. En başında eğitimin her kademesinin yozlaştırılması, ezbere dayalı bir hale gelmesi ve kendimizi tanıyacak imkanımızın genel olarak az olması iyi ve mutlu olacağımız bir gelecek inşa etme ihtimalini azaltıyor. Yeni mezun köleler ya da yeni bir tabir olan “ev genci” yaratan eğitim sisteminde bu gibi sorunlar baş gösteriyor.
Eğitim sisteminin mevcut durumunun yanı sıra gençliğin yaşadığı ekonomik dar boğazı da sebepler içerisinde gösterebiliriz. Türkiye’de her iki insandan birinin kredi kartı, banka borçları bulunuyor. Gençlik de bu yoksulluktan ciddi bir pay düşüyor. KYK ücretlerinin 4000 lira olduğu, bir kahvenin ücretinin en az 200 lira olduğu, bir tiyatro veya konser biletinin 800-1000 liraları bulduğu bir tabloda birçok üniversite öğrencisi okurken ek işlerle çalışmak zorunda kalıyor, üniversite ve iş arasında mekik dokuyarak eğitim hayatına devam ediyor. Üstelik bu okurken çalışma dinamiği iktidar tarafından İŞKUR ve GÜÇ gibi programlar üzerinden meşruluk kazandırılıyor. Bu yaşananların hepsi aslında gençliğe uygulanan yalnızlaştırma ve baskılama yöntemlerinden sadece bazıları. Buralarda kendini bu sistemin çarkları arasında sıkışmış hisseden gençlik kesimleri; bir kaçış, yaşadığı zorluklardan biraz olsun uzaklaşma yöntemi olarak uyuşturucuyla ilk elden karşılaşıyor.
Diğer yandan yaşadığı tüm bu zorlu süreçler içerisinde ihtiyacı varsa opsikolojik desteğe de ulaşamıyor. Psikiyatriste gittiğinde bir antidepresan yazılıp gönderiliyor, devlet hastanelerinde gerekli psikolog kadrosu bulunmamasında ötürü randevu dahi alamıyor. Bugün dışarıda bir psikolog tedavisinin seans ücreti 1000 liraları aşmakta. Liselerde 1000- 1500 kişilik okullarda 1 ya da 2 rehberlik hocası bulunurken bütün lise öğrenciler gerekli psikolojik desteğe ulaşamamış oluyor. İktidarın buraya bulduğu çözüm ise daha fazla gerici bir yöntem olan “manevi rehber” adında imamları okula atamak olmuştu.
Uyuşturucuya, çetelere karşı mücadele geleceğimizi kazanma mücadelesidir!
Bugün bir gencin uyuşturucuyla tanışma yaşı 12’lere kadar indi. Uyuşturucunun kullanım oranlarının halen büyük bir kısmını 14-25 yaş aralığında gençler oluşturuyor. Üstelik Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı “Uyuşturucuyla Mücadele Raporu”nda tedaviye bu yaş aralığında ulaşamadığı belirtilirken, bu yaş grubunun tedavide başarılı olma oranına dair bir veri yer almıyor. 2025 yılında toplam 405 bin civarında insanın bağımlılıkları için sağlık kurumlarına başvurduğu verilerle ifade ediliyor. Aynı zamanda 2025 yılında bağımlılıkları için başvuranların yüzde 50’si ilk defa tedavi görenlerden oluşurken, önceden tedavi durumu bilinmeyenlerin dışında kalan yüzde 48’in daha öncesinde tedavi gördüğü ancak bağımlılığın tedavi sürecinden sonra devam etmesi sebebiyle başvuruda bulundukları belirtiliyor. Uyuşturucuya karşı tedavi almak isteyenlerin başarı oranında yaşanan bu düşüklüğü, uygulanan politikaların yetersizliği ile de birbirinden ayıramayız.
Uyuşturucuyla mücadele bugün gençliğin geleceğini kazanması yolundaki önemli adımlardan birisi olarak karşımıza çıkıyor. Burada atacağımız ilk adımı da yine kendi geleceğimiz için mücadelenin yol haritasında aramalıyız. Yeteneklerimizi geliştirebileceğimiz bir araya gelişleri daha da arttırmalıyız. Kolektif üretiminin ruhunu yaşatacak atölyeleri, kulüp ve toplulukların sayısını arttırmak demek burada atabileceğimiz ilk adım olabilir. Bir diğer yanda memleketin dört bir yanını sarmış olan bu çete düzenine karşı örgütlü bir mücadele etrafında büyütmeliyiz. Sokaklarımızı, semtlerimizi daha güvenli hale getirebilmek üzere bu tarz alanlarda daha sık yan yana gelmeliyiz. İktidarın ve tek adam rejiminin baskılarını kırmanın en önemli yollarından birisi de bizlerin yeteneklerimizi keşfedebileceğimiz alanları var etme yolunda atacağımız adımlar olacaktır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et