Türkiye-Yunanistan gerilimi: Sadece bir sınır sorunu değil emperyalist planda yer kapma meselesi
Emperyalist rekabetin kızışması, emperyalist savaşların yaygınlaşma eğilimine paralel olarak Türkiye-Yunanistan anlaşmazlığı da artık klasik bir sınır meselesi değil.
Fotoğraf: ANKA
Seyit Aldoğan
[email protected]
Atina- Son dönemde Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Ege ve İran ekseninde gelişen ABD-İsrail savaşının yaygınlaşma eğilimi, bir anlamda Türk-Yunan ilişkilerini de tetikledi. Bu durum Türkiye basınında “Atina’da deprem”, “Atina gerilim istiyor”, “Yunanistan ve İsrail ablukası” benzeri manşetlerin atılmasına neden oldu. Karşılıklı restleşmeler, uyarılar ve milliyetçi söylemlerle düşmanlığı körükleyen değerlendirmeler havada uçuşuyor.
Dünyada emperyalist rekabetin kızışmasına, pazar paylaşımı mücadelesine ve emperyalist savaşların yaygınlaşma eğilimi içine girmesine paralel olarak, üzerinde yaşadığımız coğrafyada da enerji nakil hatları, hidrokarbon rezervleri ve deniz taşımacılığı gibi etkenlere bağlı olarak Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde yeni bir gerginliğe doğru gidildiği görülüyor.
ABD ve onun bölgedeki vurucu gücü olan İsrail yeni bir yapılanmayı hedeflerken, bölgedeki gerici yönetimler pastadan pay kapmak, emperyalist sistemin bir parçası olarak varlıklarını sürdürmeyi güvence altına almak ve bölgesel çıkar dengeleri içinde daha iyi bir mevzi tutmak amacıyla dış politika, ticaret, silahlanma ve ittifaklarda yeni yönelimler içine giriyorlar. Bölge gericiliklerinin çıkarlarının farklılıklar göstermesi emperyalizme bağımlılıkla çelişmediği gibi, tersine bu bağımlılığı daha da güçlendiren birer etmen haline geliyor.
Bölgedeki gelişmelere bu perspektifle bakıldığında Türkiye ve Yunanistan arasında anlaşmazlık konusu olan sorunların klasik anlamda bir sınır sorunu olmaktan çıktığı açıkça görülecektir.
Rusya Karadeniz, Balkanlar ve Doğu Avrupa’dan abluka altına alınıyor. Yunan adalarına hava savunma sistemlerinin yerleştirilerek Ege kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Doğu Trakya ABD-NATO üssüne çevriliyor. Öte yandan Doğu Akdeniz’de İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında enerji nakil anlaşmasının yürürlüğe girmesi, Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölge çerçevesi içinde uluslararası tekellerle yaptığı anlaşmalar, enerji rezervlerinin önemi, Ortadoğu’ya müdahalede bölgenin önem kazanması, Çin ve Rusya ile girişilen rekabet vb. gelişmeler Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların artık klasik anlaşmazlıklar olmaktan çıktığını gösteriyor. Gelişmeler, Ege ve Doğu Akdeniz’i emperyalist yayılmacılık, paylaşım ve egemenlik rekabetinin açıkça görüldüğü alan durumuna getiriyor.
Yunanistan'da son kırk yılın en iş birlikçe hükümeti
Yunanistan’da 1973 yılında yıkılan Albaylar Cuntası sonrasından bugüne kadar kurulan en işbirlikçi yönetim olan Kiryakos Miçotakis’nin Yeni Demokrasi (ND) hükümeti, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de Yunan sermayesinin çıkarları doğrultusunda başta ABD, İsrail ve sonrasında AB ile, son derece stratejik anlaşmalar yapmış bulunuyor. Mısır, Lübnan, BAE, Suudi Arabistan ile askeri ve ticari ve teknik ilişkiler geliştirdi. Bu arada özellikle Fransız ve Alman tekellerinin çıkarlarının sözcülüğünü de yapıyor.
Erdoğan hükümeti ise ABD ve AB destekli İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs kesimi eksenine karşı Suriye’de sahip olduğu etkiyi, son süreçte Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurulan “Mekke ittifakı”nı, ABD ve NATO politikaları ile tam bir uyum içinde olan tutumunu; Trump’ın övgüsünü kazanan İran ve Filistin politikasını, NATO politikaları çerçevesi içinde artan silahlanma harcamalarını kullanarak elini güçlendirmeye ve bölge ülkeleriyle kurduğu ekseni güçlendirmeye çalışıyor.
Kuşkusuz her iki ülkenin bağımlılığı daha fazla artıran bu tutumlarının ana nedeni sadece Türk-Yunan ilişkileri ve Ege-Doğu Akdeniz gibi sorunlarla açıklanamaz. Esas neden bölgede oluşan ya da oluşması olası olan dengelerden pay kapma yarışıdır. Türkiye’yi asıl kaygılandıran İsrail’in bölgede oyun kurucu duruma gelme planlarıdır. Örneğin “yavru vatan” ilan edilmesine ramak kalan Suriye’de İsrail’in etkisinin artması ve Colani hükümeti ile anlaşma masasına oturulması, Arap ülkeleriyle İbrahim anlaşmalarının imzalanması, Yunanistan’ın AB üyesi olarak Türkiye ile bölgesel çıkarlar üzerinden iş birliği yapan ülkeler ve tekellerle ekonomik, askeri ve ticari ilişkiler geliştirmesi Türkiye’nin yayılmacı politikaları önünde ciddi engeller oluşturuyor.
Gerginlik yeniden tırmanıyor
Son süreçte ise Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasında çekilen elektrik hattı ve Türkiye tarafından hazırlanan “Mavi vatan” kanunu ve “deniz parkları” kararı, iki ülke arasında gerginliğin yeniden yükselmesine neden oldu. Yunan hükümeti “Mavi vatan” kanununun “hiçbir geçerliliğinin olmayacağını” savunurken, Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis defalarca “Yunanistan her türlü tahrike karşı koymaya hazırdır” açıklamaları yaptı. Başbakan Miçotakis ise 5 Eylül’de Selanik Uluslararası Fuarı’nda yaptığı konuşmada “12 mil hakkı”nın geçerli olduğunu ve yeri ve zamanı gelince uygulanmasından çekinmeyeceklerini söyledi.
Miçotakis son olarak Türkiye topraklarına en yakın ada olan Meis adasının İtalyan işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünde yapılan etkinliklere katılarak Ege’deki statünün değişmeyeceği ve Yunanistan’ın egemenlik haklarından vazgeçmeyeceği mesajını verdi.
‘Bir gece ansızın gelme’ söylemi artık korkutmuyor
Türkiye’nin “Deniz parkı” ilan ettiği Kuzey Ege’deki 1742 kilometre karelik Limnos (Limni) ve Samotrakis (Semadirek) bölgesi hem Ege’nin kontrol altına alınmasında hem İsrail ile yapılan hava savunma anlaşması ve İHA istasyonu kurulması planı açısından Yunanistan hükümeti tarafından stratejik bir bölge olarak değerlendiriliyor. Yunanistan “Aşil kalkanı” adını verdiği savunma sisteminin, adaların silahlandırılmasının, deniz yetki alanlarının vb. uluslararası anlaşmalarla güvence altında olduğunu, yoruma açık olmadığını söylüyor. Türkiye ise uluslararası anlaşmalara ters düştüğünü iddia ediyor.
Öncelikle her iki tarafın da her fırsatta sözünü ettiği uluslararası deniz sözleşmelerinin, halkların çıkarları temelinde yapılmış anlaşmalar olmadığını belirtmek lazım. Tersine emperyalist çıkarlar, ticaret, güvenlik vb. kaygılarla yapılan anlaşmalardır ve bugünkü dengeler açısından bakıldığında hemen her bölgede anlaşmazlık konusu olan sorunları çözmekten uzaklar. Kaldı ki emperyalist işgallerde ve operasyonlarda ya da savaş ilanlarında hiçbir uluslararası anlaşmanın tanınmadığı da ortada.
Öte yandan Yunanistan, Türkiye’nin özellikle başta Kürt sorunundan kaynaklı istikrarlı bir dış politika izlemeyişini, bölge ülkeleri ve halklarıyla sorunlar yaşamasını fırsata çevirerek coğrafi ve askeri açıdan önemli bir güç durumuna geldi. Artık “Bir gece ansızın gelebiliriz” diyerek tehdit edilmekten korkmayacak ilişkilere ve ortaklıklara sahip. Yunanistan savunma bakanlığının verilerine göre sadece 2026 yılında İsrail ve Yunanistan arasında 54 ortak “faaliyet” kararlaştırılmış ve hayata geçirilmiş durumda. Bunların 29’u Yunanistan’da 25’i İsrail de yapılmış.
Mısır’la ilişkiler
Bu arada Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalan Mekke Anlaşması’nın genişletilmesi yönünde çabalar olduğu biliniyor. Özellikle Mısır’ın anlaşmaya katılması yönünde açıklamalar, Yunanistan medyasında tartışma konusu oldu. Bunun nedeni Mısır’ın bölgede önemli bir güç olması. Ancak Yunanistan, Türkiye-Mısır ilişkilerinden rahatsızlık duymayacak görünüyor. Çünkü 2013 yılından bu yana Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasında ciddi bir işbirliği bulunuyor. Aynı şekilde Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ı hedef alacak politikalar Mısır’ın da işine gelmeyecektir. Şubat 2026’da her iki ülke arasında “Stratejik İşbirliği Konseyi” adı altında savunma, yatırım ve ticaret alanında anlaşmalar yapıldı. 2028 yılına kadar iki ülke arasındaki ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması planlanıyor. NATO’nun 5. maddesine benzer bir kollektif savunma anlaşmasına Mısır’ın yanaşması olasılıklar içinde görülmüyor. Doğu Akdeniz’de çıkacak enerji, güvenlik ve istikrarsızlık krizi her anlamda Mısır’ın çıkarlarına ters düşecektir.
Yunanistan son yıllarda başta Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan olmak üzere Arap ülkeleriyle de yakın ilişkilere sahip. Suudi Arabistan’a Patriot bataryaları göndermesi, Kızıldeniz’de savaş gemileri bulundurması, ticaret ve taşımacılık anlaşmaları bunların bazıları.
Muhalefet ne diyor?
Yunanistan Komünist Partisi (KKE) dışındaki muhalif partiler, hükümeti Türkiye’nin yayılmacı politikaları karşısında yeteri kadar ses çıkarmamakla ve aktif bir dış politika izlememekle suçluyorlar. SYRIZA’nın dağılmasından sonra ana muhalefet partisi konumuna gelen PASOK, “Dış politikada atıl kalan hükümet istifa etmelidir” diyor. Gerici ve aşırı sağcı bir çizgide olan “Elliniki Lysi/Yunan Çözümü” ve yine faşist eğilimler taşıyan Niki/Zafer partisi ise daha fazla silahlanma ve gerekirse “sahada” açık tutum alma açıklamaları yapıyorlar. KKE ise ABD-NATO ve AB’nin Akdeniz’i kontrol altına almak ve rezervleri sömürmek için tehlikeli politikalar uyguladıklarını söylüyor ve halkların emperyalist yayılmacılığa karşı direnmesinin önemi üzerinde duruyor.
Mecliste temsil edilmeyen sol örgütler ve çok sayıda işçi sendikası da emperyalist saldırganlıklara, yayılmacı politikalara ve savaş çığırtkanlığı ile milliyetçi söylemlere karşı halkların ortak mücadelesinin önemine dikkat çekiyorlar. NATO’dan çıkılması, üslerin kapatılması, emperyalist ittifaklar içinde yer alınmaması vb. talepleri ön plana çıkarıyorlar.
Yunanistan kamuoyu gerginliği nasıl görüyor?
Yunan hükümetlerinin ve milliyetçiliği körükleyen medya organlarının bir bölümünün “Türkiye’den gelecek tehditleri” önlemenin yolu olarak ABD-NATO ve AB ekseniyle uyumlu hareket etmeyi göstermesi azımsanmayacak bir toplumsal kesim üzerinde etkili oluyor. Aynı kesim ABD ve NATO’ya güvenilmeyeceğini söylüyor ama silahlanmanın da gerekli olduğunu savunuyor. Çünkü son yıllarda yaşanan gerginliklerin, Ortadoğu ve dünyadaki emperyalist saldırganlık, savaş ve katliamların yarattığı tedirginlik Türk- Yunan sorunlarıyla ilişkilendiriliyor.
Sokakta Türkiye ile ilişkisi olan ya da ilişkilendirilen herkese sorulan ilk soru, “Erdoğan ne yapmak istiyor?” şeklinde. Türkiye muhalefete baskılar, siyasi operasyonlar dışında, belediyelerdeki transferler, skandallarla anılıyor. “Türkiye’de ne oluyor?” sorusu tam da bu nedenlerle soruluyor. Kamuoyunda ve yapılan analizlerde, ayrıca 2027 baharında Yunanistan’da 2028’de Türkiye’de seçimlerin olacağı, dolayısıyla hükümetlerin “dış düşman, beka” vb. olguları propaganda konusu yapacakları üzerinde de duruluyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et